Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Kano ile jigging - spinning - lrf

Konu, 'Jigging (Vertikal Jigging) Jig İle Balık Avı Teknikleri' kısmında arrow tarafından paylaşıldı.

  1. zıpkıncı

    zıpkıncı Aktif Üye

    Yaş:
    35
    Kayıt:
    23 Haziran 2013
    Mesajlar:
    266
    Beğeniler:
    223
    Şehir:
    izmir
    Çok tesekkur ederim. Benim de ilgilendiğim bir konuydu. Çok yararlı oldu.
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. mrt55

    mrt55 Aktif Üye

    Kayıt:
    2 Aralık 2014
    Mesajlar:
    681
    Beğeniler:
    410
    Şehir:
    ordu
    Sağolun Salih Bey. Kayak ile ilgili pek çok detaylı bilgi vermişsiniz. Hem teşekkür ediyorum hem de kutluyorum.
     
  4. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Sona yaklaşırken belirtmekte fayda görüyorum. Her şeyi bildiğini düşünmek, çok büyük bir yanılgı. Elimden geldiği kadar kayak oltacılığına başlamak isteyen bir bireyin bilmesi ve hazırlanması gereken, temel nitelikteki konuları “bildiğim” kadarıyla aktarmaya çalıştım. Ancak bu konularda söyleyebileceğim her şeyi söylemediğim gibi, mutlaka atladığım ve ya bilmediğim hususlar da olmuştur-olabilir. Sonuçta bilmeniz gereken en kıymetli bilginin, kendiniz tecrübe etmeye cesaret ederek, deneyerek öğrendiğiniz bilgi olduğunu akıldan çıkarmamalı.

    Bu konuya tekrar tekrar değinmek hiç hoşuma gitmiyor. Maalesef kendi çevrem de dâhil, bu spor hakkında fikir yürütenlerin neredeyse ilk zikrettikleri “güvenli değil, devrilir, deli işi…” gibi sözler olduğundan, kendimi mecbur hissediyorum. Elbette kürek sporu uç bir spordur. Dünyada en güvende olacağınız yer, kıyıdan bir ve ya birkaç kilometre açıkta genişliği çoğu modelde 70-80 cm’yi geçmeyen bir nesnenin üzeri değil. Ancak şunu da bilin ki bu sporun zirvede yapıldığı ülkelerde dahi ölümlü kaza oranı motorlu teknelerin karıştığı ölümlü kazaların yanında devede kulak bile değildir. Nitekim bulabileceğiniz istatistiki rakamların neredeyse tamamı kürek sporunun farklı bir kulvarı olan, yabancı dilde “whitewater kayaking” olarak anılan, kudurmuş akarsularda yapılan türünde meydana gelen kazalara aittir. Daha önce bahsettiğim emniyet önlemlerini aldıktan, tedbirli davrandıktan sonra en ufak bir korkuya kapılmayın.

    Suya Çıkma ve Kıyılama:

    Süt liman bir havada, dalga boyu yarım metreyi ancak bulabiliyorsa işiniz kolay. Diz hizanıza kadar suya girip kayağa oturur ve aheste kürek çekerek açılırsınız. Ancak dalgalı koşullarda denize açılacağınızda size ilk lazım olan bilgi dalga saymayı öğrenmektir. Dalgalar belli fasılalarla gelir. Bu fasıla dalgalar arası süreyi-mesafeyi belirttiği gibi, gelen dalgaların büyüklük-küçüklük sırasını da belirtebilir. Kayağın baş kısmını açığa doğru konumlandırdıktan sonra, bacaklarımız iki yandan sarkacak şekilde oturağa oturur, sırtımız dik vaziyette kürek çekmeye hazır bekleriz. Kürek bir elimizde kucağımızda olur, hem ayaklarımızla hem boştaki elimizle kayağın dalgadan dönmesini engeller, hâkim oluruz. Genellikle birkaç küçük dalgadan sonra biraz daha büyük bir ve ya iki dalga kıyıya vuracaktır. İşte bu büyük dalgalardan hemen sonra oluşan kısa bir boşluk anında bir gayretle küreğe asılır denize açılırız. Bu anda az buçuk ıslanacaksınız haliyle ama bir şey olmaz kışın zaten iyi giyinmiş olacağız, sıcak aylarda da ıslaklığınız kısa sürede kurur. Şekerden yapılmadık ya!

