Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

15 Mayıs 2010, kıyı avımız...

Konu, 'Balık Avı ile İlgili Fotoğraflı Av Hikayeleri' kısmında Çağatay Yılmaz tarafından paylaşıldı.

  1. Çağatay Yılmaz

    Çağatay Yılmaz Aktif Üye

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    201
    Beğeniler:
    4
    Bu hafta sonu, forumumuz üyesi olmayan hatta internet ile arası hiç olmayan sevgili av partnerim ve dostum Bumin ile birlikte kendimize fırsat yaratıp, İzmir, Çeşme'de çupraların peşinden koşturduk. Ancak, bu sefer kondisyonumuz yeterli olmadı, gönlümüzden geçen neticeyi de tam olarak alamadık. :)

    Sabah, 05.40 gibi oltalamaya başladık. Hava kapalı ve yağmurluydu. Zaten yağmur bütün gün peşimizi hiç bırakmadı. Rüzgar, ağırlıklı olarak lodos esti ama bunun yanı sıra gün boyu da ara ara döndü durdu. Deniz, öğle saatlerine kadar sakin olmasına rağmen özellikle öğle saatlerinden sonra akıl sır ermeyecek bir dip akıntısı oluştu. Öyle ki bir an kendimizi Fırat nehrinde oltalıyor zannettik. :eek:

    Yem olarak sadece yengeç kullandık. Zira, çupra avında özelikle Haziran ayına kadar, yengecin yanında mamun’u da tercih etmemize rağmen, havanın yağmurlu geçeceğini bildiğimizden ve bu sebepten elde kamış beklemeyi pek tercih etmeyeceğimizden dolayı böyle bir seçim yaptık. Her birimiz üçer kamışla avlandık. Bumin, klasik 3’lü takımı tercih etti, ben ise çeşit yaptım. Klasik üçlü takımın yanı sıra tek iğne gezer kurşunlu takım da kullandım. Takımlarımızda beden ve köstek olarak, 0.40 misina (bendeki Gorilla FC, Bumin’deki normal cinsinden) ve iğne olarak da ağırlıklı olarak Mustad 496-1/0 olmak üzere aynı markanın 505 serisinin 1 ve 1/0 ebatlarını da diğer kamışlarda zaman zaman kullandık.

    Denizde, yengeci dahi didiklemeye meraklı, kırıntı balık camiasından eser yoktu. Tam olarak emin olamamakla birlikte, sanırım lidaki bile pek gezinmiyordu. Özellikle sabah suyundan çok ümitli olmamıza rağmen, saatlerce oltalarımızı yoklayan balık olmadı. Ancak, sabırla beklemeyi tercih ettik

    Sıklıkla atıştıran yağmurdan dolayı, genelde benim emektar arabanın bagaj kapağının altında beklemek zorunda kaldık. Yaşadığımız bu zorunluluğu, çekilir hale getirmek için benim bagaj kafede bol bol neskayfe içip, ciharo tellendirdik. :)

    Saat 11.00.'e kadar her ikimizin kayda değer vuruş sayısı sanırım üç ya da dördü geçmedi. Bu anlamda aslında pek verimli bir gün geçirdiğimizi söyleyemem. Zira mera da aslında çok verimli bir mera değildi. Kamışların başında devamlı duramadığımızdan dolayı biz yetişene kadar o vuruşlar da kaçtı gitti. Saat 11.30'a doğru, Bumin'in kamışı kuvvetlice sarsıldı. Biz kamışın yanına gidene kadar, sarsılmaların ardı arkası kesilmeyince, tamam dedik zokayı yuttu bu muhterem. :D

    Bumin balığı mendireğin kıyısına kadar getirdi. Ben balığı görür görmez, yanımızda kepçe olmadığından dolayı tam hamle yapıp, misinayı elime alayım diyordum ki Bumin benden erken davrandı, kamışı kaldırıp balığı mendireğin üstüne aldı, ancak daha yere koyamadan 3,90'lık surf kamış orta yerinden çat diye kırılıp ikiye ayrıldı. :mad:

    Hemen balığa hamle yapıp onu sağlama aldım. Bumin, o anda balığa mı sevinse, kırılan kamışa mı üzülse ne yapacağını şaşırdı. Hayır, hayvan güzel bir hayvan ama öyle kantar yüküyle değil ki ağırlığı. Av sonrası tartmadık ama bizim tahminimiz, 1 kilo ağırlığa anca anca yaklaşan bir balık. Bir kamış bu kadar net ağırlığı taşıyamayacaksa neyi taşıyacak ki? :confused:

