Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Boğaz’da balık avcılığından katliama

Konu, 'Balık ve Avcılığıyla ilgili Makaleler' kısmında magnificent tarafından paylaşıldı.

  1. magnificent

    magnificent Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Haziran 2010
    Mesajlar:
    464
    Beğeniler:
    6
    Keyifli avlardan katliama; Boğaz balıkçılığının kısa bir tarihi…

    Karekin Deveciyan Türkiye’de balık ve balıkçılık üzerine ilk araştırma kitabını kaleme alan bir Osmanlı bürokratı.
    1867 Harput doğumlu olana Deveciyan 1910 yılından 1927 yılına kadar İstanbul Balıkhanesi Müdürlüğü’nde müdür ve başmüfettiş olarak görev yaptı. Karekin Deveciyan, 1964 yılında öldü. Ölümüne kadar Ortaköy ü mekan bildi. Zaman zaman küçük sandalıyla denize açılıp çaparisiyle balık avladı. Yani Deveciyan büyük katliamları göremedi İstanbul Boğazı nda, belki de bu yüzden mutlu gitti bu dünyadan.
    İSTANBUL UN BALIK TARİHİNİ YAZAN İLK KİŞİYDİ
    Ünlü tarihçi Reşat Ekrem Koçu, Karekin Deveciyan’dan şöyle söz ediyor;
    Balık ve balıkçılık adlı kitap İstanbul Balıkhanesi eski merkez müdürlerinden Karakinbey tarafından telif edilmiş milli kütüphanemizin ölmez büyük eserlerinden biridir. Balıkların mesela mevkilerini, hudutlarını, devam müddetleri ile her mevsimne zaman kurulduklarını, ne cins balık tutulduğunu ve kadimden beri devam ede gelen teamüllerini yazarak, İstanbul sularında 42 dalyan adı veriyor ve Boğaziçi’nde eskiden beri devam edegelen teamül ve adetleriyle 59 voli yerini tespit ediyor…”
    Balığın sürüler halinde girdiği yer olaraktanımlanan Voli ve Dalyan yerleri, Osmanlı döneminde de Cumhuriyetinilk yıllarından kiraya verilirdi. Şimdinin gençlerine denizin kiralanması herhalde şaka gibi gelir ama öyleydi. Bereket ve bolluk yıllarıydı o yıllar. Boğazdaki önemli voli yerlerinden bazıları şöyle idi; Büyük Liman,Sazlıdere,Küçüksemer Kaya, Büyüksemer Kaya, Çamur, Kalender, Ağaçaltı,Kireçburnu,Tarabya,Yeniköy Tabyası…
    Balıkçılıkla ilgili ilk sözlük hazırlayarak bilim hayatımıza önemli katkıda bulunan Deveciyan’ın saydığı volilerisim olarak duruyor ama artık balık sürüleri buralarda bir araya gelemiyor.gelmeye kalksalar önleri başka bir şekilde kesiliyor.
    Kısacası; boğazda balık tarihimiz hüsranla sonuçlanmak üzere…


    TARİHTE BOĞAZ BALIKLARI

    [​IMG]