    Kıyıya çıkarken de aynı kaideler geçerlidir. Kıyıya belli bir mesafede durup dalga sayılır. Dalganın yatıştığı o bir anlık boşlukta karaya ayak basacak şekilde zamanlama yapılır. Uyarmam gerek kayak sporunda en fazla alabora olunan durum kıyıya çıkma anıdır. İvmenizi kaybedip dalganın sizi çevirmesine, sürüklemesine izin vermemelisiniz. Yapılacak “en büyük hata” karaya kayağın üzerinde oturuyorken çıkmaya çalışmaktır. Derinliğin müsait olduğunu gördüğünüz an, (50-100 cm.) bir hamleyle kayaktan inip kayağa elinizle hâkim olun ve kıyıya çekerek çıkarın.

    Tabii limandan suya-karaya çıkmak en kebabıdır. Suya kuma bulaşmaz, dalgayla uğraşmazsınız. Ama her zaman bu lüksü bulmak mümkün olmuyor maalesef.

    Dalga ve Rüzgâr:

    Çok önemli bir konuya geldik. Kayak oltacısı olacaksanız hava ve denizle dost olabilmeyi öğrenmelisiniz. Tabii bu dostluk zamanla, tecrübe kazandıkça oluşacaktır. Kimse annesinden denizci doğmuyor ya! Ancak işinizi kolaylaştıracak belli kaideler var, bunları bilerek denize açılmakta fayda görüyorum.

    1) Dalgalar konusunda çok endişe etmenize gerek yok. Temel kural dalgaya yan vermemektir. Gidiş gelişlerde rotanızı ayarlarken dikkat etmeniz gereken, mümkünse dalgayı pruvadan, yani karşınızdan alarak ilerlemektir. Ancak her zaman böylesi bir denklik bulunamayacağından en azından baş omuzluklardan, yani ön çaprazlarınızdan dalgayı almak iyidir. Kayak dalgayı yarıp aşacaktır. Eğer dalga boyu bir metreyi buluyorsa bir miktar su baş üstünden aşıp sizi hafif ıslayabilir, dert etmeyin bir şey olmaz. Ben kötü havalarda, özellikle dalgaya sırtımı dönmemeyi tercih ederim. Ancak bu bir mecburiyetse kıç omuzluklardan dalgayı karşılamak yeğdir. Sert havada kıyıya dönmek için rotamızı belirlerken en kısa mesafeyi değil, deniz ve rüzgâr durumuna göre en emniyetli rotayı belirleyeceğiz. Hoş zaten dalgaları bu denli hesap etmeniz gereken havalar genelde “balığa çıkmamış” olmanız gereken havalardır. Yani rüzgâr hızı skalasında 6-7 bofor esen, dalga boyunun 2 metreyi bulduğu, hatta geçebildiği havalar. 3-5 havada güle oyaya gezeceksiniz emin olun. Ben burada yol gösterici olarak size içine düşebileceğiniz en kötü durumu anlatmakla vazifeliyim.

