Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

3 / 4 Eylül 2016 Karaburun ve Durusu durum raporu.

Konu, 'Balık Avı ile İlgili Fotoğraflı Av Hikayeleri' kısmında gsozata tarafından paylaşıldı.

  1. gsozata

    gsozata Aktif Üye

    Kayıt:
    5 Eylül 2015
    Mesajlar:
    516
    Beğeniler:
    632
    Şehir:
    istanbul
    S.a arkadaşlar, hayırlı günler bereketli avlar.

    Raporun en başında belirteyim sonra üzülmeyin balık malık yok. :)

    Evet arkadaşlar kısmetse önümüzdeki hafta şehir dışına ailemin yanına gideceğim ve yaklaşık 1 ay İstanbul ' dan uzak kalacağım için gitmeden önce arkadaşlarla birlikte bir takılalım var ise balık tutalım, yok ise muhabbet edip gırgır şamata yapalım diye niyetlendik. Velhasıl kelam dün akşam için Arnavutköy Karaburun tarafına gitmeye karar verdik. Forumda Karaburun başlığında pek olumlu şeyler söylenmese de ( özellikle dalga ve poyraz konusunda ) bizler bölgeyi tanımakta kararlıydık.

    Aksiliklerle geçecek yaklaşık 24 saatlik avımızın ilk dakikaları da aksilikler peşimizi bırakmadı. Her şeyi planlayıp programladığımızı düşünsek de ava gelecek ekibin her birinin İstanbul' un ücra köşelerinde olduğunu unutmuşuz. Akşam 20:30 civarı Eyüp' ten hareket ettim, sırasıyla unkapanı, zeytinburnu, bahçelievler derken İstanbul trafiğinden kendimizi kurtarıp Karaburun' a adım attığımızda saatler 23:30 ' u gösteriyordu.

    Sahile inene kadar ne bir rüzgar ne bir esinti, dedik tamam işte olay bu. Ama durun bir dakika sahil özellikle de liman tarafı hiç öyle demiyordu. Yaya olarak etrafı kolaçan ettikten sonra en mantıklı yerin liman içinde dalga kıranın limana bakan tarafı olduğuna karar verdik. Limanın giriş kapısındaki güvenlikçi abilere uzunca rica ederek aracımızı içeri sokabildik. ( Yalnız aracı içeri sokarsınız, fakat sabah mesai saati başlangıcından önce ( 08:30 ) çıkartamazsınız dediler. Bizde iyi tamam diyerek içeri girdik.

    Malzemeleri indir takım taklavatları ayarla vs. derken saat gece yarısı 01:00 i gösteriyordu. Liman içidir dedik, fazla akmaz, kokmaz rahatsız etmez dedik ama söz geçiremedik. İlk başta 120 130 gram kurşun atarken 200 gramlara kadar çıksakta ne yazık ki o güzelim 200 gram kurşunun bir o yana bir buyana zıplamasına mani olamadık.

    Takımları suya indirdikten sonra semaver ve nargileyi yakalım derken gözler sürekli takımlardaydı. Oltalarda vuruş yoktu, fakat oltaların ucu da bir türlü yerinde durmuyordu. Şöyleydi böyleydi derken bir iki vuruş aldığımızı düşünerek sıkıca oltaya sarılsak da kıyıya koca koca naylonlardan başka bir şey çıkaramadık.

    Bir iki üç derken suya indirilen toplam 4 olta, kimisinde hamsi, kimisinde istavrit ama maalesef tık yok. Balıktan ümidi kesince bizde muhabbete saralım, semaver nargile vs. derken zamanı ileri alalım dedik. Güzel çaylarımızı yudumlayıp nargileyi fokurdatırken ayağa bir kalktım, aman Allah ' ım oda ne ? Sanki 8 - 10 kişi arasına girmişim bir güzel tekme tokat dayak yemiş gibiyim.

    Sağdan soldan esen rüzgar beni öyle bir hale getirmiş ki gerçekten durum işler acısı.

