Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Düşündüren Öyküler

Konu, 'Genel Konular' kısmında Fatih tarafından paylaşıldı.

  1. Fatih

    Fatih Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    29 Nisan 2010
    Mesajlar:
    74
    Beğeniler:
    1
    Şehir:
    İstanbul
    Kuyruğunu Dik Tutan Fare
    Ormanın birinde sürekli diğer hayvanlara musallat olan bir fare yaşamaktadır. Fareden çok çeken hayvanlar günün birinde toplanır ve ondan kurtulma görevini "ezeli düşmanı" kediye verir. Farenin peşine düşen kedi onu bir ağacın altında olacaklardan habersiz beklerken görür, usta bir avcı gibi sessizce yaklaşır arkasından. Pençesini kaldırır, ama kedinin gölgesini gören fare şimşek hızıyla fırlar. Hızlı bir kovalamaca sonunda düz bir ovaya gelirler. Sağına soluna bakan fare kaçacak yer olmadığını görür.

    Tek çare, düz ovanın ortasında yalnız başına otlamakta olan inektir. Nefes nefese ineğin yanına doğru koşar ve başlar yalvarmaya. Fareden az çekmeyen inek önce yardım etmek istemez ama yalvarmalarına fazla dayanamaz ve onu saklamaya razı olur. "Peki, peki. Uzatma da geç şöyle arkama" der inek.

    Fare arkasına geçince inek pisliğini üzerine bırakır. Fare pisliğin içinde kaybolur, ancak dik kuyruğu dışarıda kalmıştır. Kuyruğu gören kedi hemen ineğin yanına gelir. Kuyruğundan tuttuğu gibi fareyi pislikten çıkarır ve oracıkta yer.

    1. Üzerinize her pislik atan düşmanınız değildir.
    2. Sizi pislikten çıkaran herkes dostunuz değildir.
    3. Boğazınıza kadar pisliğe gömülmüşseniz, kuyruğunuzu fazla dik tutmayın.

    Bilgeliğe ulaşanlar, yaşadıkları olaylardan ders çıkaranlardır.
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi.Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi.

    İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyecegini söyledi.

    Yarışma günü, insanlar akın ettiler.

    Bazıları en güzel arabalarını,
    bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti.

    Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

    Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu:

    Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlastırıyordu.

    Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzatti:

    "Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."

    Kral gülümseyerek cevap verdi:

    "O altınlar sana ait delikanlı."

    "Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."

    "Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin.

    Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir ! "
     
    Önder Kanığ bunu beğendi.
  4. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.730
    Beğeniler:
    5.727
    Şehir:
    İstanbul
    Güzel hikayeler :)
     
  5. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    Sedef Çiçeği Hikayesi

    Mahkeme salonunda, ****enlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı.
    Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış
    gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...Ve
    Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına
    verdi, hakim...

    "Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?"

    Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp,
    kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...

    "Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."

    Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür
    haberleri her Gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu,
    kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından...

    Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti..Herkes onu
    dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu...Ve devam etti...

    "Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...
    O bilmez...50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından
    kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı,
    onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman
    adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas Suyla suluycam onu
    diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp
    bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi... Taki geçen geceye kadar...
    O gece takatim kesilmiş..uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla
    50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu herşeyimi verdim... Ondan hiçbir şey
    göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini
    yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

    Hakim, yaşlı adama dönerek ;

    "Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.

    Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın
    utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.

    "Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin
    görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadimemi de orada
    tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden büketler verdim...
    O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder
    yüreğimi...

    İlk Evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime
    götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç
    sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin
    dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun...lafım geçmedi... O günlerde
    tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak
    dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim
    kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek
    ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki
    bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...

    "Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki Suyu boşalttım... Sedef
    gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de
    uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma , kadınımın boynu
    yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."

    O an Mahkeme salonunda herşey sustu...

    Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi
    haber yaptılar...
     
  6. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    TUZLU KAHVE

    Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
    delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
    Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
    kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
    Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
    Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

    “Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

    “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

    Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
    kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

    Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
    deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
    Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
    Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
    dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
    ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
    Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

    Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
    çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
    özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
    arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
    başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...