    2) Rüzgârlar ise hem seyrüsefer hem balık avcılığına etkileri yönünden, bazen en büyük dostumuz, bazen de en büyük düşmanımız olması sebepleriyle çok önem arz eder. Bu kısa paragraf sizin için altın değerindedir, dikkatli okuyun! Birincisi rüzgâra karşı kürek çekmek tam bir eziyettir, hatta yeri gelir canınızdan bezdirir. İlk yazdığım hususlardan birini hatırlayınız “meradaki hâkim rüzgârları ve hangi saatte hangi yönden estiklerini öğrenin” demiştim. İşte rüzgâr yönünü rotamıza yardımcı olacak şekilde denk getirirsek, o zaman en büyük dostumuz olur. Örneğin Doğu Akdeniz’de hâkim rüzgârlar poyraz ve lodostur. Genel olarak sabaha karşı karadan denize doğru poyrazdan eser, saat 08:00-10:00 arası kısacık bir süre doğu, güney doğu gibi eser durur, öğlene doğru lodostan (denizden karaya doğru) esmeye başlar ve gece saatlerine kadar şiddetini gâh arttırıp gâh azaltarak devam eder. İşte bu yüzden bizim bölgemiz için en uygunu “şafak” avıdır. Sabah gün ağarırken poyrazı ardımıza alır açılırız, lodos çıktımı avı bitirir yine rüzgârı ardımıza alır, öğlene döneriz. Tabii bu her zaman böyle mükemmel işlemiyor, ancak genel mantık ve hareket tarzı budur. Çok uç bir örnek vereyim son olarak; geçen yıl bir baraja kamp yapmaya gidilecekti. Öğleden sonra rüzgârın gölün diğer yakasında bulunan kamp noktamıza doğru estiğini bildiğimden, öyle bir çıkış noktası ayarladım ki varacağımız yere olan 7 kilometre mesafeyi sırf rüzgârın sürüklemesiyle, neredeyse hiç kürek çekmeden kat ettik. Gördünüz mü, bazen rüzgâr ne kadar candan bir dost olabiliyormuş!

    3) Son olarak yaşadığım kötü bir tecrübeyi aktararak bu mevzuyu kapatmış olayım. Ne demişler; bir musibet bin nasihatten iyidir! Şimdi rüzgâr bize düşmanlık ederse ne olur? Bundan iki yıl önce İskenderun Körfezi’nde kıyıdan 3,5 kilometre açıkta bulunan bir kayada av yapıyordum. Suya çıkış noktama uzaklığı ise 6 kilometre kadardı. İşin aslı öğleden sonra havanın bozacağı tahminlerden belliydi ancak baş edemeyeceğim bir durum da görünmüyordu. 30 gr ağırlığında hafif bir dip kaşığını tabana yakın sektirerek 2,5 kilo civarı ufak bir İzbir (Taş Hanisi) kandırmış, hemen akabindeki atışlarımın birinde, aynı kayadan kuvvetli bir vuruş almıştım, ancak balık yakalanmamıştı. İşte bu noktada yapılabilecek en büyük hatayı yaparak havayı, denizi unutmuş tamamen oltama ve dipte gezdirdiğim yemime odaklanmıştım. Adeta büyülenmiş gibi gözümün önünü görmüyor, sadece dipte olan bitene kafa yoruyor, ezbere yeme aksiyon verecek numaralarımı yapıyordum. Böylece bir yarım saat geçti herhalde. Uyanıp kafamı kaldırdığımda ilk dikkatimi çeken denizde benden başka tek bir tekne dahi kalmamış olmasıydı, ne yakın ne uzak. Bu dalgın geçirdiğim süreçte rüzgâr epey şiddetlenmiş dalga boyu artmış, üzerleri ufaktan köpük atmaya başlamıştı. Kıyıya doğru yöneldim ama çok uzun sürmeden hava patladı. Rüzgâr göğsüme vurduğunu hissedebileceğim seviyeye gelmiş, dalga boyu giderek artıyor, serpintiler beni ciddi şekilde ıslatıyordu. Denize açıldığım noktaya varamayacağımı anlamıştım. Sol çaprazımda rüzgârın yönüne bakarak korunaklı olabileceğini hesap ettiğim küçük bir girinti koy vardı. Her dalgadan sonra az bir miktar sola dümen verip, asılabildiğim kadar kuvvetli kürek basıyor, koya yaklaşmaya gayretliyordum. Bu çok yavaş bir ilerleme olduğu gibi daha ben yarı yolu bile kat etmeden artık dalga boyu iki metreyi bulmuştu. Artık her dalgayı atlattığımda baş üstünden aşan su, kokpite kadar dolup, tahliyelerden boşalıyordu. Nihayetinde koya girip, karaya ayak bastığımda gördüm ki normalde yarım saatte aşabileceğim dört kilometrelik mesafeyi iki saat gibi bir sürede aşabilmiş ve fırtınadan sağ salim çıkmıştım. İki saat kadar sonra hava biraz yatışmış, ondan sonra tekrar açılıp aracımın bulunduğu yere dönebilmiştim. Aslında burada en uygun alternatif hemen rüzgâr altına dönüp, kademeli olarak kıyıya doğru dümen vurmak ve daha az yorularak ama aracımdan çok daha uzak bir noktada karaya ulaşmaktı. Ancak hem aracımdan o denli uzaklaşmayı istemedim hem de rüzgârın estiği yönde kıyılar çok kayalık olduğundan o dalgada kayalıklara yaklaşmak tehlikeli olurdu.

