Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Balıkta...(deneme öyküsü)

Konu, 'Hobiler' kısmında onder tarafından paylaşıldı.

  1. onder

    onder Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    785
    Beğeniler:
    93
    BALIKTA
    Kumsaldaki iskeleye giderken, aklında nedense hep şu şarkı dolanıyordu:
    So close no matter how far.
    Ne kadar uzak olsak da çok yakınız.
    Couldn't be much more from the heart.
    Daha yürekten olamazdım.
    Forever trusting who we are?
    Daima kim olduğumuza güveniyorum.
    And nothing else matters.
    Ve başka hiçbir şey önemli değil.
    Never opened myself this way
    Kendimi hiç bu şekilde açmamıştım.
    Life is ours, we live it our way.
    Hayat bizim, onu bildiğimiz gibi yaşıyoruz.
    All these words I don't just say.
    Tüm bu sözleri söylemiş olmak için söylemiyorum.
    And nothing else matters.
    Ve başka hiçbir şey önemli değil.
    Trust I seek and I find in you.
    Güveni sende arıyor ve buluyorum.
    Every day for us something new.
    Her gün bizim için yeni bir şey.
    Open mind for a different view.
    Farklı bir görüşe açık bir zihin.
    And nothing else matters.
    Ve başka hiçbir şey önemli değil.
    Never cared for what they do.
    (onların) Ne yaptıklarını hiç umursamadım.
    Never cared for what they know.
    (onların) Ne bildiklerini hiç umursamadım.
    But I know.
    Ama biliyorum.
    Bilmiyordu, belki ne zamandır balığa çıkamamanın vermiş olduğu özlem mi? Yoksa balık tutmayı ve doğayı bu kadar sevmesinden kaynaklı hissettiği özlemden dolayı mı? Ama bildiği tek bir şey var ise bu şarkının, bu güne tam olarak kalıbı kalıbına oturduğu idi. O anda kendini çevreyle bütünleşmiş hissetti. Denizin kokusu, burun deliklerinden içeri girerken dokunduğu her bir hücreye masaj yapıyor, beynine ulaştığında ise adeta kendini yeniden doğmuş gibi hissettiriyordu. Sabahın ilk ışıkları göründüğü zaman ki ufak ışık huzmeleri doğudan henüz belirmişken, o geceden kalma ayyaş kuşların ve sabaha henüz uyanmış ötücü kuşların geveze cıvıltısı arasında, her ne kadar onlara uzak olsa da onları ürkütmemek istercesine ağır ağır çıkarıyordu kamışını kılıfından uçlarını birleştiriyordu ve takıyordu makinesini usulca. Halkalardan geçirirken misinayı, arada bir göz ucuyla denizi yokluyordu içindeki heyecana hakim olamadan. Bir hareket, bir işaret arıyordu kısılan gözleri ufukta “evet işte balık orada beni bekliyor” diyebilmek için. Her nasılsa, yakalasa da balığı, kaç kilo olursa olsun ölçüp, fotoğraflayıp salacaktı denize. “Zaten, kaldığım otelde ziyadesiyle yemek var, ben onlardan nasipleniyorum” diye geçirdi içinden.

    Klips ve fırdöndüsünü taktıktan sonra, misinanın en ucuna ilk sahtesini taktı ve attı suya. Artık balık gelmiş, gelmemiş, yakalanmış, yakalanmamış hiçbir önemi yoktu onun için. Zaman ve mekân adeta durdu, sadece sahtenin yüzüşü kaldı hareket eden, her ne kadar zor görse de. Önünden geçen ufak balıkların yaptığı danslar eşliğinde at çek yaparken, kıyıya gelen sahtesinin peşinde ve önünde koşuşan ufaklıkları saymazsak hiçbir hareket göremiyordu denizde. Henüz sabah mahmurluğunu atamamış birkaç martı tepesinden geçti birbirleriyle oynaşarak, iki kadim arkadaşın şakalaşması gibi. Sabahın serinliği kollarını tırmalarken, at çek yapmak ve adrenalin biraz olsun ısıtmıştı onu. Zaten damarlarında, kan içerisinde adrenalin değil, adrenalin içerisinde üç beş parça kırmızı ve beyaz küre bulunan kanımsı kırmızımsı bir sıvı dolaşıyordu. Ne zaman heyecanlansa böyle olurdu zaten o. Soğuk terler boşalırdı üzerinden, “iyi ki sigarayı bırakmışım yoksa bir paket bitmişti şimdiye kadar” düşünceleri geçti içinden. Bir de, her an makineden gelebilecek cırlama sesini beklemek iyice tavan yaptırdı adrenalinini. Herhalde bir spor müsabakasında olsa uyarıcı yüzünden elenebilirdi. Kafasında hiçbir düşünce kalmamış, hatta ufak yaşlardan beri süre gelen korkularını bile atmıştı üzerinden. Ne kalabalık, ne de geride bıraktığı şehir hayatı kaygılandırıyordu onu. Doğayla yekpare olmuş bedeni, bu kadar yoğun gerilime rağmen hiç bu kadar dingin, ruhu hiç bu kadar gevşek ve rahat olmamıştı. İçerisinde bulunduğu yoğun tempo artık ona hoşça kal, bu günlük bu kadar diyen ay gibi artık çok uzaklarda kalmıştı.

