Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Kayak ve Kano Oltacılığına Giriş Ve Jigging

Konu, 'Jigging (Vertikal Jigging) Jig İle Balık Avı Teknikleri' kısmında Salih Kanaatbilen tarafından paylaşıldı.

  1. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Sona yaklaşırken belirtmekte fayda görüyorum. Her şeyi bildiğini düşünmek, çok büyük bir yanılgı. Elimden geldiği kadar kayak oltacılığına başlamak isteyen bir bireyin bilmesi ve hazırlanması gereken, temel nitelikteki konuları “bildiğim” kadarıyla aktarmaya çalıştım. Ancak bu konularda söyleyebileceğim her şeyi söylemediğim gibi, mutlaka atladığım ve ya bilmediğim hususlar da olmuştur-olabilir. Sonuçta bilmeniz gereken en kıymetli bilginin, kendiniz tecrübe etmeye cesaret ederek, deneyerek öğrendiğiniz bilgi olduğunu akıldan çıkarmamalı.

    Bu konuya tekrar tekrar değinmek hiç hoşuma gitmiyor. Maalesef kendi çevrem de dâhil, bu spor hakkında fikir yürütenlerin neredeyse ilk zikrettikleri “güvenli değil, devrilir, deli işi…” gibi sözler olduğundan, kendimi mecbur hissediyorum. Elbette kürek sporu uç bir spordur. Dünyada en güvende olacağınız yer, kıyıdan bir ve ya birkaç kilometre açıkta genişliği çoğu modelde 70-80 cm’yi geçmeyen bir nesnenin üzeri değil. Ancak şunu da bilin ki bu sporun zirvede yapıldığı ülkelerde dahi ölümlü kaza oranı motorlu teknelerin karıştığı ölümlü kazaların yanında devede kulak bile değildir. Nitekim bulabileceğiniz istatistiki rakamların neredeyse tamamı kürek sporunun farklı bir kulvarı olan, yabancı dilde “whitewater kayaking” olarak anılan, kudurmuş akarsularda yapılan türünde meydana gelen kazalara aittir. Daha önce bahsettiğim emniyet önlemlerini aldıktan, tedbirli davrandıktan sonra en ufak bir korkuya kapılmayın.

    Suya Çıkma ve Kıyılama:

    Süt liman bir havada, dalga boyu yarım metreyi ancak bulabiliyorsa işiniz kolay. Diz hizanıza kadar suya girip kayağa oturur ve aheste kürek çekerek açılırsınız. Ancak dalgalı koşullarda denize açılacağınızda size ilk lazım olan bilgi dalga saymayı öğrenmektir. Dalgalar belli fasılalarla gelir. Bu fasıla dalgalar arası süreyi-mesafeyi belirttiği gibi, gelen dalgaların büyüklük-küçüklük sırasını da belirtebilir. Kayağın baş kısmını açığa doğru konumlandırdıktan sonra, bacaklarımız iki yandan sarkacak şekilde oturağa oturur, sırtımız dik vaziyette kürek çekmeye hazır bekleriz. Kürek bir elimizde kucağımızda olur, hem ayaklarımızla hem boştaki elimizle kayağın dalgadan dönmesini engeller, hâkim oluruz. Genellikle birkaç küçük dalgadan sonra biraz daha büyük bir ve ya iki dalga kıyıya vuracaktır. İşte bu büyük dalgalardan hemen sonra oluşan kısa bir boşluk anında bir gayretle küreğe asılır denize açılırız. Bu anda az buçuk ıslanacaksınız haliyle ama bir şey olmaz kışın zaten iyi giyinmiş olacağız, sıcak aylarda da ıslaklığınız kısa sürede kurur. Şekerden yapılmadık ya!

    Kıyıya çıkarken de aynı kaideler geçerlidir. Kıyıya belli bir mesafede durup dalga sayılır. Dalganın yatıştığı o bir anlık boşlukta karaya ayak basacak şekilde zamanlama yapılır. Uyarmam gerek kayak sporunda en fazla alabora olunan durum kıyıya çıkma anıdır. İvmenizi kaybedip dalganın sizi çevirmesine, sürüklemesine izin vermemelisiniz. Yapılacak “en büyük hata” karaya kayağın üzerinde oturuyorken çıkmaya çalışmaktır. Derinliğin müsait olduğunu gördüğünüz an, (50-100 cm.) bir hamleyle kayaktan inip kayağa elinizle hâkim olun ve kıyıya çekerek çıkarın.

    Tabii limandan suya-karaya çıkmak en kebabıdır. Suya kuma bulaşmaz, dalgayla uğraşmazsınız. Ama her zaman bu lüksü bulmak mümkün olmuyor maalesef.

    Dalga ve Rüzgâr:

    Çok önemli bir konuya geldik. Kayak oltacısı olacaksanız hava ve denizle dost olabilmeyi öğrenmelisiniz. Tabii bu dostluk zamanla, tecrübe kazandıkça oluşacaktır. Kimse annesinden denizci doğmuyor ya! Ancak işinizi kolaylaştıracak belli kaideler var, bunları bilerek denize açılmakta fayda görüyorum.

    1) Dalgalar konusunda çok endişe etmenize gerek yok. Temel kural dalgaya yan vermemektir. Gidiş gelişlerde rotanızı ayarlarken dikkat etmeniz gereken, mümkünse dalgayı pruvadan, yani karşınızdan alarak ilerlemektir. Ancak her zaman böylesi bir denklik bulunamayacağından en azından baş omuzluklardan, yani ön çaprazlarınızdan dalgayı almak iyidir. Kayak dalgayı yarıp aşacaktır. Eğer dalga boyu bir metreyi buluyorsa bir miktar su baş üstünden aşıp sizi hafif ıslayabilir, dert etmeyin bir şey olmaz. Ben kötü havalarda, özellikle dalgaya sırtımı dönmemeyi tercih ederim. Ancak bu bir mecburiyetse kıç omuzluklardan dalgayı karşılamak yeğdir. Sert havada kıyıya dönmek için rotamızı belirlerken en kısa mesafeyi değil, deniz ve rüzgâr durumuna göre en emniyetli rotayı belirleyeceğiz. Hoş zaten dalgaları bu denli hesap etmeniz gereken havalar genelde “balığa çıkmamış” olmanız gereken havalardır. Yani rüzgâr hızı skalasında 6-7 bofor esen, dalga boyunun 2 metreyi bulduğu, hatta geçebildiği havalar. 3-5 havada güle oyaya gezeceksiniz emin olun. Ben burada yol gösterici olarak size içine düşebileceğiniz en kötü durumu anlatmakla vazifeliyim.