    Karşılaşılabilecek senaryolar çok büyük çeşitlilik gösterecektir. Temel olarak panik yapmamak, dirayetli olmak bu havalardan çıkabilmenizin ana prensipleridir. Bunun dışında havanın bozacağını hissettiğiniz anda sahte yemler dâhil tüm delici, kesici aksama sahip ekipmanı kapalı bölmelere alın. Telefonunuz muhakkak su geçirmez kılıfıyla birlikte can yeleğinin cebinde olsun. Eğer içinden çıkamayacağınız bir tehlikeyle karşı karşıyaysanız sahil güvenliği aramaktan çekinmeyin. Yardım istemek nahoş bir durumsa da ayıp değil.

    En güzeli hep yazdığım gibi tecrübe kazanmadan ve olumlu hava şartlarına dair meteorolojik tahminleri görmeden açıklara çıkmamaktır. Balık, hatta büyük balık her daim açıklarda, derinlerde bulunur diye bir kaide de yok, bunu aklınızdan çıkarmayın. Kayak üzerinden dikey sürütme (jigging) tekniğini maalesef bu gün yetiştiremedim. Bu hafta sonuna kadar yazar gönderirim diye umuyorum.

    Takdirlerini ileten tüm beyefendilere teşekkür ederim. Sağ olun. Görüşmek üzere…
     
    Son düzenleme: 19 Şubat 2016
    murat2371, kerem03, Selim_ist ve 9 kişi daha bunu beğendi.
  5. scorpion26

    scorpion26 Daimi Üye

    Yaş:
    41
    Kayıt:
    24 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    1.480
    Beğeniler:
    753
    Şehir:
    İstanbul
    Çok faydalı bir konu. Sabitlenir ise çok iyi olur diye düşünüyorum.
     
    arrow ve Spinlevrek bunu beğendi.
  6. melanur

    melanur Aktif Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    27 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    420
    Beğeniler:
    193
    Şehir:
    alanya
    selam bu ürünü bi inceleyin türkiye distbiritörü adtmarin

    ADT Marine Group - Yacht, Sailing, Sport Yacht, Antalya, Yat Malzemeleri, Tekne Malzemeleri, Deniz Malzemeleri, Su Sporları, Tekne ve Yat Malzemeleri , Dalış Malzemeleri , Balık Malzemeleri

    Sit-On-Top Fishing canoes and kayaks for sale by BIC Sport

     
    Spinlevrek bunu beğendi.
  7. stratejist

    stratejist Aktif Üye

    Kayıt:
    2 Ekim 2014
    Mesajlar:
    187
    Beğeniler:
    108
    Şehir:
    Ankara
    Çok teşekkür ederim Hüseyin bey, linkini verdiğiniz siteyi inceledim ve en çok hoşuma giden bic trinidad modelinin balıkçılık için hazırlanmış tipi oldu. Ne yazık ki bu çift kişilik bir kayak olarak görünüyor. Bu kayak tek kişilik, biraz daha dar ve boyu biraz daha kısa (ve tabi ağırlık olarak da biraz daha az) olsaydı ciddi olarak ilgilenebileceğim bir kayaktı.. Buna benzer başka bir kayak da göremedim açıkçası.
    Bir de Salih beye sormak istediğim bir sorum var; araştırmalarım esnasında Türkiyede polietilen ürünler yapan bazı firmalar tarafından bazı kayakların kalıbının çıkarılarak (bic bilbao bunlardan biri) daha uygun fiyata kayaklar satıldığını gözlemledim. Sizin bu tip bir kayak almayı nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum. Yanlış anlamış olabilirim ama bu iş "kalıp" işiyse zaten kalıp aynı olacağı için bu kayakların da aynı karakteristiği gösterebileceğini düşünebilir miyiz?
    Ek olarak taşıma ve depolama kolaylığı açısından 3m civarı olan kayaklar daha çok ilgimi çekiyor. Siz daha önce mümkün olduğunca "uzun" olan kayağı almamızı tavsiye etmiştiniz. Eğer 3 m civarı boyu olan bir kayak alırsam bunun dezavantajları neler olabilir acaba?
     