    Uzun lafın kısası bir iki saat daha böyle takıldıktan sonra iyice ümidi kesip bu sefer kimimiz spin, kimimiz LRF takımlarını açıp makara yapmaya başladık. 200 Gram kurşunun işlemediği yerde LRF nin zoru ne dediğinizi duyar gibiyim. Ne yaparsınız umut fakirin ekmeği diye boşuna dememişler. Arkadaşlarım Spin takımı ile oyalanırken bende LRF takımını alıp iyice liman içine gırgırların arasına girdim. Derin desen derin değil, temiz desen temiz değil, bir garip yer liman içi. Tek tek teknelerin arasını dolaşırken sonunda şöyle koskocaman gümüş ile kıraça arası boylarda cüccük kadar bir iskorpit yakaladım. Neredeyse jighead in kellesi bizim iskorpitin kellesinden büyük.

    Gece karanlık, balık minnacık, tutmaya çalışsan tutacak yeri yok. Anlayacağınız bu canavar beni epey bir uğraştırdı. Sonrası bir iki deneme daha yaptıktan sonra yavaş yavaş sabah suyu için toparlanmaya başladık. Takım taklavat toparlandıktan sonra yer değiştirip, limanın karşı tarafında bulunan dalgakırana gitmeye karar verdik. Arkadaşlar ellerinde spin takımları ile liman içinde yürümeye koyulurken bende en azından aracı giriş kapısının oraya kadar götürüp yoldan kar edeyim diye düşünürken birde baktım oda ne ? Kapı ardına kadar açık, yahu hani sabaha kadar mokokoydu giriş var çıkış yoktu.

    Kapının şaşkınlığını üzerimden atar atmaz geri dönüp arkadaşları alıp dalgakıran ' ın yolunu tuttuk. Güneşin doğması ile birlikte dalgakıranda bizle birlikte üç dört kişi daha spin yapıyordu. Her ne kadar yaptığımız şey spin ile uzaktan yakından alakalı olmasa bile en azından oltalarımız spin olduğu için bu şekilde yazmam yanlış olmaz sanırım.

    Öyle bir dalga var ki Allah Allah 50 metre !!!!!!! ( Ziyaaaaa der gibisiniz ? ) Rakam abartı olsa bile gerçekten dalgaların boyutu oldukça korkutucu, kayalıklar deseniz hep yosun ve yapacağınız en ufak hatada kaş göz patlatmak, bir kaç kemik kırmak için can atıyor.

    Neyse lafı fazla dallanıp budaklandırmayayım, zaten konunun başında da balıktan eser olmadığını söylemiştim.

    Artık ne yapalım ne edelim derken son çare olarak bari bu kadar yol geldik birde yolumuzun üzerinde bulunan Durusu ' ya uğrayalım dedik. Hani aramızda usta Turna avcısı Atakan kardeşim var ya Peaaaaaah peahhh peahhhh.....

    Geri dönüş yolunda yol bilmeden iz bilmeden hemen ilk sağdan içeri göle doğru adımımızı attık. Etraf hep otluk, bir kaç kişi atış yapıp bir şeyler yapmaya çalışıyor ama bulunduğumuz yerden bir cacık olmayacağını anlamak için uzman olmaya hiç gerek yok.

    Şöyle etrafı kolaçan ederken teknenin üstünde bir dayı gördüm. Usulca yanaşıp dayı gel seninle bir tur atalım ama önce fiyatta anlaşalım dedim. Dayı ile ufak bir pazarlığın ardından 4 arkadaşın 3 ' ü tekneye binerken Turna profesörümüz sayın Atakan kardeşim tekneden korktuğu için karada kalmayı tercih etti. Bizde kendisine saygı duyarak aracın anahtarını kendisine teslim ettik. O her ne kadar emanet malın canı bilmem neresindedir dese de ben canın sağ olsun diyerekten hiç ardıma bakmadan atladım teknenin üstüne.

    Tekne hafiften yol alırken dayı ne yapar ne çalışır muhabbetine döndük. Dayı rapala var mı rapala ? sorusunu sorduktan sonra bizler heyecanlı bir şekilde olmazmı al sana tonlarca rapala cevabını yapıştırdık. İşte Allah ' ın sopası yok derler ya. Mevlam bir yerden bir şeyler çıkartacak. Dayı demesin mi sizin o cillop rapalalarınız, duolarınız imalarınız, you zuri' leriniz burada sökmez. Eee peki ne olacak dayı ?

    Dayı hemen oradan çantadan bir tane rapala çıkardı maşallah bir gaga var benim baş parmağımdan büyük. İşte bunu kullanacaksınız dedi ve hemen ilave etti kopartırsanız parasını alırım heeeee..