    Tam balığı, buzluğa derdest etmiştik ki daha 5 dakika bile geçmeden önce Bumin'in diğer kamışı, sonra benim kamışlarımdan biri sarsıldı. Bu çupra cemaati genelde alay gezdiğinden, diğer arkadaşları da yemlere saldırmıştı besbelli. Benimkine yetiştiğimde, iş işten geçmişti. Ancak, Bumin'in oltasına dadanan kendini kurtaramamıştı. Bumin, herhalde diğer balığın heyecanını atamamış ve adrenalin seviyesi düşmemiş olacak ki makineye biraz fazla yüklenip, balığın gücüne göre freni göz ardı edince, balık 0.40'lık misinayı patlattı ve kurtuldu. Biraz moralimiz bozulacak gibi olsa da gidenin arkasından ağlayacak halimiz yoktu. Biz nasıl yakalamak için çabalıyorsak, kurtulmak da onun zanaatıydı. Olsa olsa, bundan ders çıkarmak durumundaydık. Bu nedenle, bir sonraki kıyı avımıza, meditasyon ve yoga yaparak hazırlanma kararı aldık. Bundan sonraki sloganımızı da , balık vurması hiçbir şey, sakinlik ise herşey olarak belirleme kararı aldık. :D

    Yaklaşık, saat 13.00.' e kadar yerimizden ayrılmadık. Ancak, yukarıda anlattığım son fasıldan sonra da hareketlilik bıçak gibi kesilmişti. Şartlar normal olsa, niyetimiz akşama kadar olduğumuz yerden ayrılmamaktı. Ancak, en başta yazdığım gibi, bu saatlerden sonra çok şiddetlenen dip akıntısı, oltalamayı adeta bir işkence haline getirdi. Hani bir nehirde avlanırsınız da baraj kapakları aniden açılır, aynen o vaziyet bir durum oluştu. Her ikimiz de, denizde bu kuvvette bir akıntı oluşmasına akıl sır erdiremedik. Üstelik akıntının belli bir yönü de yoktu, bir sağdan vuruyordu bir soldan. Bu akıntılar sırasında, deniz bir kabarıyor bir çekiliyordu. Öyle ki, en sonunda sular, hemen yanı başımızdaki benim emektar arabanın kapısından içeri girecek kadar yükselince, arabanın yerini değiştirmek zorunda kaldık.
    Yanımızda telli akıntı kurşunu da olmayınca, aralarında olabildiğince mesafe bırakmamıza rağmen takımlar sürekli birbirine dolanmaya başladı ve mecburen toparlanıp, o bölgeyi terk etmek durumunda kaldık. Daha sonra keşif için denediğimiz farklı bölgelerdeki iki farklı mera da dip yapısından dolayı, takımları mahvedince, saat 17.30 suları avı sonlandırıp İzmir'e dönüşe geçtik.

    Bu avımızın talihlisi sevgili dostum Bumin'i, özellikle son zamanlardaki şanssızlığını da kırmış olduğu için, tebrik ediyorum. :harika:

    Kendim için de bu hafta böyle geçti, artık önümüzdeki haftalara bakacağız diyebiliyorum. :)
    Bizde bu çupra sevdası olduğu sürece kasım ayının sonlarına kadar nasılsa haftalar tükenmez. :p

    Topu topu üç kare fotoğrafımız var. Bu haftaki avda benim fotoğrafım yok, zaten balığım da yok. Bilinçli bir şey değil ama kendiliğinden de olsa bu avda fotoğraf hak edenin oldu. :)

    Balığın fotoğrafına dikkat ederseniz, kuyruk yapısı (gövdeye göre küçüklüğü) ve yanaklarında al işaret bulunmaması itibariyle çiftlik firarisi izlenimi veriyor ki bence öyle. Ancak, bölgede çok yakında çiftlik olmadığı gibi, çiftlik balıklarını genelde bu kadar büyütmeden hasat ederler. Fakat aldığım bir başka duyuma göre çiftlikler ihraç partileri için, porsiyonluk boydan daha iri balık da yetiştiriyorlarmış. Belki yeni belki de uzun zaman önce çiftlikten kaçtı, sonra doğal ortamda büyüdü ama vücudunda havuz döneminden kalma nişanları hep taşıdı. Her neyse ne, sonuçta Bumin'e nasip oldu bence çok da iyi oldu. :p

    Hepinize bereketli avlar dilerim.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. jacksoonn007

    jacksoonn007 Aktif Üye

    Yaş:
    31
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    468
    Beğeniler:
    3
    Şehir:
    Kütahya
    tebrikler abi güzel av olmuş
     
  4. enis59

    enis59 Daimi Üye

    Yaş:
    36
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.211
    Beğeniler:
    4
    tebrikler güzel bir av olmuş afiyet olsun
     
  5. DrEjO

    DrEjO Aktif Üye

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    12 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    114
    Beğeniler:
    0
    Tebrikler, çok güzel av olmuş, balıkta çok yakışıklı.
     