    2) Rüzgârlar ise hem seyrüsefer hem balık avcılığına etkileri yönünden, bazen en büyük dostumuz, bazen de en büyük düşmanımız olması sebepleriyle çok önem arz eder. Bu kısa paragraf sizin için altın değerindedir, dikkatli okuyun! Birincisi rüzgâra karşı kürek çekmek tam bir eziyettir, hatta yeri gelir canınızdan bezdirir. İlk yazdığım hususlardan birini hatırlayınız “meradaki hâkim rüzgârları ve hangi saatte hangi yönden estiklerini öğrenin” demiştim. İşte rüzgâr yönünü rotamıza yardımcı olacak şekilde denk getirirsek, o zaman en büyük dostumuz olur. Örneğin Doğu Akdeniz’de hâkim rüzgârlar poyraz ve lodostur. Genel olarak sabaha karşı karadan denize doğru poyrazdan eser, saat 08:00-10:00 arası kısacık bir süre doğu, güney doğu gibi eser durur, öğlene doğru lodostan (denizden karaya doğru) esmeye başlar ve gece saatlerine kadar şiddetini gâh arttırıp gâh azaltarak devam eder. İşte bu yüzden bizim bölgemiz için en uygunu “şafak” avıdır. Sabah gün ağarırken poyrazı ardımıza alır açılırız, lodos çıktımı avı bitirir yine rüzgârı ardımıza alır, öğlene döneriz. Tabii bu her zaman böyle mükemmel işlemiyor, ancak genel mantık ve hareket tarzı budur. Çok uç bir örnek vereyim son olarak; geçen yıl bir baraja kamp yapmaya gidilecekti. Öğleden sonra rüzgârın gölün diğer yakasında bulunan kamp noktamıza doğru estiğini bildiğimden, öyle bir çıkış noktası ayarladım ki varacağımız yere olan 7 kilometre mesafeyi sırf rüzgârın sürüklemesiyle, neredeyse hiç kürek çekmeden kat ettik. Gördünüz mü, bazen rüzgâr ne kadar candan bir dost olabiliyormuş!

    3) Son olarak yaşadığım kötü bir tecrübeyi aktararak bu mevzuyu kapatmış olayım. Ne demişler; bir musibet bin nasihatten iyidir! Şimdi rüzgâr bize düşmanlık ederse ne olur? Bundan iki yıl önce İskenderun Körfezi’nde kıyıdan 3,5 kilometre açıkta bulunan bir kayada av yapıyordum. Suya çıkış noktama uzaklığı ise 6 kilometre kadardı. İşin aslı öğleden sonra havanın bozacağı tahminlerden belliydi ancak baş edemeyeceğim bir durum da görünmüyordu. 30 gr ağırlığında hafif bir dip kaşığını tabana yakın sektirerek 2,5 kilo civarı ufak bir İzbir (Taş Hanisi) kandırmış, hemen akabindeki atışlarımın birinde, aynı kayadan kuvvetli bir vuruş almıştım, ancak balık yakalanmamıştı. İşte bu noktada yapılabilecek en büyük hatayı yaparak havayı, denizi unutmuş tamamen oltama ve dipte gezdirdiğim yemime odaklanmıştım. Adeta büyülenmiş gibi gözümün önünü görmüyor, sadece dipte olan bitene kafa yoruyor, ezbere yeme aksiyon verecek numaralarımı yapıyordum. Böylece bir yarım saat geçti herhalde. Uyanıp kafamı kaldırdığımda ilk dikkatimi çeken denizde benden başka tek bir tekne dahi kalmamış olmasıydı, ne yakın ne uzak. Bu dalgın geçirdiğim süreçte rüzgâr epey şiddetlenmiş dalga boyu artmış, üzerleri ufaktan köpük atmaya başlamıştı. Kıyıya doğru yöneldim ama çok uzun sürmeden hava patladı. Rüzgâr göğsüme vurduğunu hissedebileceğim seviyeye gelmiş, dalga boyu giderek artıyor, serpintiler beni ciddi şekilde ıslatıyordu. Denize açıldığım noktaya varamayacağımı anlamıştım. Sol çaprazımda rüzgârın yönüne bakarak korunaklı olabileceğini hesap ettiğim küçük bir girinti koy vardı. Her dalgadan sonra az bir miktar sola dümen verip, asılabildiğim kadar kuvvetli kürek basıyor, koya yaklaşmaya gayretliyordum. Bu çok yavaş bir ilerleme olduğu gibi daha ben yarı yolu bile kat etmeden artık dalga boyu iki metreyi bulmuştu. Artık her dalgayı atlattığımda baş üstünden aşan su, kokpite kadar dolup, tahliyelerden boşalıyordu. Nihayetinde koya girip, karaya ayak bastığımda gördüm ki normalde yarım saatte aşabileceğim dört kilometrelik mesafeyi iki saat gibi bir sürede aşabilmiş ve fırtınadan sağ salim çıkmıştım. İki saat kadar sonra hava biraz yatışmış, ondan sonra tekrar açılıp aracımın bulunduğu yere dönebilmiştim. Aslında burada en uygun alternatif hemen rüzgâr altına dönüp, kademeli olarak kıyıya doğru dümen vurmak ve daha az yorularak ama aracımdan çok daha uzak bir noktada karaya ulaşmaktı. Ancak hem aracımdan o denli uzaklaşmayı istemedim hem de rüzgârın estiği yönde kıyılar çok kayalık olduğundan o dalgada kayalıklara yaklaşmak tehlikeli olurdu.

    Karşılaşılabilecek senaryolar çok büyük çeşitlilik gösterecektir. Temel olarak panik yapmamak, dirayetli olmak bu havalardan çıkabilmenizin ana prensipleridir. Bunun dışında havanın bozacağını hissettiğiniz anda sahte yemler dâhil tüm delici, kesici aksama sahip ekipmanı kapalı bölmelere alın. Telefonunuz muhakkak su geçirmez kılıfıyla birlikte can yeleğinin cebinde olsun. Eğer içinden çıkamayacağınız bir tehlikeyle karşı karşıyaysanız sahil güvenliği aramaktan çekinmeyin. Yardım istemek nahoş bir durumsa da ayıp değil.