    İçindeki düşünceler ve adrenalin bir haz harmonisi yaşatırken ona, ağzında denizin tuzu ve kulaklarında hala inleyen metallica’nın yukarıdaki şarkısı ve adeta önünde dans eden veya beslenme telaşında bulunan canlılar ona gösteriyordu ki. Bir şeyi ne kadar çok seviyorsanız o kadar çok kavuşmak istersiniz uzakta kalınca ve en ince detayına kadar görürsünüz içerisinde barındırdığı güzellikleri. Hem kim yazabilir bu kadar yazıyı altı üstü bir iki saat kadar kısa bir an için. Hayatında veya başka hayatlarda yıllara vurulduğunda çok önemsiz bir zaman dilimi olan birkaç saat bu kadar uzun anlatılabilir mi? İçinden şu cümleler geçti bir yandan da; “Ne kadar garip bir dünyada yaşıyorum. Hasta olan hemen geçsin, mutlu olan hiç geçmesin ister zamanı” o ise hiç geçsin istemiyordu. Otelde uyuyan kızına ve eşine rağmen sürem bitmesin, güneş doğmasın istiyordu. Çook eskiden beri balık tutmaktaydı ama neredeyse ilk defa bu kadar zevk ve şevkle balık tutma(ma)k istiyordu. Sadece o andan aldığı zevki son damlasına kadar damarlarında dolaştırmak ve bütün geriliminden, sinirinden bir de aklına gelmeyen bütün streslerden kurtulmak istiyordu.

    Denizin hoş kokusu, arkadaki çamlardan gelen kokulara karışıp, adeta hoşlandığı delikanlıyı kendine aşık etmeye çalışan bir genç kızın sürdüğü o en hoş, en alımlı parfümler gibi burnunda çok ama çok lezzetli bir tat bırakırken, bir yandan da dalga sesleri ile rüzgar en güzel şarkılarından birini fısıldıyordu kulağına ve yüreğine. Bunların hepsi birleşip, şerbetten daha tatlı bir tat bırakarak ağzında dağılıyor ve o, en sevdiği yemeği yerken hissettiği o müthiş tatmin olma duyusu içerisinde onu oradan oraya savuran bir mutluluk kaplıyordu içini.

    Ayın, batması ile birlikte kendini gösteren sabah ışıkları, Lacivert ile Kırmızı ve Turuncu’nun birleşmesiyle gerçekleşen bir renk cümbüşü oluşturarak, tepesindeki koyu bulut kümesinin, ufaktan aydınlanmasıyla oluşan renk, cümbüşe kendi rengini katıp. Önündeki tablonun daha da mükemmel olmasını sağlamak için son fırça darbelerini vuran bir ressamın aldığı hazzı veriyordu ona ki o da o ressamın tablosundaki bir objeydi aslında. Artık yavaş yavaş balık oynakları başlamış, kendini oradan oraya can havli ile atan ufaklıklara bakıp ne kadar acımasız bir dünyada olduğunu düşündü içerisinden. Kendisi orada hayatın tadını çıkartıp, dünyadan keyif almaya çalışırken. Hemen ayaklarının dibinde ezelden beri sürüp gelen ve ebediyen devam edecek kadim bir savaş sürüp gidiyordu. Tamamen durgun olan denizi sadece bu şapırtılar dalgalandırıyordu. Oltasını attığı yer savaş alanının ortasına düşen bir top mermisi etkisi yaratıyor, ufak balıklar şarapnel parçaları gibi atıyordu kendini suyun üzerine.