    Gözüm iyice dönmüş ya dayı buraya kadar geldik ver şu rapalayı dedim. Aldım taktım oltanın ucuna indirdim dibe yardıra yardıra ilerliyoruz terkos gölünün içerisinde. Öyleydi böyleydi git babam git derken bir yerden sonra bir kaç vuruş almaya başladık ki oda ne, tek bir hamlede daha tasmalama bile yapamadan bir baktım ki oltanın ucunda yeller esiyor. Kalama o kadar açık olmasına rağmen ne olduğuna bir türlü anlam veremedim.

    Dayı eskiyen rapalanın parasını kaptım der gibi bir bakış attıktan sonra bu sefer çantasından bilimum kaşıklar çıkarmaya başladı. Biz artık ne kadar kaşık, ne kadar rapala var ise suya indirdik. Ama gel görün ki üç saatlik gezinti boyunca akşam ki iskorpitin ikiz kardeşi büyüklüğünde ne olduğunu anlamadığım bir balıktan başka bir şeye denk gelemedik.

    Kıyıya çıkana kadar şansızlığımızın sadece balıktan yana olduğunu düşünürken ekstra bir son dakika golü daha yedik. Takımları araca yükleyip yola çıkalım derken birde baktım aracın bagaj açılmıyor, ee kontakta açmıyor, Aman Allah ' ım oda ne airbag arızası, heh aha buradan yak birde fren arızası. Yandı gülüm keten helva kaldık mı göl kenarında dımdızlak başı kabak yalın ayak.

    Bizim aracın çalışmadığını gören dayı giderken aldığı paranın mutluluğunu tamirci arkadaşı ile paylaşmak istemiş olsa gerek ki tanıdık bir tamirci var isterseniz telefonunu vereyim diyerekten yanımıza yanaştı. O sırada yok mok desek de ardından kendisini arayarak ( Allah' tan teknenin üstünde numarası yazıyordu ) Tamirci arkadaşının da bir pazar yevmiyesi kazanmasına vesile olduk.

    Aracımızın aküsü bittiği için biraz başı dönmüş ve saçmalamaya başlamış. Kendisi takviyeyi yedikten sonra kendine geldi ve evin yolunu tuttuk. İstanbul' a dönüşte elbette güzelim İstanbul ' un bitmek bilmeyen trafik çilesi ile hemencecik Arnavutköy merkezde karşılaştık.

    Yaklaşık 1 saat önce eve gelebildim. Üzerimde öyle bir yorgunluk var ki kelimeler yetersiz kalır. Ama gelin görün bunca şeye rağmen uslandım mı ? Elbette hayır !

    Her ne kadar çevremdeki insanlara özellikle ailemdekilere Balığa giderken balık tutmanın en son safha olduğunu söylesem de bir türlü derdimi tam olarak anlatamıyorum.

    Hani yalan yok bunca yol gidip o kadar rüzgar yedikten sonra bir iki parça bir şeyler alsak fena olmazdı. Ama nasip kısmet vermeyince Babud, neylesin Sultan Mahmud.


    Bu arada unutmadan arkadaşlar limanda tonlarca gırgır ve trol teknesi olmasına rağmen gece yarısı sadece bir iki tanesi açılabildi. Sabah balık tutamadık, bari balık alalım diye liman içindeki mezatçıların yanına uğradık ama gelin görün ki arkadaşlardan Erhan' ın dediği gibi balık tutmayı bırak parası ile balık almayı da beceremedik.

    İster inanın, ister inanmayın palamutun tanesini 25 TL den satıyorlar. Ve hakikaten satıyorlar ki bize kalmadı. :)

    Biraz uzun oldu arkadaşlar sürçü lisan ettim ise affola.


    Çok uzun oldu özet geç diyen arkadaşlar var ise bu kısım onlara gelsin.

    Bundan sonra üste para verseler adım atmam Karaburun' a :))

     
    Son düzenleme: 4 Eylül 2016
    camahmt, vLnc, medmarine2 ve 19 kişi daha bunu beğendi.
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. trakonya79

    trakonya79 Daimi Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    18 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.350
    Beğeniler:
    2.355
    Şehir:
    İSTANBUL
    Selamlar,
    Hic sikilmadan ve tebbussum ederek okudugum bir yazi dizisi olmus,

    Usenmeden uzun uzun yazmissin emegine saglik,

    Benim ve bir cogumuzun zamaninda yaptigi birseyi yapmissin (tecrube ) :)

    Birdahakine rastgelsin diyelim,
     
    gsozata bunu beğendi.
  4. yasinmak

    yasinmak Misafir

    Gitme....