    En güzeli hep yazdığım gibi tecrübe kazanmadan ve olumlu hava şartlarına dair meteorolojik tahminleri görmeden açıklara çıkmamaktır. Balık, hatta büyük balık her daim açıklarda, derinlerde bulunur diye bir kaide de yok, bunu aklınızdan çıkarmayın. Kayak üzerinden dikey sürütme (jigging) tekniğini maalesef bu gün yetiştiremedim. Bu hafta sonuna kadar yazar gönderirim diye umuyorum.

    Takdirlerini ileten tüm beyefendilere teşekkür ederim. Sağ olun. Görüşmek üzere…
     
    korayb3406 ve stratejist bunu beğendi.
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Makalemin başında belirtmem gereken birkaç husus var:

    1) Ustam beni yetiştirirken hiçbir zaman “Al Salih bu yemi, bu takımla, şu yerde kullan, balığı tut” demedi. Hiçbir zaman böyle bir kolaycılığa kaçmayı ben de istemedim. Aksine -kendisinin de bir bilim adamı olması dolayısıyla – oltacılığa dair her konuda bir neden-sonuç ilişkisi aramamı, oltaya ait her bir elemanı sistematik bir düşünceyle aklımda sıralayıp birbirleriyle ilişkilerine göre değerlendirebilirsem doğru yere doğru takım donatabileceğimi öğretti. Sağ olsun. İşte bu sebeple benden şu marka, şu model kamış, makine, yem… Vb. tavsiyeler beklemeyin. Bunun yerine kullanmanız gereken donanımın “hangi vasıflarda” olması gerektiğini anlatmaya gayret edeceğim.

    2) Av yaptığımız meralar büyük baskı altında. Oltacı ve balıkçılar arasında son derece rekabetçi bir ortam söz konusu. Maalesef öğretilen doğru bilgi her daim doğru insanların eline geçmiyor. Bu sebeple umuma açık bu ortamda tüm bilgi ve tecrübe dağarcığımı ortaya dökmeyeceğimi en başından beyan etmek isterim. Anlayacağınızı umuyorum.

    3) Amatör olta balıkçılığı sektörü günümüzde multi milyar dolarlık bir sektör. Böylesi büyük bir ekonomik pazarda aldatmacanın, balon gibi şişirilmiş ürün ya da markaların haddi hesabı olmamasına şaşmamak gerek. Sonuçta dünya ekonomisi “vahşi kapitalizmin” egemenliğinde. Asıl üzücü olan “hasbelkader” birkaç şanslı balık yakalayabilmiş bir kısım Türk balıkçıların da bazen gelir, bazense beş on bedava sahte yem, takım taklavat uğruna bu sahtekârlıklara tenezzül etmesidir. Bu sebeple özellikle hevesli genç arkadaşlarımızı uyarıyorum; üç beş videoya aldanıp zar zor kazandığınız birikimlerinizi çarçur etmeyiniz.

    4) Hatırlayan kaldı mı bilmiyorum? Bundan birkaç yıl önce yayın hayatına son veren “oltacıyız.biz” adlı bir platformumuz vardı. Tasarım ve yayımını ustam Bahadır ÇAPAR yapmıştı. Biz orada oltacılık literatürümüzün Türkçeleştirilmesiyle ilgili epey savaş verdik. Ancak muvaffak olamadık. Yine de ben mümkün olduğu kadar kelimelerin bulduğumuz Türkçe karşılıklarını kullanmaya özen gösteriyorum. Bizim için;

    Jigging ve ya vertikal jigging: Dikey sürütme

    Jig: Dip kaşığı

    Leader: Şok veya tampon misina

    Braid: Örme ip

    Drag: Fren ve ya Ambreyaj

    Shore jigging: Kıyıdan dikey sürütme ‘şeklinde kullanılmalıdır. Bende böyle kullanacağım, bilginize…



    Nedir Bu Dikey Sürütme?

    Dikey sürütme mera koşullarına göre şekillenen donanımlar vasıtasıyla, “değişik su katmanlarında” dip kaşıkları ya da silikonlu zokaların "dikey eksende" sektirilerek gezdirilmesi ve bu yolla balığın kandırılarak yakalanması esasına dayanan, özgün olması sebebiyle de diğer disiplinlerden ayrı kabul edilen bir olta balıkçılığı disiplinidir. Esası deniz tabanından su yüzeyine hayali dik bir çizgi çekersek, sahteye bu dik çizgi boyunca yukarı ve aşağı yönlü hareketler yaptırmamıza dayanır. Tekniği başlı başına bir disiplin haline getiren ve diğer sahte yemle avcılık disiplinlerinden ayıran; başka hiçbir sahte yemin ulaşamayacağı su katmanlarına kolaylıkla ulaşabilmeye imkân tanımasıdır.

    Nedir Bu Dip Kaşığı?

    Dip kaşıklarını diğer sahte yem gruplarından ve klasik kaşıklardan ayıran en temel özellik boy ve ağırlık oranlarının yüksek oluşu, yani bir birim boyda çok fazla ağırlık taşımalarıdır. Klasik kaşıklardan bir örnek vereyim. Aşağıda göreceğiniz gibi 40 gr ağırlığında bir dip kaşığı, aynı ağırlıktaki kaşığın yarı boyunda bile değildir çoğu zaman.
    20160226_011943.jpg
    Kullanılacak aksiyon tekniğine göre özelleşmiş pek çok formunu bulabileceğiniz dip kaşıkları klasik Norveç ekolünün ürünü “pilker”lerden tutunda günümüzün modern kabul edilebilecek asimetrik tasarıma sahip tiplerine kadar çok büyük çeşitlilik gösteriyorsa da temelde iki gurupta değerlendirilebilirler. Bunlar ağırlık merkezi arkada olanlar ve ağırlık merkezi ortada yani ortadan balanslı (Center Balanced) olanlardır. Bu iki grup ayrı iki uygulamaya ilham vermiş olup ayrıca bir başlıkta değerlendireceğim.