  6. ishak BALLICA

    ishak BALLICA Aktif Üye

    Kayıt:
    7 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    809
    Beğeniler:
    96
    Sevgili Çağatay kardeşim, harika bir anlatım..Harika bir paylaşım olmuş...Bumin kardeşimize denk gelşen ''Al yanaklı/Kalın dudaklı yarim'' familyasının üyelerinden olan zat ı muhterem hakikaten insanın gözünü alacak bir boyutta...:harika:

    Onu kamışın ucun da hissetmek....:cool:Tokalaşmak..:rolleyes:Ve kıyıya alıncaya kadar yaşanan adrenalin dolu dakikalar kimbilir ne heyecan verici geçmiştir...

    İnşallah tez zamanda hep beraber o hasret olduğumuz ''Al yanaklı /Kalın dudaklı yarimize '' kavuşmamız dileği ile rastgele...
     
  7. Surffishing

    Surffishing Daimi Üye

    Yaş:
    44
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    4.675
    Beğeniler:
    25
    Şehir:
    Balıkesir
    Tebrikler Çağatay bey.Raporunuzu keyifle okudum,şansınız daim olsun:)
     
  8. AKIN KAPTAN

    AKIN KAPTAN Editör Moderatör

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1.915
    Beğeniler:
    58
    Şehir:
    Marmaris
    Güzel çupra. Tebrikler. Dediğiniz gibi çiftlik firarisi olabilir.
     
  9. löngöz

    löngöz Daimi Üye

    Yaş:
    60
    Kayıt:
    5 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.821
    Beğeniler:
    108
    Şehir:
    İZMİR,AKYAKA
    tebrikler...güzel avlarınızın devamını dilerim...
     
  10. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.691
    Beğeniler:
    5.694
    Şehir:
    İstanbul
    Tebrikle Çağatay
    Kaçanıyla, yakalananıyla, yağmuruyla, akıntısıyla, kısacası herşeyiyle keyifli ve heyecanlı bir av olmuş.
    Yakalanan balık ta çok güzel.

    O kırılan kamışta önceden oluşmuş ama farkedilmemiş bir çatlak vs varmıştır.
    Aksi halde kırılsa bile ortadan kırılmaz en fazla en uçtan kırılırdı.
    Balık her ihtimalde kıyıya gelmiş ya, kamışın acısı kolay unutulur. :)
    Her zaman rastgelsin
     
  11. Çağatay Yılmaz

    Çağatay Yılmaz Aktif Üye

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    201
    Beğeniler:
    4
    Yorumlarınız ve tebrikleriniz için teşekkür ederim arkadaşlar. Her ne kadar, bu avda ben boş geçmişsem de tebriklerinizi uzunca süredir ekip olarak birlikte avlandığım Bumin'e kuşkusuz ileteceğim. Ekip üyesi olarak, tebriklerden kendime düşen payı da şimdilik avans olarak alıyorum. :)

    Şeref, kamış konusunda iki şansızlığı birden yaşadık aslında. Diğer iki farklı kamışa ilaveten, aynı markaya ait (marka yazmak istemiyorum, yanlış anlaşılabilir), birbirinin aynı 4 kamış kullandık. İkisi Bumin'de diğer ikisi bende idi. Kamışlar, orta segment denebilecek, ne çok pahalı ne de çok ucuz olanlardan. Önce Bumin'in bu markaya ait bir kamışının en uç kısmı kırıldı. Onu toplayıp, diğer iki kamışla ava devam etti. Sonra yukarıda bahsettiğim gibi diğeri de orta kısmından kırıldı. Elimizde birinin en ucu diğerinin ortası kırılmış iki kamış kaldı. Çok çabuk bir şekilde, halkalarını ısıtarak zarar vermeden söküp, iki kamışın sağlam parçalarını birleştirdik. Daha sonra halkaları da yanımızdaki japon yapıştırıcısı ile tekrar yerine monte ettik. Bu şekilde, Bumin en azından, tek kamışa kalmamış oldu. Yalnız aynı markaya ait fazla kullanılmamış, iki kamışın başına arka arkaya bunların gelmesi, bizi marka seçimi konusunda tereddütte bıraktı. Bunu da bir ayrıntı olarak belirtmek istedim.

    Ama yine de önemli olan balığın gelmesi, dediğin gibi kamışın üzüntüsü çabuk geçer.