    Lüfer, tarihe mi karışacak
    Tarih deyince; Osmanlı Türkmenleri balıkçılığı Rum ahalidenöğrendiler ama işi profesyonelliğe, yani nafaka çıkarmaya döken fazla çıkmadı. Balıkçı esnafının çoğu 1950′li yıllara kadar Rum ve Ermeni idi. Avlayan, pazarlayan hatta ünlü meyhaneleri açanlar onlardı. İstanbul’un Karadeniz kökenli ahalisi sonradan balıkçılıkta üstünlüğü ele geçirdi.
    Bizans’tan buyana yüzyıllardır boğazbalıkçılığı çapari, Paraketa gibi oltalarla ve küçük ağlarla yapıldı. Çapari nin 2000 yılllık bir mazisi vardır herhalde. Ağlara gelince dalyan,voli, sürütme,ığrıp,manyat,tarlakoz,çökertmeve alamana… Bu ağlar günümüzde yoklara karıştı denilebilir. Varsa bile parmakla sayılacak kadar az balıkçı kullanıyor.
    Yalnız balıkçının mekanıydı Dalyan ağları…Dalyan denizi adeta saran sabit ağlardı. Bu ağlar bir avlanma mevsimi denizdekalır buraya giren balık canlı canlı toplanırdı. En son dalyan mekanı Beykozkaldı. Dalyan balık için bilmece gibiydi. Ağların labirentine kapılan balık birtürlü işin içinden çıkamaz, dalyan kulesindeki nöbetçinin haber vermesiylekayığa alınırdı. Beykoz Dalyanında Kılıç Balığı ve ‘ton’ balığ ıolarak bildiğimiz Orkinos bile bol miktarda avlanırdı. Dalyan’a takılan balıktürlerinden biri de Kalkan balığıydı. Karadeniz’de kumul alanlarda yuvalayan bu balık geçmiş yıllarda küçük balıkların peşine düşer boğazın akıntılı sularına kapılırdı. Mevsiminde Beykoz Dalyanı’nda yüzlerce Kalkan çıkardı. Onlar dayoklara karıştı. Ünlü Beykoz Kalkanı da albümlerde kaldı.
    Boğazı terk eden balıklardan biri de Uskumru oldu. İstanbul Boğazı Uskumru akınıyla öyle bir dolardı ki abartı sayılmaması lazım, insanlar bazı mevsimler kıyıdan kepçelerle Uskumru toplardı.Uskumru yaz kış bol miktarda tüketilirdi. Çünkü Uskumrular iplere dizilir kurutularak ‘Çiroz’ yapılırdı.
    Türkiye’nin deniz bilimleri alanında yetiştirdiği önemli bilim insanlarından olan Prof. Bayram Öztürk,

    DenizYazıları adlı kitabında, İstanbul balıkları için şöyle yazıyor;
    İstanbul eskiden beri balıkların lezzeti ve bolluğu ile bilinen bir şehirdir. Öyle ki her mevsim başka bir balığı olan,içinden kocaman bir okyanus geçen bir şehir İstanbul. İçinden okyanus geçiyor çünkü, İstanbul Boğazı veya Marmara Denizi nde 50 metre derinlikten sonra bulunan yoğun tuzlu su, Cebelitarık Boğazı ndan girip bütün Akdeniz i katederek Boğazlara ve Karadeniz’e çıkıyor.Daha az tuzlu su ise boğazlar yoluyla Akdeniz’e iniyor. İşte bu şehrin içinden her saniye Atlantik Okyanusu ve Karadeniz suları bizleri selamlıyor. Ama çok azımız bunun farkındayız. Bu farklı özellikteki su, bizlere nimet ve rızık veriyor, Öyle ki bir gün Lüfer,başka bir gün İstavrit veya Hamsi oluyor. Onun için daha ilk çağlardan beri İstanbul’un balıkları birçok gezginin dikkatini çekmiştir. Örneğin P.Gyllius şunları yazıyor; ‘Marsilya,Venedik ve Toronto balıklarıyla meşhurdur, fakat İstanbul balık bolluğu bakımından bu şehirleri geride bırakır. Liman iki denizden gelen pekçok miktarda balıkla doludur. Balık sürüleri yalnız Boğaziçi’nden değil,Kadıköy tarafından da limana doğru akın eder. Balık denizde o kadar boldur ki çok defa sahilden elle tutulabilir. Kadınlar pencerelerden sarkıttıkları sepetlerle balık tutabiliyorlar ve balıkçılar olta ile o kadar çok Torik avlıyorlar ki, bunlar bütün Yunanistan’a Asya ve Avrupa’nın büyük kısmına yeterlidir’ diyor’’