    Dikey sürütmede temel aksiyon ekolleri:

    Dikey sürütme tekniği uygulayıcılarının iki ayrı ekole bölündüğünü söylemek yanlış olmaz. Bu ayrımın etkenleri, dip kaşığına “kaçışan balık” izlenimi vermekle, “yaralı-can çekişen balık” izlenimi vermek için uygulanan farklı sarım hızları ve kamış hareketleridir.

    1. Speed jigging olarak anılan hızlı sarım tekniği dip kaşığına “kaçışan balık” izlenimi vermeye odaklanmış bir dikey sürütme tekniğidir. Bu teknikte kullanılan dip kaşıklarının neredeyse tamamının ağırlık merkezi arkadadır. Dibi çabuk bulur, düşerken değil yukarı doğru çektiğinizde aksiyon verirler. Bu tekniğin avantajı çok derin sularda yem çabuk diplediğinden ve süratlice yukarı çekildiğinden akıntı, sürüklenme, olta ipinin balon yapması gibi sorunlardan az etkilenir. Bu yüzden de acemi işidir. Çok büyük deniz tecrübesi aramaz. Ancak balığın nazlı zamanlarında pek iş görmediği gibi, çok yorucu ve yıpratıcı bir tekniktir. Sığ (~20 m) sularda çok etkin değildir.
    20160226_230914.jpg
    2. Kuzey Amerika’da “yoyoing”, Kuzey Avrupa’da “pilking” olarak anılan, “yavaş tempolu dikey sürütme tekniği” dip kaşığına “yaralı, can çekişen balık” izlenimi verme esasına dayanan bir tekniktir. Bu teknikte büyük çoğunlukla sağ ve sol tarafları asimetrik şekillenmiş, ağırlık merkezi ortada bulunan dip kaşıkları kullanılır. Bunlar özellikle düşerken çok belirgin yalpalar, savrulmalar yaparak, nispeten yavaş batarlar.
    20160226_231305.jpg
    Bu teknikte esas olan yavaş hareketlerle dip kaşığını hissederek kamışı kullanmak ve kamışı aşağı eğdiğimizde yem düşüşünü tamamlamadan makineyle sarım yapmamak, dip kaşığının kendi halinde yalpalayarak düşüşüne müsaade etmek, kamışı ahenkle yukarı çırptığımızda sarım yaparak yemi yükseltmektir. Zaman zaman sarım durdurularak, kaşık bulunduğu derinlikte yukarı-aşağı hareketlendirilir ve balık kıskandırılır. Yavaş tempolu dikey sürütme herhangi bir dikey sürütme takımıyla pek ala yapılır ancak özelleşmiş bir yöntem var ki onu ayrıca açıklamalıyım.

    Slow pitch jigging:

    Bu teknik “yavaş tempolu dikey sürütmenin” Japon oltacılarca geliştirilmesi, daha doğrusu mükemmelleştirilmesi sonucunda meydana gelmiştir. “Pitch” derece-kademe manasınadır, “jerk” ise en temel kamış aksiyonlarından biri olup yatay düzlemden yukarı doğru 90°lik bir “çırpma” hareketinin İngilizce karşılığıdır. Bu teknik kesinlikle usta işidir! Tekniğin temel felsefesi “mümkün olan” en ince donanım elemanları kullanılarak dip kaşığı ile oltacı arasında son derece hassas bir iletişim ağı kurmaktır. Bunun amaçlanmasının sebebi, dip yapısı, denizin değişik katmanlarındaki akıntılar, dip kaşığına balığın vuracağı en ufak bir kafa darbesi… gibi verileri oltamız aracılığıyla hissedebilmek, adeta “denizi okumaktır”. Ne demiştim? Usta işi!

    Bu teknikte kullanılan kamışlar benim “büyük balık kürdanı” diye tabir ettiğim son derece ince ve hassas kamışlardır. Balığın ağırlığını tartmaktan çok kullanılan dip kaşığını tartmak amacına göre üretilmişlerdir. Avlanılacak derinliğe göre suyun takım üzerinde oluşturduğu direnci de hesaba katmak şartıyla, kullanılacak dip kaşığını ahenkli bir hareketle gezdirecek bir kamış sertliği seçilmelidir. Aynı zamanda balıkla mücadelede bu kamışı yukarı doğru zorlamaya kalkarsanız muhtemelen kırılacaktır. Usta işi dememin sebeplerinden biri de budur; eğer iri balıkla “teknik mücadeleyi” bilmiyorsanız bu donanımlarla bol bol sıkıntı sizi bekliyor bilesiniz.

    Diğer yandan kullanılacak azami olta ipi kalınlığı PE 2 yani 0.23 mm’dir. İnce olta ipi kullanılması yukarıda açıkladığım hassasiyet amacına hizmet ettiği gibi avlanılan derinliğe alışılmış dikey sürütme tekniklerinde kullanılanlardan daha hafif dip kaşıklarıyla ulaşabilmeyi de mümkün kılmasındandır. Akıntının müsait olduğu deniz şartlarında 200 metreleri bulan derinliklerde 140-150 gr kaşıkların kullanıldığı olur. Bu teknikle de merkezden balanslı ancak çoğu modelde normalden çok daha yayvan dip kaşığı modelleri kullanılır.

    Son olarak bu tekniği çok kabiliyetli bir kullanıcı spin makineyle uygulayabilirse de çıkrık makineler çok daha hassas olduklarından temelde çıkrık makineyle çok daha başarılı uygulanır. Çok detaylandırmamak için girmeyeceğim ancak bu teknikte kullanılacak çıkrık makineler bir turda 80-100 cm ip toplayabilen süratli devirli makineler olmalıdır.

    Sonuca bağlayalım; bu tekniği usta işi buluyor ve layığıyla uygulayabilenleri takdirle karşılıyorum. Ancak kimseye de uygulayıcısı olmayı tavsiye etmiyorum! Evet, usta bir oltacının elinde bu teknik son derece verimlidir ama eninde sonunda oltaya düşecek bir büyük balığı tekneye almak çok çok çok zor! Dürüst çekim yapan birkaç videoyu araştırıp bulunuz, pek çok balık takımı patlatarak ağzında bilmem ne kadar ağırlık, bilmem ne kadar misina-ip-iğneyle gidiyor. Yaşar mı yaşamaz mı? Kim bilir… Yazık değil mi? Diğer yandan takımın inceliğinden dolayı mücadele de çok uzun süreceğinden, yakalanan balığın geri salınma şansı da pek yoktur. Tercih sizin.