    O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
    Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
    Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
    prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
    ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
    Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

    40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
    bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
    bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
    için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

    İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
    şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
    değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
    ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
    defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
    Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

    İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
    Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
    Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
    en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
    Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
    tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
    ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

    Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
    birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

    Gözleri nemlendi kadının...
    Çok tatlı!.. dedi...
     
  7. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    KIZILDERILIDEN TEK KELİMELİK HAYAT DERSI.

    Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor:

    "İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş.

    Kurtlardan biri korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve benciliği temsil ediyor.

    Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor."

    Gençlerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yaşlı adam kısaca cevap veriyor:



    "BESLEDİĞİNİZ"
     
    Önder Kanığ bunu beğendi.
  8. enis59

    enis59 Daimi Üye

    Yaş:
    36
    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.211
    Beğeniler:
    4
    güzel hikayeler paylaşım için teşekkürler
     
  9. Asi ve mavi

    Asi ve mavi Daimi Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    1.538
    Beğeniler:
    22
    Şehir:
    İstanbul
    Fatih Bey'in de İrfan abinin de eklediği hikayeler çok güzel.

    Paylaşımlarınız için teşekkürler.
     
  10. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, bir genç uçağına binmek üzere bekliyordu.

    Uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı.

    Dinlenmek ve kitabını okumak için vip salonunda bir koltuğa yerleşti.

    Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu ve dergisini açıp okumaya başladı.

    Genç ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Genç çok rahatsız hissetti kendisini ve “Sinir bir şey! ” Havam da olsaydım bu cüretinden dolayi onu yumruklardim! diye düşündü.

    Genç bir kurabiye alıyor. Adam da bir tane alıyordu. Çıldıracak gibiydi Genç ama olay çıkarmak istemiyordu.

    Nihayet son kurabiye kalınca Genç: Bu küstah adam şimdi ne yapacak diye düşündü. Adam son kurabiyeyi aldı; onu ikiye böldü ve bir parçayı Genç'e verdi.



    Bu kadarı da fazla! Dedi. Çok öfkelenmişti. Genç sinir içinde kitabını ve diğer eşyalarını alıp bir fırtna gibi giriş salonuna, oradan da uçağın içine yöneldi.




    Uçaktaki koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış, orada duruyordu.

    Çok utandı. Bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini hiç açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu.

    Oysaki adam kendi kurabiyelerini hiç sinirlenmeden ve yüksünmeden Genç ile paylaşmıştı.

    Genç ise kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Şimdi pişman olmuştu fakat .gerekli derside almıştı..
     
    Önder Kanığ bunu beğendi.
  11. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    Bir gün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın
    dallarını keserken baltasını suya düşürür 'Aman tanrım' diye
    bağırdığında bir peri belirir ve 'Ne diye bağırıyorsun?' der.
    Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o
    baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.
    Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir.
    ''Baltan bu muydu ?' diye sorar.
    Ormancı 'hayır' diye cevaplar.
    Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar
    belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu?'
    Ormancı yine 'hayır' diye cevaplar.
    Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar
    belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu?'
    Ormancı 'evet' der.
    Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü
    de kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.
    Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken
    karısı suya düşer. Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır.
    Peri yine belirir ve sorar: 'Ne diye bağırıyorsun ?'
    Ormancı 'karım suya düştü' der.
    Peri suya dalar ve Jennifer Lopez ile birlikte geri döner.
    'Senin karın bu mu?' diye sorar. Ormancı 'evet' der.
    Peri sinirlenmiştir, 'Yalan söylüyorsun, gerçek bu değil'der.
    Ormancı 'özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma sözkonusu.
    Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer CatherineZeta-Jones
    ile geri dönecektin, ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her
    üçünü de bana verecektin. Ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek
    durumda değilim.Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur..'

    Bu hikâyeden alınacak ders:
    Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa
    bunun iyi ve saygın bir nedeni vardır ve bu başkalarının yararı içindir.
    Kendileri için bir şey istiyorlarsa ekmek çarpsındır!...
     
    Önder Kanığ bunu beğendi.