    BOĞAZDA ALARM
    İşte böyle….Şimdi İstanbul Boğazı için tarihin sonu geliyor. Bitmeyecek denilen deniz bitiyor.
    Aşırı avlanma ve elbette artan kirlilik…Denizlerin hoyrat kullanımı sonu hızlandırıyor. İstanbul’da balıkçı tezgahlarını artık Norveç Uskumrusu, Ukrayna Kalkanı, Yunanistan Barbunu süslüyor.
    Neden böyle oldu? Gırgır ve Trol ağları ile balığı en dipte bile belirleyen sonar cihazları çıktı mertlik bozuldu demek en doğrusu olacak. Asıl önemlisi balıkçının ‘akvaryum ‘dediği Marmara Denizi foseptik çukuru halinegeldi, balıklar bizleri ve denizleri terk etti. Boğazı binlerce yıllık yolu bilen, Marmara’da yuvasını kuran,Karadeniz’de büyüyen onlarca balık türlerinden 5-6 türü kaldı. Şimdi sırada boğazın lezzeti Lüfer mi var ?

    Küçük balıklar avlanıyor, nesli tükeniyor
    Lüfer balığının aşırı avlanmasının önüne geçilmesi, özellikle Lüfer yavrusu Çinekop katliamının önüne geçilmesi içinbazı çevreci kuruluşlar bir süredenberi kampanyalar sürdürüyor. Bu kampanyaların başarılı olduğunu da gözden kaçırmamak lazım.
    Devlet bu avlanma döneminde bazı sınırlamalar getirdi. Ancak yeterideğil. Balık katliamın önüne bir türlü geçilemiyor. Öncelikle denizlerimiz ısınıyor. Balıkların hava alacağı yerler daralıyor.Asıl önemlisi balık katliamı bitmiyor. Katliamın nedenleri şöyle…
    -Sonar cihazı ve 80 kulaç derinliğindeki ağlarıyla balık sürülerine dalan büyük tekneler,
    -Deniz dibini adeta kazıyan trolcüler,
    -Kumkapı Toptancı Balıkhali’ne gelen balığı denetlemeyen uzmanlar,
    -Denizlerle ilgili kararları Ankara’da alan Tarım bakanlığı’nın Su ürünleri Genel Müdürlüğü.(Balıkçılığı teşvik ediyoruz diye okyanus tipi dev teknelerinin yapımına izin verdiler.önüne gelen balıkçı oldu)
    İŞTE ÖNLEMLER
    Türkiye’de özellikle Karadeniz’in ve İstanbul Boğazı’nda gırgırağlarıyla donatılmış teknelerle balık avına en az bir yıl izin verilmemesi lazım.
    Yani denizlerde önemli üreme alanlarının bir tarla gibi nadasabırakılmasının zamanı geldi.
    Türkiye’de yapılması gereken artık tekbir iş kaldı.
    Balık avına sınırlama getirilmesi,
    Ağ göz açıklığını büyültüp, tekneleri daha küçük hale getirilmesi
    Balıkçılığı profesyonel bir disiplini olan meslek haline dönüştürülmesi
    Önüne gelenin tekne alıp balıkçı olmasının önüne geçilmesi… Kentsel kirliğin deönüne geçilmesi için mikro biyolojikarıtma sistemleri de kurulursa gelecek nesiller İstanbul balıklarının tadına varacaklar. Yoksa gerisi laf salatasından öteye geçemez.
    PROF. BAYRAM ÖZTÜRK’ÜN SÖZLERİNE DİKKAT
    İSTANBUL Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Eski Dekanı. Aynı fakültede ders vermeye devam ediyor. Merkezi Monaco’da bulunan, Monaco Prensi Albert’in başkanlığını yaptığı CIESM (Akdeniz Bilim Komisyonu) ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV)kurucu başkanı ve yönetim kurulu üyesi. IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü)Deniz Çevresini Koruma Komitesi Türkiye delegesi. 50’nin üzerinde makalesi vedört kitabı var. Birçok deniz ve okyanusta araştırmacı olarak görev yaptı.
    -Sayın Öztürk, denizaraştırmalarına yıllarınızı verdiniz. Özellikle İstanbul çevresinde yürütülen araştırmaların sonuçları pek iç açıcı değil. Avlanan balık miktarı her geçenyıl azalıyor. Siz Lüferi denizlerimizin ‘Kraliçesi’ olarak tanımlıyorsunuz. Lüfer katliamı nasıl önlenir?
    İstanbul Lüferle özleşmiştir adeta. Zaten eski İstanbullular Lüfere ‘balık’ derler,diğer balıklar için ise balığın ismini kullanırlardı. Kaçak ve yavru balık satın almayarak İstanbul’un kraliçesi Lüferi tanıyarak,değer vererek, koruyarak ve gelecek kuşaklarabırakarak yurttaşlık ödevimizi yerine getirelim. Bu amaçla 14 cm gelen,daha biryaşında ve yumurta dökmemiş balıkların katliamını önlemek lazım. Önerimiz 19-20cm…. Balıkçılık bir bilim ve sadece balık boyu üzerinden halkla ilişkiler kampanyası yürütülerek dünya deniz ve okyanuslarında kurtarılmış bir su canlısı yok. Şüphesiz avlanacak Lüferin boyunun 19-20 cm’ye çıkarılması bu balığın korunacağı anlamına gelmiyor. Yaşam alanını yani üreme ve beslenme alanlarını korumak,av yasaklarını tekneden,balıkhaneden ve tezgahtan başlayarak denetlemek gerekiyor.
    –Trol ağlarıyla avclık Marmara ve boğazlarda tamamen yasak. Neden tolün önüne bir türlü geçilemiyor?
    Trolle avcılık Marmara ve Boğazlarda her dönem yasak ama tekneler Boğazda, Kumkapı’da ,Adalarda.Yani kaçak avcılık yıllardır yapılıyor . Devlet isterse bunun önüne geçer ama işe gerekli önem verilmiyor . Gece denetim neredeyse yok , Trol şebekelerine isterinse göz açtırılmayabilir.
    –Bizim balıkçımız Okyanus tipi teknelerle minareyi kaybetmeden denize açılıyor. Tekne sayısı fazla değil mi?
    Türkiye’de tekne sayısı fazla 20.000 in üzerinde , bunların ıskartaya çıkartılması lazım . Devlet parasını ödeyerek tekne ruhsatlarının en az yarısını iptal etmeli.Bu ise bir politik karar ve cesaret işidir. Politikacıların bu tür kararları kolay alamayacakları açık. Onun için aşırı avcılık sorun olmaya devam edecek. Aşırı avcılığı önlemek için kesin ve doğru kararlar alınması lazım .Bu ise rasyonel ve geleceği düşünmeyi gerektirir.Sürdürülebilir balıkçılık için çaba sarf edilmesi şart. Bunun için baskı gruplarının oluşması gerekiyor