    Dip kaşığının ağırlık gruplarına göre dikey sürütme ekolleri:

    1) Ağır sınıf dikey sürütme( Deep Jigging) derin sularda, büyük oranda canavarlar hayal edilerek yapılan dikey sürütme stilidir. Haliyle 120 – 700 gr gibi çok geniş ağırlık aralığında dip kaşıkları kullanılır. Şu an ana konumuzun dışındadır.

    2) Hafif sınıf dikey sürütme (Light Jigging) azami 60 metre derinliklerde uygulanagelen bu klasmanda, 15 – 100 gr aralığındaki dip kaşıkları kullanılır. Tekniğin adına aldanmamak gerekir. Ufacık dip kaşığına kocaman canavarların düşmesi de az rastlanır bir senaryo değildir. Bu sebeple kullanılan donanımın kalitesinin çok önemli olduğunu düşündüğüm bir klasmandır.

    3) Çok hafif sınıf (Tüy sıklet) dikey sürütme (Ultra light jigging) çok ince takımlarla 2-12 gr aralığında dip kaşıkları kullanılarak uygulanır. Tamamen keyfe dönük ve çoğu tür için yakala-bırak oltacılığı çerçevesinde düşünülmesi gereken bir klasmandır. Ancak melanurlar, eşek istavritleri bu klasmanın ödülleri arasında bulunan bazı türlerdir. LRF tekniği de bu klasman içinde değerlendirilebilir.

    Silikonlu ve tüylü zokalarla dikey sürütme:

    Bu sahte yem grubunda klasik kurşunlu iğneye sahip zokaların dışında, ahtapot kalamar gibi kafadan bacaklıları taklit eden tai-kabura ve inchiku stilinde zokaları da sayabiliriz. Bunlar ağırlıklı olarak kırmızı balıkları hedeflemekle beraber, orfoz, lahos gibi serranların da bayıldığı sahtelerdir. Sarıkuyruk gibi diğer türlerin de yakalandığı olur.

    Bu tür zokalarda düzensiz ama mutlaka yumuşak ve ahenkli kısa çırpmalarla (twitching) yeme hareket verilebileceği gibi, çoğu zaman direk orta karar bir hızla çekmek de yeterli olabilmektedir. Yerine göre çok avcı bir yem grubudur. Handikabı silikon ya da tüylerin balık ısırdığında çok çabuk yıpranıp kopması bu sebeple bazen maliyetli ya da kısa ömürlü olabilmeleridir. Ama silikonu değişerek ya da tüyü yeniden bağlayarak hizmetine devam ettirebilirsiniz tabii.



    Kayak üzerinden dikey sürütme:

    Asıl konumuza gelebildik çok şükür! Şimdi yukarıdakileri sindire sindire okuduysanız ve anladıysanız şunu da anlayın; eğer bir olta balıkçılığı disiplininin temel prensiplerini kavradıysanız ve bu kavrayışın sonucunda doğru donanımlar seçtiyseniz neyin üzerinden olta atarsanız atın kısmetinizde olan balığı mutlaka yakalayacaksınız demektir! Yani kayak üzerinden bu işi yapmanın, fiber bir tekne üzerinden bu işi yapmakla arasında olta donanımları ve uygulama teknikleri yönünden hiçbir farkı yoktur. Ancak kayağın yüksek manevra kabiliyeti gibi üstünlüklerini ya da su kesimi bulunmamasından dolayı yüzeydeki bir yaprak misali rüzgârdan çok etkilenmesi gibi handikaplarının bilincinde olarak bunları kullanmayı öğrenmelisiniz.

    Şimdi şu takım taklavat muhabbetini kısadan bir geçip kurtulalım. Birincisi bu spora yeni başlayan birisi olarak ağır sınıf dikey sürütmeyi ve büyük balıkları bir kenara bırakın! Bire bir tecrübemizdir; Hatay açıklarında oltaya düşen bir orkinos 6 beaufort rüzgâra karşı (!) ustamın kayağını göz açıp kapayana kadar 4 kilometre kadar açığa sürüklemişti de usta baş edemeyeceğini anlayıp ipi keserek balığı uğurlamıştı. Bu işin şakası yoktur. Bu arada şunu da belirteyim biz Doğu Akdenizliler 3-5 kiloluk balıklara palaz diyoruz. Büyük balık dediğim zaman 15 kg üzerini canavar dediğimde 50 kg üzerini anlayın. Öyleyse kayak üzerinden dikey sürütme yapacak acemileri tavında dövecek iki klasman kalıyor. Bunlar; hafif sınıf ve çok hafif sınıf dikey sürütme klasmanlarıdır.

    Çok hafif sınıf dikey sürütme için LRF tekniğinde kullandığınız takımların ve sahte yem gruplarının herhangi birisi uygundur. Çok masraf istemez. Zaten bu konuda bir dünya bilgi var ortalıkta ayrıca yazmaya gerek görmüyorum. Yalnız muhakkak surette yakala-bırak kültürünüzü geliştirmenizi size bu bilgileri öğreterek bir yerde – layık görüyorsanız tabii- öğretmeniniz olarak şart koşuyorum! Çünkü Akdeniz şartlarında, başta orfoz yavruları olmak üzere pek çok limit altı tür yakalayacaksınız. Muhakkak geri salın, bu size dönem ödevi olsun! Diğer yandan benim sevgili neşe kaynağım “yazılı haniler” bolca tutacağınız bir balık türüdür. Karın kısımlarındaki o muhteşem gök mavisi süslemelerini keyifle seyredin, bolca yakalarsanız kızartması on numara olur. Kısaca bol bol keyfini sürün ve bu süreçte kayağa alışın. 5-10 metreden daha derine gitmenize gerek yoktur. Bu arada kıyı şeridinde avlanan levrek, lüfer gibi avcıları ve at-çek disiplinini de bir kenara atmayın. Arada bu türleri de hedefleyerek at çek yapabilirsiniz pek ala.



    Biraz tecrübe kazandınız, kendinize güveniniz geldi, kollarınız küreğe alıştı, kondisyonunuz iyi; öyleyse hafif sınıf dikey sürütmeye geçebiliriz. Önce olta takımlarınızı donatalım:

    1. Makine: İlk bilmeniz gereken artık irice boyda balıkların sularına yaklaşıyorsunuz. Her an bir sürprizle karşılaşabilirsiniz. Bu güne kadar yakaladığım en büyük (+9Kg) izbirin (taş hanisi) 18 gr. ağırlığında bit kadar bir dip kaşığına, 11m derinlikte düştüğünü söylersem aklınız başınıza gelir sanırım!

