Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Balık Avlarımız MÜBAREK OLSUN

Konu, 'Türkiye Genelinde Bölgeler ve Avlaklar, Nerelerde Balık Avlanır' kısmında Horozbina tarafından paylaşıldı.

  1. Horozbina

    Horozbina Daimi Üye

    Kayıt:
    17 Ocak 2012
    Mesajlar:
    2.149
    Beğeniler:
    3.176
    Şehir:
    Tekirdağ / İstanbul / Ören
    Balık avcılığı doğaya hiç bir katlı sağlamaksızın denizi sömürerek yapılır.

    Orman alanı oluşturmadaki gibi fidan dikme benzeri, denizlerdeki, doğal balık popülasyolarını düzenleme faaliyetlerimiz yoktur.

    Sadece tarım ve hayvansal ürün yetiştirme faaliyetlerimize benzer, çiftlik balığı yetiştiriyoruz, fırtına çıktığında havuzlardan kaçıp doğaya katılanların ise yetiştirilme amacı bu değil.

    Yeni Cami, Eyüp gibi yerlerdeki güvercinlere buğday atma faaliyetimizi, vapurdan martılara simit atmaya kadar taşıdık, denizlere belli boyda balık salma ve doğada onları beslemeye henüz sıra gelmedi.
    Mazmozlamanın amacı da balık beslemek değil, onları avlanacağımız bölgeye çekip, avımızın verimini arttırmak için.

    Denizleri sömürmenin dışında kirleterek bu da yetmezmiş gibi denizlerdeki yaşam döngüsünün ilk önemli aşaması olan nehir ve derelerle alüvyon akışını, HES projeleri gibi zırvalarla yok ederek, bizim sularda, deniz yaşamına dinamit değil, atom bombasını attık.

    Dünya insan nüfus artışının frenlenmesi gereken zamanı 100 yıldan fazla zaman önce aşmamıza rağmen hala çoğalıyoruz. Ve nasıl balık sayında azalma yaşıyorsak, otomatik olarak insan sayısının da azalma eğilimine girmesine 20-25 yıl kaldı.

    Depremi önleyemediğimiz gibi bunu da önleyemeyeceğiz. İnsan stokları da balıklar ve diğer canlılar gibi erimeye başlayacak.

    Denizlerdeki balık stokları azaldıkça her yıl bir öncekine göre daha fazla balık avlanmaya devam ediliyor.

    Diğer ülkelerde, stoklar gözlemlenip, avlanacak türlere, avlanma zaman araklıkları, avlanma miktarları kotaları konmakta ve bunlara uyularak bu işler düzenleniyor olsa da.

    Bizde ne profesyoneller, ne de son 5 yılda sayısı 15 e katlayan amatörler, bilimsellikten uzak yalan yanlış düzenlenmiş kurallara uymayı bırak, kestiği dalın, üzerinde oturduğu dal olduğuna aldırmadan yaşamaya devam ediyor.

    Tek derdimiz 2500 lük mü olsun 4000 lik makine mı alayım.

    Dünya balık stoklarının azalmasında çevresel değişimler mi, aşırı avlanma mı daha etkin oldu bilemiyorum ama, sonuç olarak iklimin hızlı değişimine insan yaşamı neden olduğuna göre, bu durumu oluşturan, Allahın yarattığı en üstün varlık olan insan.

    Önce karalarda yaban yaşamın topraklarını gasp etti. Sıra denizleri yok etmede.

    Dünya ortalamasında %10 a kadar balık stoklarında azalma gözlenmekte bu bazı yıllar %20 lere yükseldiğinde ise, balık stoklarının yeniden yükselmesi sağlanmakta.

    Biz bu konuda, evelallah ve neuzübillah dünya birincisiyiz. Bizdeki yok olma %100.

    Bizim karasularımızda doğup büyüyebilmiş balık pek yok, çok şükür.

    Elimizde olta, gümrüğe uğramadan bizim sulara girmiş balıkları bekliyoruz.

    Avladıklarımız bizim balıklar olmadığından,
    Sayın Gırgırcılar, Trolcüler, Amatörler, rastladığınız balığın gözünün yaşına bakmayın.