    YOK OLAN DALYANLAR
    Dalyanlar ve dalyancılık geleneksel bir avcılık metodu. İnsanlığın en eski çağlardan beri kullandığı bir avlanma şekli olarak bilinir.
    İnsanoğlu hayatta kalabilmek adına birçok savunma ve avlanma sanatı geliştirmişti. Dalyan’ın da sözlük anlamına bakılınca “ilk örneklerine antik çağlarda rastlanan, deniz, göl ya da ırmak içerisine, altlarına ağlargerilmiş çubuklar dikmek suretiyle yapılan bir tür balık yakalama sistemidir”
    Ülkemizde çok eski yıllardan beri kullanılan ağ dalyanları, özellikle İstanbul Boğazı ve Karadenizin batı kısmında 1924yılında 53 adet iken, 1960 yılında 18’e indi. Günümüzde ise sadece 3 ağ dalyanı (Bağlaraltı, Fil Burnu ve Beykoz)kuruluyor..
    Dalyancılık teknolojinin de gelişmesiyle ortaya çıkan balıkçı tekneleri yüzünden de yavaş yavaş tarihin içinde kaybolmak üzere. Balıkçılık teknolojisindeki bu gelişmenin devam edileceği düşünülürse, bu üç dalyanın da kurulmasının yakın zamanda ortadan kalkacağı biliniyor.
    Dalyanların sayısı azalınca ister istemez bu işi yapan insan sayısı da haliyle azalmış. O yüzden de dalyancıların çoğu şehir dışından geliyor ve yaklaşık dört ay Dalyan’da kalıyorlardı. Günümüz şartlarındaysa bu süre iki aya kadar düştü.
    Kıyıya birkaç yüz metre uzakta kurulmuş dalyanlar, kıyıdan bakıldığında denizin içine çakılmış direkler ve bu direklerin arasına gerilmiş dikdörtgen şeklinde bölümlerden oluşmuş ağlar görülür. Ayrıca bir de direklerden birinin tepesinde balıkçıların tabiriyle ‘gözcü’ denilen biri oturur.
    Ağlardan kurulu bölümlerin en dar alanına balıkların girişi için bir kapı yapılmış. Direkte bekleyen gözcünün görevi burada başlıyor. İlk başta balıkların girişini sağlayan kapı bir makara yardımıyla yukarı çekiliyor, balıklar bu kapıdan içeri girdiğinde kapı hemen kapatılıyor. Sonrasında dipte bulunan ağların yukarı çekilmesiyle toplanıp teknelere çekiliyor.
    Dalyan balığının en büyük özelliği balığın ezilmemesi ve daha taze olması.
    Evliya Çelebi Seyahatnamesinde belirtilen Beykoz Koyunda kurulan “Beykoz Dalyanı” 17. Y.Y.’dan itibaren her yıl Mayıs ayında kurulur. Geleneksel balıkçılığımızın bir mirası olan bu son dalyanların çalışmalarının devam etmesi ve adeta bir tarihi balıkçılık müzeleri olan bu ağ dalyanlara sahip çıkılması gerekiyor.
    Beykoz Dalyanı’nın gelecek nesillere aktarılması, kültürel misyonu sürdürmesi konusundaki çabalayan babadan dalyancıolan Mustafa Kılınç, İstanbul’daki halen çalışan üç dalyan yerini de işletiyor.
    Mustafa Kılınç,balıktan yana umudunu yitirmek üzere…Çünkü dalyanlara eskisi gibi balık gelmiyor. Çok değil.. 3-5 yıl içindebu üç dalyan da albümlerde kalacak.