    1.1. Yıllardır azap içinde okuduğumuz ve anlaşılıyor ki daha epey bir süre okumaya devam edeceğimiz “şu marka en iyisidir, bu marka kraldır, her modeli tartışmasız mükemmeldir, şu model çok pahalı makineyi alan kendiliğinden usta balıkçı olur” teranelerine artık kulağınızı kapayın “Allah Aşkına!”. Bir zamanların efsane makinelerini imal eden Abu Garcia, D.A.M. gibi markaları bu gün ne halde hepimizin malumu (Hoş o günlerde ürettikleri makineler kıymetini bilenlerin elinde halen tıkır tıkır işliyor ya.). Piyasada tutunma gayretinde olan her markanın mutlaka en az bir “iyi” makinesi vardır. Lider markaların dahi tüm makineleri içerisinden fiyat-performans değerlendirmesinde öne çıkacak makine sayısı üçü pek geçmez. Daiwa Saltiga, Shimano Stella (2008 Stella’dan bahsediyorum. Yeni Stella eskisinin yanında çirkinlik abidesi, küfür gibi bir makinedir.) gibi makineleri bu değerlendirmeye almıyorum bunu da ayrıca belirteyim. Bunlar oltacılık deneyimi uzmanlık seviyesinde, ekstrem koşullarda dahi her adımını bilinçle atan, av takvimi yoğun, kullandığı donanımın limitlerini iyi ölçüp değerlendirebilen ve buna göre kullanabilen profesyonel oltacıların kullanımına uygun makinelerdir. Sırf parası yetiyor diye o güzelim makineleri alıp, perişan eden kişileri de tanıdım, kullanmaya kıyamayıp vitrininde muhafaza edenleri de! Makine işlemek için vardır.

    1.2. Öyleyse neye dikkat edeceğiz? İrice balıklara galebe çalacağınız makinelerde ilk dikkat edeceğiniz özellik belli bir boyun üzerinde makine kullanma zorunluluğudur. Adana’da sözümü tutmayıp 3-5 kiloluk kofanalara 40 kalibre makinelerle olta atan arkadaşlar, kısa süre sonra makineleri dişli sıyırınca sözüme geldiler ama ne çare! Siz bu hataya düşmeyin. Hafif sınıf dikey sürütme için ihtiyacınız olan makine Avrupa standardında 50-55 kalibre, Daiwa standardında 3500-4000, Shimano standardında 5000-6000 boyda makinelerdir. Görebileceğiniz gibi sektörde bu konuda bir birlik yok maalesef. Bu boy grubunu en kolay sınıflandırabileceğimiz ölçütler 400 - 500 gr aralığında ağırlığa 7-10 kg. fren kabiliyetine sahip olmalarıdır. Bu büyüklükler 2-10 kg aralığında çoğu avcı türü dize getirebileceğiniz mekanik kuvvetleri üretebilecek asgari yeterliliklere sahiptir.

    1.3. Mekanik olarak sahip olmaları gereken yeterliliklerin başında fren keçelerinin karbon fiber kumaştan imal olması gelir. Bu özellik süratle kalama alan balıkların fren keçelerinizi yakıp, frenin pürüzsüz kaloma veremez ve yeterli gücü üretemez hale gelmesini önlemesi açısından önemlidir. İkinci olarak devir oranı 1:4.1 ila 1:4.9 aralığında olmalıdır. Bu hem dip kaşığının aksiyonu, hem de makinenin ürettiği tork açısından çok önemlidir. Üçüncü olarak makinenin çevirme kolu uzun olmalıdır. Bu da balıkla mücadele ederken makinenin üreteceği torku arttıran bir faktördür. Son olarak mümkün mertebe ana dişli grubunun pirinç, duralümin, çelik ya da bronz gibi alaşımlardan tornada işlenmiş ya da daha iyisi soğuk dövme işlemiyle oluşturulmuş olmasına özen gösterin. Tabii bu özelliği ekonomi sınıfında bulmak imkânsız. Bulunduğumuz günkü piyasa fiyatlarını dikkate alırsam, bu dişli özelliğine sahip en ucuz makine 600 TL civarında. Tabii ki daha alt fiyat gruplarından da diğer özellikleri karşılayan makineler kullanabilirsiniz. Sadece aklınızda bulunması gereken bu ucuz grup makinelerde çinko alaşım “döküm” dişliler kullanılıyor olduğu ve sıkı bir avcının elinde iki-üç sezondan fazla sorun çıkarmadan çalışamayacağıdır. Senede üç-beş defa iri balıkla karşılaşıyor, çok sık balığa gitmiyorsanız bu dişli mevzusu çok büyük dert edinmeniz gereken bir konu değil.

    2. Kamış: Mümkün olduğu kadar karbon oranı yüksek (Japon kamışlarının çoğu böyledir) sert ve kırılgan kamışlardan uzak durun. Bunlar balıkla mücadeleyi iyi bilen ehil oltacılara göredir. Açık söyleyeyim ağır basan bir balıkla karşılaştığınızda yapacağınız bir acemice hareket dünya para saydığınız güzelim kamışınızı kırar atar. Bunun yerine orta segment “karbon-fiber kompozit” ya da kaliteli bir markanın fiber kamışlarına yönelin. Aslında marka belirtmeyeceğim dediğim ve piyasada bulabileceğinizi de pek sanmadığım halde benim bu iş için çok uygun bulduğum Okuma Cedros Speed Jig (bu kamış fiber-glass’tır.) serisi tek parça kamışların 30-160 gr atarlı modeli çok güzeldir mesela. Her halükarda yarı parabolik aksiyonlu, pratik olarak 20 gr ağılığı ucuna asıp yere paralel tuttuğunuzda 1-3 cm aşağı esneyen, 1.80-2.00 m boyunda her kamış bu işe uygundur.