     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. Mesut1903

    Mesut1903 Daimi Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    21 Aralık 2013
    Mesajlar:
    1.222
    Beğeniler:
    1.218
    Şehir:
    İstanbul
    Bülent abi yazı fena olmuş dokundu valla :( gerçekten ne önümüze ne arkamıza bakıyoruz şunumu alsam bunumu alsam demekten başka derdimizde kalmamış arada yalandan çığırtkanlık yapıyoruz ama hikayeden taşı görünce hemen yok işim çıktı yok orda değilim yok misafir gelecekti bir sürü bahane bakalım nereye kadar.
     
  4. sabriyazici

    sabriyazici Daimi Üye

    Kayıt:
    17 Mart 2012
    Mesajlar:
    1.253
    Beğeniler:
    707
    Şehir:
    İçerenköy / Ataşehir / İSTANBUL
    Bir girdin pir girdin abi hosgeldin
     
  5. araştırıcı

    araştırıcı Aktif Üye

    Kayıt:
    7 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    147
    Beğeniler:
    46
    Şehir:
    Adana
    Çok doğru saptamalar..

    Bir o kadar da güzel anlatım...Aklınıza sağlık,


    Herkese faydalı olması dileğiyle....
     
  6. scorpion26

    scorpion26 Daimi Üye

    Yaş:
    41
    Kayıt:
    24 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    1.441
    Beğeniler:
    732
    Şehir:
    İstanbul
    Bülent abi her zamanki gibi çok doğru tespitler. Aslında uzun yıllar akvaristlik yapmış biri olarak bu su kaynaklarımıza balık salma işi hep aklımdan geçmiştir. Lakin minimal olarak yapılabilecek işler değil. Ama bu kadar alabalık çiftlikleri, levrek çipura çiftlikleri varken bunlardan üretimlerinden bir kısmını belirlenen koruma alanlarına bırakmalarını istemek yada ücreti karşığılı yapmalarını sağlamak sanki olabilirmiş gibi geliyor. Dediğin gibi hep tüket hep tüket nereye kadar?
     
  7. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.715
    Beğeniler:
    5.716
    Şehir:
    İstanbul
    Egede tekneyle avlananların çoğu balık çiftliklerinin ya yakınıda hatta dibinde avlanıyor.
    Durum bu kadar vahim..
    Ben Shimano ve Daiwa'nın yerinde olsa balık yetiştirip denize salarım bolca ki pazar elden gitmesin.. :D
     
    korayb3406, Mesut1903 ve Önder Kanığ bunu beğendi.
  8. korayb3406

    korayb3406 Aktif Üye

    Yaş:
    31
    Kayıt:
    28 Mart 2016
    Mesajlar:
    242
    Beğeniler:
    256
    Şehir:
    İSTANBUL ANKARA
    Su ürünleri yetiştiriciliği son 10 yılda en hızlı büyüyen gıda üretim sektörüdür. Dünyada toplam su ürünleri üretimi 150 milyon ton dolaylarında olup; bunun % 30’u yetiştiricilik yoluyla elde edilmektedir. Hızla artan su ürünleri talebinin karşılanması, açlığın önlenmesi, dengeli ve sağlıklı beslenme, doğal balık stokları üzerindeki av baskısının azaltılması ve su kaynaklarının balıklandırılması amacıyla su ürünleri yetiştiriciliği yoğun olarak yapılmaktadır. Bu da ister istemez deniz suyunun kirlenmesi tartışmalarını beraberinde getirmektedir.

    SU ÜRÜNLERİ POTANSIYELIMIZ

    Doğal göller, baraj gölleri ve göletler olmak üzere toplam 26 milyon hektar su ürünleri potansiyelimiz olmasına rağmen, deniz balıkları yetiştiriciliği için kullanılan alan 4 hektardır. Türkiye’nin toplam kıyı uzunluğunun ancak % 0,2 si yetiştiricilik için kullanılmaktadır. Ülkemizde yılda yaklaşık 140 bin ton su ürünleri üretilmektedir. Kişi başına tüketim ise Türkiye’de 7-8 kg, Dünya’da ortalama 16 kg, Avrupa Birliği’nde 25 kg dır. Dünya ortalamasını yakalamak için 2 katı, AB ortalamasına ulaşmak için 3 katı balık tüketmemiz, tüketebilmek için de en az 1- 1,5 milyon ton balık üretmemiz gerekmektedir. Bu miktarın denizlerden avcılık yoluyla elde edilmesi mümkün değildir. Halen toplam 303 adet su ürünleri işletmesinden yılda 80.000 ton üretim sağlanmaktadır. Hali hazırda işletmelerde 500 milyon dolarlık balık bulunmaktadır. Toplam 20 adet kuluçkahane 220 milyon yavru balık üretimi gerçekleştirmekte, deniz balıkları üretimi 10.000’i doğrudan olmak üzere 25.000 kişiye istihdam sağlayarak, toplam yatırım tutarı 1 milyar doları bulmaktadır.