    BALIKÇILAR NE DİYOR?
    Yasin Girit;(gırgır teknesi sahibi) ‘’Rumelifeneri’ne bağlı gırgır teknemiz var. Babadan, atadan balıkçıyız.Yıllardan beri şikayetçi olduğumuz konu kaçak trol avı. Yıllardan beri Kumkapı Balıkhali’nde trol tekneleri bağlı durdu. Kimse sesini çıkarmadı. Artık bu yıl kaçak av o kadar arttı ki devlet nihayet dur’ dedi. Son günerde kaçak avın yüzde 90 azaldığını söyleyebilirim. Ancak yeterli değil…Sadece kaçak trolcüyü yakalamak değil mesele. Trol ağlarıyla yakalanan balıkların satılmaması lazım. Balık hali va balık pazarlarında satışının önüne geçilmesi şart.
    Şaban Şengül;(gırgır teknesi reis) Bukış ağır geçiyor. Zaten balığa çıktığımız günler kısıtlı. Bizde yasaklar kağıt üzerinde kalıyor. Devletin yasağın arkasında durması lazım. Trol Karadeniz’de 3 mil açıkta serbest. Bence yöresel yasak uygulanmalı. Marmara Denizi’nde yasakama kimse ‘yapılmıyor’ diyemez. Trol ve midye için kulanılan algarna deniz dibini yok ediyor. Marmara ve Karadeniz’i birlikte düşünmek gerekiyor.Karadeniz’de bazı mevsimler aşırı hamsi avı oluyor. Yüzlerce ton hamsinin ağlardan toplanıp denize döküldüğünü gördüm. Bu yüzden hamsiye kota uygulanması lazım.Denizlerde balık azaldı. Geçen yıl boş yere 105 ton mazot yaktım. Bu yıl çoğu zaman denize açılmadık bile. Eski avlar yok. Tekne sayısı fazla. Devletin tekne sayısını azaltması lazım ama bu nasıl yapılır? bilmiyorum.