    Tam bu durumda iken, birden oltasının gerildiğini ve makinasının misina boşalttığını hissetti ve duydu. Derin ve zevkli bir mücadele başladı rakibiyle arasında. Usta değildi henüz bu avlarda ne yapacağını bilmiyordu. Zaten heyecanlı idi. Bu durumda daha da heyecanlandı ama motorun kalamasını da kapatmadı ya da daha fazla açmadı kalmıştı çünkü öylece. Ne yapacağını düşündü hızlıca. O kısacık anda aşırı heyecanlanmış ve ter basmıştı stresten her tarafını. Birden aklına kalama ayarını açmak geldi. Çünkü misinası aşırı zorlanıyordu. Kopacaktı neredeyse açık olan kalama ayarına rağmen. Biraz gevşetip, misinasını rahatlattıktan sonra balığı yormaya başladı. O balık ise yorulmak bilmeyen bir savaşçı gibi kendini oradan oraya atıyor, kimi zaman da dönüp geriye kaçmaya çalışıyordu. O mücadeleye şahit olan birisi olsa en az onun kadar heyecanlanırdı herhalde. Hemen yanında duran kepçesini de alamıyordu. Keşke birisi olsa yanımda diye düşündü. Belli ki misinası da ince geliyordu balığa göre. Hafiften denize girdi bileklerini ıslatacak kadar en doğru yol buydu. Kıyıya, kumsala alacaktı. Hem zaten balık iyice yorulmuştu sakin sakin geliyordu. Tahmininden daha kısa sürdü mücadele ve artık balık kumsalda ayaklarının dibinde yorgunluğunu atmaya çalışan yenik bir güreşçi gibi yatıyor ve hızlı hızlı nefes almaya çalışıyordu. Adam kaldırdı usulca balığı yerden, üstüne yapışan kum tanelerini temizleyip iğnesini çıkardı ağzından, sevdi usulca, fotoğrafını çekti ve uğurladı usulca geriye bu ezeli savaşın kadim savaşçısını. Artık kahvaltı vakti gelmişti onun için de, kuruyan ağzının ıslanması gerekiyordu. Topladı takımlarını ve yürüdü yavaşça kendisini kahvaltı için bekleyen kızına ve eşine. Kendi savaşından galip gelen bir savaşçı gibi.
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 24 Ağustos 2011
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. MoonLight

    MoonLight Aktif Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    141
    Beğeniler:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Sevgili Önder Abi,
    Bugün facebook ta da sıkılmadan sonuna kadar okudum. Çok güzel bir anlatım olmuş.
    İçindeki Metallicayı Nothing Else Matters şarkısı ile dışarı çıkarmışsın :)
    Devamını bekliyoruz. :)
     
  4. onder

    onder Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    785
    Beğeniler:
    93
    Teşekkür ederim Abdullah. Elimden geldiğince geliştirmeye çalışıyorum kendimi. Bu hikaye de zaten o şarkıyı dinlerken oluştu kafamda.
     
  5. onder

    onder Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    785
    Beğeniler:
    93
    Konu sabah kaldırılabilir. Sanırım 37 kişinin 33'ü sıkıldı okurken.
     
  6. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.691
    Beğeniler:
    5.694
    Şehir:
    İstanbul
    Tebrikler Önder
    Güzel bir çalışma daha.
    Anlattığın duygular çoğumuzun hissettikleriyle aynı bence...
     
  7. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.691
    Beğeniler:
    5.694
    Şehir:
    İstanbul
    Sevgili Önder
    Kimsenin yorum yapmaması yazının kötü olduğunu ya da okuyanların sıkılıp vazgeçtiğini göstermez. Keşke bunu ölçebilecek bir yhöntem olsaydı ama yok.

    Ben kendimden örnek vereyim.
    Başlığa bakıp içeri giriyorum. İçerde başka birşeyle karşılaşıyorsan eğer o an farklı kararlar verebiliyorsun.
    Konuyu gündüz gördüm ama ancak şimdi daha dikkatli okuyup yorum yazabiliyorum.
     
  8. onder

    onder Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    785
    Beğeniler:
    93
    Teşekkür ederim Şeref abi. Av raporu olarak yazıyordum ama bana biraz av raporu için abartılı geldi. Böylesini daha uygun gördüm.
     
  9. onder

    onder Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    785
    Beğeniler:
    93
    Haklısın abi. Biraz alınganlık yaptım herhalde:). O kadar emek harcayarak yazdım. Sonunda böyle olması gücüme gitti azıcık:). Başlığı değiştirdim bakalım şimdi skor ne olacak:D.
     
  10. hızır şeref gültekin

    hızır şeref gültekin Daimi Üye

    Yaş:
    33
    Kayıt:
    17 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    3.985
    Beğeniler:
    365
    Şehir:
    rize
    abi ksura bakma bu şekilde dahil olmak istemezdim ama biz okuyan bi toplum olamadık ki bir deneme okuyalım bizim tek denemelerimiz balıkla ilgili başlığı değiştirerek iyi bir hamle yaptınız ben yuttum şahsen ne zaman balıktan bahsedecek diye okudum :D alıngan kırılgan olmaya gerek yok ama, hakkınız var :D ben azcık okurum kitap ama inanın pc den bişeyler okumak eziyet bana eminim ki bir çok kişide uzun makaleleri bu sebepten okumuyordur
     
  11. onder

    onder Aktif Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    785
    Beğeniler:
    93
    Evet haklısın Şeref 3 (word'e yazdım önce ordan biliyorum)sayfa olsun istemedim ama yazarken kaptırmışım kendimi. Neyse sağlık olsun. Okuduğun için teşekkür ederim.