    DENİZLERE ÇEVRESEL OLARAK ETKI EDEN SEKTÖRLER

    Denizlere çevresel olarak etki eden faaliyetler kentsel yerleşimler, endüstriyel işletmeler, nükleer ve termik santraller,turizm faaliyetleri, yazlık konutlar, yatçılık, zirai faaliyetler, deniz trafiği, madencilik, askeri tatbikatlar ve su ürünleri üretim faaliyetleridir.

    GERÇEK KIRLETICILER KIMLERDIR?

    Su kirliliğinin en önemli etkenlerinden olan evsel ve endüstriyel atık suların arıtılması ile ilgili olarak ülkemizde; endüstriyel işletmelerde arıtma tesisine sahip olanlar ancak %9’dur. Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı ise %84’tür. Ülkemizde faaliyette bulunan organize sanayi bölgelerinden sadece %14’ünde arıtma tesisi bulunmaktadır. Ülkemizdeki turistik tesislerin ise %81’inde arıtma tesisi bulunmamaktadır. 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde, 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67’si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık sulara gelince; yılda 930 milyon metreküp endüstriyel atık suyun sadece %22’si arıtılmakta, %78’i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir. Deniz ortamına giren ve kirletici olan azot ve fosfor kaynakları incelendiğinde en sorunsuz kaynağın su ürünleri üretimleri olduğu görülmektedir. 2005 yılında, Muğla kıyılarındaki balık çiftliklerinin çevresel etkilerinin izlenmesi ile ilgili olarak yürütülen çalışmada; 80 farklı noktadan alınan su nümunelerinin analizinde liman, otel ve tatil sitelerinden deniz ortamına giren azot yükünün kabul edilebilir değerlerin üstünde olmasına karşılık balık çiftliklerinden kaynaklanan azot yükünün kabul edilebilir değerlerin çok altında olduğu görülmüştür. Muğla niversitesi’nin Göcek’te yaptığı bir araştırmaya göre, yoğun yat trafiği nedeniyle deniz suyundaki kirlilik en üst seviyeye ulaşmıştır. Uzmanlar, acil önlem alınmaması durumunda Göcek koylarının doğal güzelliğini kaybedeceği uyarısında bulunmuşlardır. Yaz aylarında Gökova’da dolaşan beş bine yakın teknenin sintinelerini boşaltabileceği bir veya iki boşaltım noktasının olması yat kirliliğinin başka bir sebebidir.

    HANGİ DURUMLARDA SU ÜRÜNLERİ İŞLETMELERİ ÇEVREYE ZARAR VERİR?

    -Kötü yer seçimi (derinlik, akıntı, rüzgar vb.),

    -Aşırı stok yoğunluğu,

    -Yüksek üretim kapasitesi,

    -Uygun olmayan mühendislik,

    -Yetersiz derinlik,

    -Rotasyon uygulanmaması,

    -Tesisler arası mesafenin yetersizliği,

    -Yetersiz mali destek, yetersiz ekip ve kötü çiftlik yönetimi gibi durumlarda balık çiftlikleri çevreye zarar verebilmektedir.