  8. Seddülbahir

    Seddülbahir Aktif Üye

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    11 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    165
    Beğeniler:
    95
    Şehir:
    Bursa
    Merhaba Salih Bey,
    Jig avına meraklı olduğum için okumaya başladığım bu konuyu neredeyse 1 saattir sindire sindire okumaktayım.
    Uslubunuz, beyefendiliğiniz ve denizciliğiniz takdire şayan..
    Rüzgarlar kolayınıza olsun.
    Her daim rastgelsin.
     
    arrow bunu beğendi.
  9. melanur

    melanur Aktif Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    27 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    420
    Beğeniler:
    193
    Şehir:
    alanya
  10. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Özdemir Bey; Bic'in kayaklarını ben pek beğenmiyorum. Plaj kanosundan çakma, bir garip görünümleri var. Karina yapılarını da çok tutmadım. Sizin için videolarını da araştırdım, suda da pek kabiliyetli görünmüyorlar. En kötüsü çok yuvarlak hatlı olduğundan, basitinden bir gömme kamış yuvası monte edebileceğiniz, düzgün bir yüzey bile göremiyorum. Aynı zamanda gövdenin çok ince polietilenden imal edildiğini yazan, darbelere karşı korunması gerektiğini belirten değerlendirmelere de ulaştım. Bunun dışında çok sakin sularda günübirlik kullanıp giriş seviyesi için yeterli bulan, memnun olanlar da yok değil.

    Evet bu bir kalıp işidir. Polietilen materyal, yüksek sıcaklıkta basınçlı hava verilerek kalıbın iç yüzeyine yekpare biçimde sıvanmak suretiyle üretilir. Ancak yabancı firmaların kalıp teknolojilerine yaklaşsalar bile, polietilenin sertlik derecesinden tutun da güneş ışınlarına dayanımına kadar pek çok faktörü etkileyen kimyasal katkı fomülasyonlarını ne derece yapabilirler bilmiyorum. Yine de yerli malı candır! Eğer böyle üretimler yapan firmalar varsa uv katkısı var mı? gövde cidar kalınlığı nedir, bagaj bölmelerinin su geçirmezlik özelliği var mı? gibi soruları sorun...daha iyisi kendiniz kontrol edin. Benim Tarponların en ince olduğu noktada bile et kalınlığı 0,5mm. buna göre değerlendirin.

    Kısa kayak alırsanız ne olur? Uzun yol gitmek çok yorucudur; istikametini kolay kaybettiğinden sıkça dümen vermeniz gerekir ve kolay süratlenmez, süratini uzun süre muhafaza edemez. Açık denize (1+ km.) asla çıkamazsınız. Karşı rüzgarda ilerlemek çok zor, hatta rüzgar kuvvetliyse imkansız gibidir. Yarım metre dalgalarda dahi dalgaya vuran baş kısmı size çok yakın olduğundan, serpinti olduğu gibi üzerinize gelir. Dalgalı havada kuru kalmak imkansız gibidir o boylarda.

    Ancak! Liman, mendirek, iskele çevreleri başta olmak üzere, kıyıya yakın tüm deniz avlaklarında, ağır akışlı akarsularda, günde 10 km.'den fazla yol gitmeyeceğiniz tüm göl gezilerinde, havanın sükunetli olması koşuluyla pek güzel kullanabilirsiniz 3 mt.'lik kayakları.

    Fiyatı nedir, nasıl bir kayaktır bilmiyorum ama bağlantısını eklediğim kayak uzaktan bakınca idare eder gibi görünüyor. En azından temel aksesuarları üzerinde...
    Kano Diyarı
     
    stratejist bunu beğendi.
  11. Ogiveogi

    Ogiveogi Daimi Üye

    Yaş:
    17
    Kayıt:
    27 Eylül 2014
    Mesajlar:
    1.772
    Beğeniler:
    961
    Şehir:
    İstanbul
    Uygun fiyatli kayak oneriniz var mi