Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

İlk Balık avım

Konu, 'Balık Avı ile İlgili Fotoğraflı Av Hikayeleri' kısmında spinnci tarafından paylaşıldı.

  1. spinnci

    spinnci Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Mart 2011
    Mesajlar:
    105
    Beğeniler:
    3
    Hani ilk balık avımız vardır, hiç unutmadığımız, işte benim de ilk balık avım hiç unutulmayacaktı benim için.

    Çok iyi hatırlıyorum gece ıssız yerlerde balık peşinde koştuğumuzu, bu maceramın başrol oyuncusu Dayım’dı. Balık avına çok meraklı olduğum için sürekli balık yakalamaya gitmek için onun kafasını şişirirdim, o zamanlar nerde öyle olta, kamış, sahte... Ohooo teknolojiden bile çok uzaktık, köy yerinde bir TV olması bile büyük bir olaydı ama o zamana göre balık yakalama teknikleri vardı ve size bu anlatacağım tekniği dikkat ile okuyunuz.

    Evet sevgili spinnciler, yine köyde kaldığımız bir gün dayımı ikna edebilmiştim, dayımdan okeyi aldım, şimdi sıra annemi ikna edebilmek sonra babamı, derken dayımın da yardımı ile anne babadan onayı alabilmiştim, dayım hazırlanmamız gerektiğini söyledi, ben de işi öğrenmek için dayıma yardım ediyordum, dayımların bağları vardı o sebebten çok bağ sepetleri vardı, evin bahçesinin hemen hemen heryerinde bağ sepeti bulmak mümkün dü, dayım ‘’dayım şurdan eski bir sepet bul getir’’ dedi, ben ‘’ dayı eskiyi ne yapacaksın yenisi var bir sürü’’ sen eskisinden bul getir dedi, bir anlam verememiştim ama neyse dedim, buldum bi tane bağ sepeti, baya eskiydi neredeyse altı çıkmak üzereydi, dayım bu sepetin iyi olduğunu söyledi, bu ara ben sepeti ararken dayım da malzeme odasından gazyağı ile çalışan eski bir löküs çıkardı, sağını solunu temizledikten sonra bana 2 lira verdi o zamanın 2 lirası,’’git bakkaldan gaz al bu parayla’’dedi ben hemen fırladım, ee tabii löküs lazım karanlıkta yürücez av yapacağımız yer uzak, bir çırpıda geri döndüm elimdeki eski margarin tenekesinin içindeki 2 litre gazyağını dayıma verdim, bu arada dayım löküsün pompasını sökmüş, içini temizlemiş, gömleğini değiştirmiş, bir tek gazyağını içine döküp denemek kalmıştı, gaz haznesi yaklaşık yarım litre gazyağı aldı, dayım pompasını yerine taktı pompalamaya başladı, o kadar çokki artık çok zor pompalanıyordu, sonra ispirto ile gömleği yaktı, gömlek derdik o löküslerin yanan bez parçasına, adını hala bilmemekteyim, neyse gömlek yandı tam da dayımın istediği gibi kül rengini almıştı, şimdi asıl meseleye gelmişti sıra, gazı açıp gömleği kibrit ile yakmak denemek çünki yanımızdaki en lüx eşyamız löküsümüz dü ve problmesiz çalışmalıydı o kadar yolu geri gelmek löküs arızası yüzünden hiç kimsenin hoşuna gitmeyecekti ve problemsiz yakabildik, bayada aydınlatıyordu löküsümüz, dayım yaklaşık 20 dakika denemek için löküsümüzü açık bıraktı sonra karar verdi ‘’tamam bu iş’’ dedi, sepetin içine testinin içinde su,bağ bıçağı, ancak bu bıçaklar bildiğimiz bıçaklardan değil, testere gibi, bıcağın keskin kısmı hilal gibi, bir tane yanımıza aldık, sepetin içine biraz yağlı salçalı köy ekmeği, anneannem ne güzelde yapardı ah ah, küçük olmama rağmen hatırlardım bu ekmekleri, çünki o kadar lezzetliydiki, sadece ekmek ve biraz margarin sürüp karnımızı hiç bıkmadan doyururduk, hatta bazende salça sürerdik üstüne ekmeğimizin, hele kışın teneke sobasının üstünde bu ekmeklerden dilimleri ısıtırdık, üstüne yağı sürer yanına ya koyun peynırı ya da zeytin, bir de çay oldumu yemesine doyum olmazdı. Yanımıza bir de Pazar çantası aldık, çoğumuz hala hatırlar yada bilir o meşhur Pazar çantalarını, naylondan örmeydi, tutma sapları kalın teldendi, içinde su durdurmazdı o sebebten bizde yanımıza bu çantadan aldık.