    Senin güzel hikayenin özetiydi aslında.

    Güzel yazmışsın abi. Güzel deneyim olmuş.

    Başka zaman rast gele inşaAllah
     
    gsozata bunu beğendi.
  5. Kadir 'Pkmz

    Kadir 'Pkmz Yeni Üye

    Yaş:
    30
    Kayıt:
    9 Aralık 2015
    Mesajlar:
    9
    Beğeniler:
    8
    Şehir:
    İstanbul/Avr
    Sağlık olsun diyorum. bu durumda ne denir ki!!
    istenilen avı gerçekleştirememişsiniz belli ki ama eğlendiyseniz sorun yok, bu arada denemeleriniz bize ışık tutuyor yazınızı çok beğendim umarım bir sonraki avınız bereketli geçer.
    Selametle
     
    romeo ve gsozata bunu beğendi.
  6. legio

    legio Yeni Üye

    Yaş:
    28
    Kayıt:
    30 Eylül 2015
    Mesajlar:
    13
    Beğeniler:
    7
    Şehir:
    ZONGULDAK
    Ellerine sağlık balık olmasada okuması çok zevkli bir yazıydı:).. "yahu hani sabaha kadar mokokoydu giriş var çıkış yoktu" cümlesini okuyunca çok güldüm:koptum:
     
    Kadir 'Pkmz ve gsozata bunu beğendi.
  7. Koza

    Koza Aktif Üye

    Yaş:
    41
    Kayıt:
    17 Kasım 2015
    Mesajlar:
    145
    Beğeniler:
    245
    Şehir:
    istanbul
    Karaburuna gitmişliğim var. Çok zaman oldu ama iyi levrek alabileceğiniz yerler var. Lüferde yapıyor kalkanda. Fakat gitmek avlağa ulaşmak çok meşakkatli gerçekten.

    Sizinki biraz kısmetsizlik olmuş. Bu arada yazınızı sonuna kadar okudum. İyi anlatım tebrikler.
    Beni karaburuna gitmeye teşvik ettiniz. Hırslandın mekana.
     
    gsozata bunu beğendi.
  8. Lüferman

    Lüferman Aktif Üye

    Yaş:
    41
    Kayıt:
    30 Eylül 2013
    Mesajlar:
    170
    Beğeniler:
    108
    Şehir:
    İstanbul
    Tecrübe yenilmiş kazıklar toplamıdır derdi bir arkadaş. :) Sıradan bir gün olsaydı böyle bir anınız olmayacaktı. Bu da benden olsun.
    Yazı için teşekkür ederim.
     
    Koza bunu beğendi.
  9. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.730
    Beğeniler:
    5.729
    Şehir:
    İstanbul
    Karaburun'un zamanı değil daha.
    Havalar biraz soğuyup balık yürüsün, sözünü yer bir tur daha gidersin bence..
    Hem tecrübe kolay kazanılan bir şey değil.
    Tüm konu içinde sadece arabaya üzüldüm, o çok büyük şanssızlık olmuş.. Gerisi hep yaşadığımız şey.
    En güzeli rast gelsin
     
    coner ve gsozata bunu beğendi.
  10. brshh

    brshh Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    12 Eylül 2012
    Mesajlar:
    333
    Beğeniler:
    207
    Şehir:
    istanbul
    hakikaten güzel bir rapor olmuş.. her raporda makine cırıltısı okumayacağız değil mi? bunlarda lazım. . sselâmetle...
     
    gsozata bunu beğendi.
  11. _-AreS-_

    _-AreS-_ Üye

    Yaş:
    30
    Kayıt:
    5 Ocak 2016
    Mesajlar:
    44
    Beğeniler:
    58
    Şehir:
    isTanbuL
    Güzel bir macera yaşamışsınız dolu dolu ama balıksız... Olsun bazen ortam balık tutmaktan daha fazla zevk verir.
    Ben her hafta bazen haftada 2 kere gidiyorum Terkos ve Karaburuna.. Dalgalı Olduğu günlerde yanına yanaşmamak en doğrusu şu arada fazla rüzgarlı havalar.. Terkosa bi daha gider ve kayıkla açılırsanız size tavsiyem rüzgarsız yada az rüzgar alan koylarda at çek yapın ;)
     
    gsozata bunu beğendi.