    3. Olta ipi ve şok misina: Bu konuyu dallandırmama gerek yok. Çevrenizden övgü alan, olumlu kullanıcı yorumlarını duyduğunuz-okuduğunuz, iyi kötü piyasada yer edinmiş herhangi bir markanın 0.22-0.28 mm aralığında bir olta ipini makaraya sarabilirsiniz. Unutmamalısınız ki ipi sarmadan önce makaraya 4-6 kulaç kadar ucuz ve ya artık bir misinadan sarmalı, sonra ipi bu misinaya düğümleyerek makaraya sarmalısınız! Yoksa ipi direk makaraya sararsanız ip ıslandığında makaranın içinde komple kayar ve döner, başınıza iş açar. İpi yükledikten sonra 1-2 kulaç kadar şok misinasını da uygun bir düğümle ipinize bağlayın. Çoğunlukla 30 metre altı derinliklerde avlanacağınızdan mutlaka şok misinanız florokarbon olmalıdır. İpinizin çapına ve özellikle avlağınızdaki dip yapısına göre 0.40 mm ila 0.60 mm florokarbon misinalar işinizi görecektir. Eğer dipteki kayalık zemin çok çıkıntılı, keskin yüzeyli, takınaklı kısaca "pis" bir taşsa balığın buralara şok misinasını sürterek koparması- aşındırması ihtimaline karşı 0.60 mm kullanılabilir. Ancak çoğu durumda 0.40-0.50 mm şok misinası yeterlidir. Unutmayın ki bu sınıf takımlar kullanılan dip kaşığının hafifliğinden dolayı hassas olmak zorunda. 0.60 mm şok misina takımı epey sağırlaştıracaktır.

    4. Hırsız iğne (Assist hook): Bunları kendiniz bağlamayı öğrenirseniz süper olur. Ancak hazır alacaksanız da paraya kıyıp decoy, owner, shout gibi markaların hazır hırsızlarını alın. Hafif dip kaşıkları kullanacağımıza göre 1 no. - 3/0 no. arası iğneler kullanılacak dip kaşığı boylarına uyar. Kesinlikle üçlü iğne kullanmayın, aldığınız dip kaşığında eğer üçlü varsa sökün! İkili-dörtlü hırsız iğneler kullanmayın. Sadece kaşığın baş kısmından ve büyük bir tek iğne kullanın. Zaten kullanacağınız dip kaşıkları çoğunlukla 4-8 cm boyda olduğundan, çoklukla komple yutacak balık, tek iğne yeter. Dikkat etmeniz gereken iğnenin ağız açıklığının dip kaşığının en geniş noktasından 1-2 mm daha geniş olmasıdır. Son olarak hırsızın boyunu kısa tutun. Hırsızın, iğneyle beraber toplam boyu, dip kaşığının boyunun yarısından fazla olmamalı.

    5. Dip kaşıkları: Çoğunlukla kullanacağınız ağırlık grupları 20-60 gr aralığıdır. Temel takım kutunuzda:

    Adsız.jpg
    Görebileceğiniz gibi toplam 18 adet dip kaşığı, gündelik bir seferinizde karşılaşabileceğiniz tüm senaryoları karşılayacak yeterlikte bir kadro oluşturur. Tabii siz meranın durumunu gözönüne alarak o gün lüzumlu olmayabilecekleri aradan çıkarıp daha azıyla da suya açılabilirsiniz. Renk konusuna pek girmiyorum; işin bu kısmı "devlet sırrı" niteliğinde! Asimetrik formdaki dip kaşıkları daha hareketli olup, balığı kışkırtma konusunda daha başarılıdır. Burada dikkat etmeniz gereken nokta merkezden balanslı dip kaşıklarının düşerken sağa-sola çok yalpa vurması sebebiyle, geç diplemeleridir. Sürüklenme ya da akıntının sert/süratli olduğu durumlarda daha hızlı dipleyen arkadan ağırlık merkezli dip kaşıklarını kullanacağız.

    Gelelim temel nitelikte bir av senaryosuyla nasıl avlanacağınıza. Başta belirtmiştim; burada bütün sırları ortaya dökeceğimi düşünmeyiniz. Ancak şunu söyleyeyim aşağıda kısaca açıklayacağım senaryo bana pek çok balık yakalatmıştır. Yani kötüsünü anlatıp iyisini kendime saklıyor değilim.
    Başlıksız.jpg
    Yukarıda görebileceğiniz üzere kıyıya çok yakın (800 m) mesafede 8,5 m derinlikte bir kayalık zirve ve devamında 20 m derinliğe kadar inen sert yamaç var. Laf aramızda bu yamaçtan 12 kilo civarı bir sarıkuyruk yakalanmıştı. Maalesef ben değildim yakalayan. Neyse, görebileceğiniz üzere rüzgâr kuzey – kuzey batı istikametinden esiyor. Öyleyse biz bu avlağın kuzey batı ucunda konumlanmakla başlayacağız. Yerimizi aldıktan sonra fırtına çıpasını salarak, çapa ipi gezdirme sistemiyle kıç kısmında konumlandıracağız, yani rüzgâra sırtımızı döneceğiz. Böylece sürüklendiğimiz yöne doğru yüzümüzü dönmüş olacağız. Biz dip kaşığını saldığımızda, rüzgâr bizi bir miktar sürüklemiş olacağından ipimiz balon yapar ve dip kaşığı gerimizde kalır, bu yanlış olur. Doğrusu, sürüklendiğimiz yöne doğru birkaç metre önümüze kaşığı fırlatıp, yem dibi bulduğunda hemen hemen üzerinde olacağımız şekilde ayarlama yapmak ve sonrasında dikey sürütmeye, yani aksiyon vermeye başlamak olacaktır. Bu şekilde ata çeke sürüklendiğimiz istikamet boyunca uzanan yamacı taradık, eğer bir temas olduysa fırtına çıpasını toplayıp, geri dönerek aynı güzergâhı bir daha yoklarız. Yok, olmadı ise, bu sefer biraz daha kayanın üzerinden geçecek şekilde tekrar kayanın kuzey kısmına kürek çeker konum alırız ve tekrar çapayı salar yavaş yavaş sürüklenirken dikey sürütmeyle avımızı aramaya devam ederiz. Böyle böyle takriben 800 metreye 800 metre ebatlarındaki bu potansiyel av bölgesini karış karış taramış oluruz. Böyle dar bir bölgede kayağın dışında bir başka tekneyle bu detayda tarama yapamazsınız. Bu kadar git gel yapsanız motor gürültüsünden zaten balık taciz olur. İşte kayak böyle senaryoların kralıdır!