    Zaman gelmişti yola çıkacaktık, gece gece balık avı olurmu? diye sormuyor değildim kendime,ancak dayım daha önce gece balık avı yaptığı için biliyordu bütün olayı, ben ona güveniyordum, bir de o korkunc karaklıkta yardımcımız löküsümüze, neyse düştük yola akşam saat 9 gibi, belki yarım saat yürüdük belki de bana küçük bir çocuk olarak çok uzun bir yolmuş gibi geldi, ama aradan epey zaman geçti biz balık yakalayacağımız dereye vardık, dere çok sığ idi en derin yeri yarım metre ya vardı ya yoktu,tabii gecenin karanlığında bu durumu bize güneş olan löksümüz gösteriyordu, dayım sırtında taşıdığı sepeti indirdi, bizim egenin sarıkları meşhurdur, hani o kafaya bağlanan, efelerin taktıkları, işte onlardan, biz onlara sarık deriz, renginden gelse gerek bu kelime, çünki bu sarığın rengi sarı, yada başımıza sardığımızdandır sarık demeleri, neyse bu sarığı kafasından çıkarıp beline doladı, bel kısmını bol bırakıp içine ekmeğimizi koyup iyice bağladı, bunun içine sonra diğer malzemelerimizi koyacaktı ve sürekli yanında taşıyacaktı, tesdimizi derenin kenarına koyduk yine soğuk kalması için suyun içinde duracaktı zaten suyun içine koymasakta testinin içine doldurulan su epey zaman serin kalırdı, ancak dayım o eski sepeti önce yanımızda götürdüğümüz bağ bıçağı ile kesmesi gerekiyordu, maşallah bağ bıçağıda baya sağlamdı sepetin tellerini bile kesiyordu, önce sepetin alt kısımını yuvarlak kesti, sonra sepetin tutma saplarını kesti ve elindeki bağbıçağını, ekmeğimizi beline sardığı sarığın içine sarıp beline sıkıca bağladı ve dayım sen löküsü tutacaksın dedi, tamam dayı dedim, ben dayımın sadece bir adım arkasından löküsü tutuyordum ve dayımı takip ediyordum, dayımın elinde ise altını ve tutma saplarını kestiği bağsepeti var idi, sessizce suyun içinde yürüyoruz gece çok ürpertici, her ne kadar löküsümüz olsa bile belirli bir kısmı aydınlatıyor fazla uzağı göremiyorduk, bu durumda beni korkutuyordu, ama dayım vardı yanımda, bunun bilincinde olmam biraz olsun korkumun hafiflemesine sebebti, derken bir anda dayım durakladı, ’’dayım dur’’dedi, durdum kıpırdamıyorum, ’’ne oldu dayı’’? dedim dayımdan çıt yok, dayım elindeki sepetin geniş tarafını hemen önünde suya batırdı yada kapattı desem daha doğru olur ve dayım gel löküsü sepetin üstünden tut dedi,tuttum içinde bir balık vardı, sepetin alt ve dar olan tarafı yukarda kalmıştı oradan elini sokup suyun içindeki balığı,aldı ve yanımızda getirdiğimiz Pazar çantasına koyduk bu durum belki derenin içinde 5 -6 kilometre devam etti, bizim Pazar çantası dolmuştu, dere balıktan hariç, yılanlar, kurbağalar, kaplumbağalar,arada sansarlar gözümüze ilişiyordu ama ben işin balık kısmına konsantre olmuştum ve işi kapmıştım, balıklar gece uyuyorlardı, bizde löküsle yerlerini tespit edip sepet ile balık yakalıyorduk sistem basit ve verimli idi, yaklaşık 7-8 kilo balık yakalamışısızdır, yeter dedi dayım,ve sabah saat 3 gibi evde idik, tabii yorulmuştuk, ancak balık avlamak gece de olsa harika bir şeydi benim için ve hala o ilk baık avımı hiç unutmuyorum, yakaladığımz balıkların adını bilmiyorum ancak en büyüğü 20 cm geçmezdi.

    O dere ne mi oldu? Kurudu, bir damla su yok şimdilerde bi kışın akıyormuş, balık tükenmiş, ama av yüzünden değil susuzluktan, balıklar da yok olmuş bu derenin etrafındaki söğüt ağaçları kurumuş köylülere kışlık yakacak odun olmuş, balığın tadı nasılmıydı? Mükemmeldi tadı unutulmayacak dere balıkları idi,balığın adı neymiydi bilmiyorum hala bilmiyorum  ancak dişsiz bir balık olduğunu hatırlıyorum sırtı kahverengi karın bölgesi açık sarı renkli idi,evet pullu idi.evet arkadaşlar ilk balık avım böyle idi, bu tür balık avını hayatımın hiçbir döneminde tekrarlamadım, ancak başka balıklar avlayarak balık yakalamasını genç yaşlarda öğrendim.