    Erdoğan Kartal İstanbul Su Ürünleri Kooperatifleri Başkanı); Eskiden trol teknesine sadece idari para cezası uygulanıyordu. Bu Şubat ayından beri devlet kaçak avlanan teknelerin bağlanabileceği bir yer düzenledi. Eskiden sahil güvenlik cezayı kesip bırakıyordu, şimdi tekneyi bağlıyor. Bu kalıcı bir ceza oldu. Marmara’da trolçeken tekne sayısı azaldı. Yasağın böyle kalıcı olması gerekiyor. Denizler için en büyük tehlike kirlilik …İstanbul’da biyolojik arıtma gerekiyor ama buda ne kadar yeterli olur bir fikrim yok..

    Alıntıdır..
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 8 Kasım 2012
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. BİROL

    BİROL Daimi Üye

    Yaş:
    47
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    4.149
    Beğeniler:
    34
    Şehir:
    İSTANBUL
    bir solukta okudum.
    inanırmısınız bu sene kıyıdan daha lîfere olta atmadım,içimden gelmiyor.zira av diye yapılan katliamları gördükçe,elim oltaya gitmiyor.
    teşekkürler Ramazan,hepimizin okuması ve gerekli dersleri alması gereken güzel bır yazı
     
  4. RIBAK

    RIBAK Yeni Üye

    Kayıt:
    26 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    10
    Beğeniler:
    0
    Şehir:
    Drokya -İzmir
    Paylaşım için teşekkürler.

    Yüzyıllar öncesinden günümüze gelene kadar ki süreçte ne güzel seslenmiş,
    uyarmış atalarımız.
    Bazen Nasreddinin hocanın gözünden,
    bazen Neyzen Tevfiğin sözünden.

    Bazı aklı evvellerin ne dense de anlamayacaklarını, hissetmiş olmalılar ki
    << Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az>>
    deyimiyle son bir gayretle dürtmüşler.

    Gün gelirde
    Çarşıda pazarda minicik defne yapraklarını, ısrarla arayan, satın alan,
    balık lokantalarında derya kuzusu olucak minik yavruları, mutlu mesut lüpletirken şen kahkalar atan,
    ardından bir kıyıda denizle haşır neşir amatörün kovasına bakıp bakıp
    <<Ay ne kadar yazık, nasıl kıyıyorsunuz bunlara >>
    sahtekarlığını utanmadan oynayanlara kapak olsun.

    Denizin üstünde ala bulut
    yüzünde gümüş gemi
    içinde sarı balık
    dibinde mavi yosun
    kıyıda bir çıplak adam
    durmuş düşünür.

    Bulut mu olsam,
    gemi mi yoksa,
    balık mı olsam,
    yosun mu yoksa?...
    Ne o, ne o, ne o.
    Deniz olunmalı, oğlum,
    bulutuyla, gemisiyle, balığıyla,yosunuyla.


    Diyen ustanın yüreğine aşk olsun.
    Hasret kaldığı topraklardan selam olsun.
     
  5. magnificent

    magnificent Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Haziran 2010
    Mesajlar:
    464
    Beğeniler:
    6
    Rica ederim Birol abi. Beğeneceğinizi düşünüp kopyalayıp yapıştırdım sadece. :)
    Yazan arkadaş güzel derlemiş..
    Rica ederim..