    SU ÜRÜNLERİ YETIŞTIRICILIĞININ POTANSIYEL ÇEVRESEL ETKILERI

    Balık çiftliklerinde genel görünümü ve estetiği bozma, ulaşımı etkileme, doğal balık popülasyonlarını etkileme (hastalık taşıma ve genetik etki) ve hastalıklara karşı kullanılan antibiyotiklerin çevresel etkileri görülebilmektedir. Su kolonunda ötröfikasyon, toksik alg patlaması olasılığı (Gymnodinium aureolum), doğal su sirkülasyonunu değiştirme ve su kalitesini bozma, dipte sedimentasyon oranında artış ve organik zenginleşme, metan ve hidrojen sülfür üretimi ve gaz sızıntısı, sülfür bakterilerinin gelişimi (Beggiatoa sp), biyokimyasal oksijen ihtiyacında artış, makrofauna biyokütlesi, bolluk ve tür kompozisyonunda, azalma, fırsatçı türlerin (Capitella capitata) artışı gibi olumsuzluklarla da karşılaşılabilmektedir. Ancak daha büyük kirletici unsurları görmezden gelerek, kıyılardan rant sağlamak ve politik çıkar sağlamak adına fanatik bilinçsiz çevreci guruplara ve halka kültür balıkçılığının doğa katili bir sektör olarak tanıtılması, hedef gösterilmesi, denizlerdeki kirlenmenin günah keçisi haline getirilmesi son derece yanlıştır. Bu açıdan yetiştiricilik yapılacak potansiyel alan çalışmalarının en kısa zamanda bitirilmesi ve böylece gelişen teknoloji ve artan pazar taleplerinin sektörü büyümeye yöneltmesi, artan kapasite ihtiyacı için uygun alanların kültür balıkçılığına tahsis edilmesi sağlanmalıdır. Sağlıklı su ürünleri üretimi ve tüketimi için kültür balıkçılığı önündeki engellerlin kaldırılması gerekmektedir.

    KÜLTÜR BALIKÇILIАININ SORUNLARI

    Kültür balıkçılığı sektörü üzerindeki yetki kargaşasından doğan çok başlılık nedeniyle, kültür balığı üreticileri müsaade alabilmek için 14 ayrı kuruma gitmek zorunda kalarak 53 ayrı işlem yaptırmaktadır. Sadece çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporunun alınabilmesi için 18 ayrı kurum ile ortalama iki ÇED toplantısı yapılıyor olması, bu işlemler neticesinde de bir balık çiftliği için izin alma sürecinin ortalama üç yıl sürmesi, tesislerin ödediği vergiye karşılık; yol, kanalizasyon, elektrik vs gibi ihtiyaçlarının karşılanmaması ve bu nedenle insani çalışma şartlarının sağlanamaması kültür balıkçılığının diğer sorunlarıdır.

    ÇEVRESEL DUYARLILIK

    Su ürünleri üretiminin doğal çevreye zarar vermemesi için, Avrupa Birliği vizyonu içinde sorumlu üretim, sürdürülebilir gelişim ilkesiyle, çevresel sürdürülebilirlik, ekonomik sürdürülebilirlik, sosyal sürdürülebilirlik kapsamında bir çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalardan bazıları şunlardır:

    -Su ürünleri işletmelerinin çevresel etkilerinin izlenmesi ile ilgili TÜBITAK projesi (TÜB,ÜOB,TÜBİTAK-MAM, SUFED),

    -ÖÇKKB ile Datça-Bozburun ÖÇK alanındaki balık çiftlikleri konusunda işbirliği,

    -Muğla, İzmir, Aydın ve Ordu illerinde izleme programları,

    -AB’ye uyum çalışmaları ( Mevzuat uyumu, çevresel izleme standardının geliştirilmesi),

    -Orkinos işletmelerinin çevresel etkilerinin izlenmesi,

    -Çevresel yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması (ISO-14001),

    -Çevresel etkiler konusunda düzenlenen eğitim seminerleri.

    Komşumuz Yunanistan’da 414 adet deniz balığı çiftliği bulunmaktadır. Ve bu çiftliklerle ilgili bizdeki gibi çıkarılan zorluklar bir yana teşvik edici bir çok yasal düzenleme mevcuttur. Ülkemizde turizm sektörü ile olan alan çakışması ve ortada büyük bir rantın bulunması, birkaç kötü kurulmuş ve yönetilmiş deniz balığı çiftliği üzerinden su ürünleri üretiminin çevre düşmanıymış gibi yansıtılması son derece yanlıştır. Unutmamak gerekir ki balık ancak temiz suda yaşayabilir. Kirlenmiş bir su ortamını hiçbir yetiştirici istemez. Bu bakımdan, uygun olmayan yöntemde ve yerde yetiştiricilik yapan işletmelerin sağlıklı üretim yapanlardan ayrı tutulması gerekir.

    NOT= Makale internetten alınmıştır.
     
    Horozbina, Önder Kanığ ve Mesut1903 bunu beğendi.