    Bu ilk balık avı gerçek hikayemi okuduğunuz için teşekkür ederim,umarım sizleri biraz keyiflendirebilmişimdir.
    Sağlıcakla kalınız.
    Saygılar;SPİNNCİ

    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Herşey Balık için..
    Spinnci
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. ryetik

    ryetik Aktif Üye

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    28 Aralık 2010
    Mesajlar:
    809
    Beğeniler:
    9
    Şehir:
    İstanbul - Samsun
    Çok güzel ve güzel olduğu kadar meşakkatli bir başlangıç olmuş ve bunu harika bir şekilde bizlere aktarmışsınız , zevle okudum. İlk avlar unutulmaz oluyor. Paylaşım için teşekkür ederim..
     
  4. lost_zombie

    lost_zombie Daimi Üye

    Yaş:
    49
    Kayıt:
    3 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.486
    Beğeniler:
    91
    Şehir:
    İSTANBUL
    Güzel bir anı, bizde o derenin kenarına gitmiş sepetin içindeki balıkları görmüş kadar olduk.
    Malesef köy yerinde bu şekil usulsuz avlanmalar hep var. Hala daha bugünümüzde Terkos gölünde mart ayında geçe dört parmak taşma suyunun içine çayıra yumurta bırakan devyarasa turnalar ışıkla avlanıyor kimi tüfek patlatıyo yanında kimi zıpkınla kime dirgenle.
    Amcam Terkosta yaşıyor her halde son 8-10 yıla kadar bıldırcına teyp kurar çulluğa kafa lambasıyla gezer tüfek atardı.

    Ama çocukları ve benim sayemde birazda yaslılıkla merhametle bu şekil avlanmaktan vaz geçti.
     
  5. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.693
    Beğeniler:
    5.696
    Şehir:
    İstanbul
    Güzel bir hikaye Murat
    Aslında hepimizde böyle anılar var. Zaman geçtike değerlenen bu anılara çocuklarımız da sahip olabilecek mi acaba?
    O zamanlar zararlı olmayabilecek bu av tarzı günümüzde çok daha vahşileştirilerek devam ediyor.
    Susuzluktan kurumaya yüz tutan derelerde aralarda kalan göletlere bırakılan ağlar, serpmeler, elektrik, çeşitli zehirler, sönmemiş kireç vs vs.
     
  6. spinnci

    spinnci Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Mart 2011
    Mesajlar:
    105
    Beğeniler:
    3
    Sanmıyorum sayın abim,ancak dediğin gibi hepimiz bu veya buna benzer şekillerde başlamışızdır,tabii çocuk iken bilincli balıkcılıktan bihaberdik,bize yol gösteren büyüklerimizde öyleydi?,yada onlar derelerin kuruyacağını balıkların yok olacağını hesaba katma düşüncesine girmediler,çünki onlar derelerimizi,göllrimiz hep çok balıkla bildiler,insanların bu varlıkları bir tüketeceklerini kimse tahmin etmiyordu..
    saygılar sayın abim
     
  7. spinnci

    spinnci Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Mart 2011
    Mesajlar:
    105
    Beğeniler:
    3
    haklısın sayın abim,ancak bizim çocukluğumuzda balık avcılığı şimdiki gibi yapılmazdı,insanlar ayda yılda bir balık avlardı köylerde,ve avlanmak için ellerindeki imkanlar çok zayıftı,şimdiki zamanda her imkan olmasına rağmen katleden insanları kınamak gerekir,saygılar
     
  8. spinnci

    spinnci Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Mart 2011
    Mesajlar:
    105
    Beğeniler:
    3
    rica ederim kardeşim,saygılar SPİNNCİ
     
  9. Selahattin

    Selahattin Moderatör Yönetici

    Yaş:
    31
    Kayıt:
    2 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    7.863
    Beğeniler:
    4.131
    Şehir:
    Şişli, İstanbul
    Keyifli, ilgi çekici bir hikaye.. Gerçek olması okurken merak uyandırıyor.. Aynı zamanda eskiye olan bir özlem içinde hissedilen derin bir hüzün var.. Sonu ise insanın yüzüne tokat gibi çarpan acı gerçeklerden ibaret.. Ellerinize kaleminize sağlık zevkle keyifle okudum:)
     
  10. spinnci

    spinnci Aktif Üye

    Kayıt:
    25 Mart 2011
    Mesajlar:
    105
    Beğeniler:
    3
    teşekkür ederim kardeşim..saygılar
     
  11. Hamdi

    Hamdi Admin Site Admin

    Yaş:
    42
    Kayıt:
    29 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.768
    Beğeniler:
    8.122
    Şehir:
    İstanbul
    Güzel bir makale, kalemine sağlık.