    Bir hevesle kayak sahibi olmuş bir genç arkadaşımıza elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Eksik bir şeyler kaldıysa da uygun olduğumda muhakkak ilaveler yapar tamamlarım. Ancak şu anda iş yoğunluğum dolayısıyla, yorgunluğum ve şu saatteki uykusuzluğum daha fazlasını yapmama müsaade etmiyor.

    Özellikle takdir ve beğenilerini ileten Serdar Altınbilek, Erkan Arda Abacı ve tüm diğer beyefendilere teşekkür ederim.
     
    Son düzenleme: 20 Mart 2016
  4. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Eh... kayağa merak salan Erkan Bey kardeşimizin gazıyla epey yazıp, çizdim. Hazır gazı almış gidiyorken Youtube video paylaşım sitesine de ilk videomu yükleyeyim dedim. Dilerim sizin de gözleriniz benimkiler gibi bayram eder, bu küçük güzellik sayesinde...

    Saygılarımla.
     
  5. cagatay.

    cagatay. Üye

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    10 Haziran 2010
    Mesajlar:
    58
    Beğeniler:
    83
    Şehir:
    istanbul
    en kıymetli şeylerden olan bilginizi bizlerle paylaştığınız için teşekkürler.
    bu bilgileri burada toplu olarak bulabilmek gerçekten çok güzel.
    yazdıklarınızı tecrübe ile öğrenmek için yıllar gerekir herkezse sınıf atlattınız tekrar teşekkürler.
     
  6. Orhan

    Orhan Üye

    Yaş:
    48
    Kayıt:
    14 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    40
    Beğeniler:
    13
    Bilgi ve tecrübeleri yüz yüze dinlerkende büyük keyif almıştım,okurken de büyük keyif aldım.
    Kalemine sağlık kardeş.
     
    süheyl bunu beğendi.
  7. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Çağatay Bey teşekkür ederim. Faydam olduysa ne mutlu.

    Orhan Bey; sağolun! Sayenizde, hem samimiyetle karşılanarak güvenle alışveriş yapabileceğimiz, hem de oltacılar olarak buluşup dostça sohbetler yapabileceğimiz bir işletmeye kavuştu Adana. Teşekkürler.
     
  8. Burak Kızılırmak

    Burak Kızılırmak Daimi Üye

    Kayıt:
    16 Ekim 2014
    Mesajlar:
    1.213
    Beğeniler:
    668
    Şehir:
    Çorum
    Bu kayak balıkçılığı benim içinde ciddi bir heves durumunda. Henüz durumlarım müsait değil yeni nişan yaptım yaza düğün vs. ancak müsait zamanda en güzel ekipmanlarla tam ve eksiksiz bir şekilde özellikle iç sularda ayrica yazları tatillerde yapmayi düşünüyorum ayrıca balık sevdama sevda katacak bir başka bir alan olarak görüyorum. İlerleyen zamanlara kendimi ekonomik olarak ayarladigimda umarım sizden yardım alabilirim Salih bey. Paylaştığınız bu değerli bilgiler ve tecrübeleriniz için çok teşekkürler.

    Benim tek bir korkum var sadece şahsım biraz kilolu ve uzun boylu biriyim 110 kg 192cm boyunda anlattiklarınızı dikkatlice okudum korkmamak gerekiyor tabiki ancak yine de kilonun bir dezavantajı olur mu ya da olacaksa bile uygun ekipmanlarla bu ortadan kalkar mı sizce ?
     
  9. Salih Kanaatbilen

    Salih Kanaatbilen Aktif Üye

    Yaş:
    37
    Kayıt:
    31 Ocak 2016
    Mesajlar:
    115
    Beğeniler:
    237
    Şehir:
    Adana
    Burak Bey; öncelikle nişan ve düğününüz bayram yeri, evliliğiniz mutluluk ve huzur dolu olsun dilerim. Şimdiden tebrik ederim.

    İkinci konuya gelirsek, sizin gibi "babayiğit" kullanıcılar, biz orta sıklet kullanıcılar kadar şanslı değilsiniz bu konuda.;) Bu şanssızlığın sebebi model seçimi konusunda bizim kadar özgür olamamanız. Tatlısularda kullanabileceğiniz kısa boylu kayaklarda eni olabildiğince geniş, güverte yüksekliği (deck height) mümkün mertebe yüksek modelleri seçmelisiniz. "Açık deniz" kullanımında ise işinizi zorlaştıracak husus mutlaka 14 feet (4.27 m) ve üzeri, çok daha iyisi 16 feet boyunda (4.90) modeller içinden seçim yapmak zorunda kalacaksınız. Bu uzun kayakların da araca yüklenmeleri, haliyle ağırca olduklarından biraz zahmetli. Yine de çok gözünüzü korkutacak kadar değil tabii. Mesela ustam Bahadır Çapar'da sizin boyunuzda 90 kilo civarı kiloya sahip. Wilderness systems Tarpon 160 ( 16 feet) kullanıyor. Çok da rahat, güzenle ve severek kullanıyor.

    Sonuç itibarı ile her ciddi marka, kayağın taşıyabileceği azami yük miktarını kilogram cinsinden veriyor. Siz taşıma kapasitesi olabildiğince yüksek modellere yöneleceksiniz. Sizin ve temel ekipmanın ağırlık toplamınızı gözönüne alırsak "azami kapasitesi" 180 kilonun ne kadar üzerine çıkarsa sizin için o kadar uygundur, diyerek sorunuzun matematiğini çözmüş olurum zannediyorum.

    Daha önceki iletilerimden birinde yazmıştım; işten güçten vakit bulup yetiştirebilirsem mayıs-haziran gibi kayak oltacılığı deneyimlerimi, sefer ve avlarımı paylaşacağım kişisel bir blog hazırlığındayım. Burada bir kaç teknik cümle ile geçiştirdiğim konuları orada fotoğraf ve videolarla desteklenmiş bir içerikle bulabileceksiniz. Bu eşsiz tekne türüyle yapılan olta balıkçılığını ve kürek sporunu, özellikle genç kardeşlerimize tanıtmak, onları özendirmek, kullanımını yaygınlaştırmak için elimden gelen kadarını yapmak hevesindeyim. Umarım muvaffak olurum.

    Saygılarımla.
     
    Son düzenleme: 1 Mart 2016
    Burak Kızılırmak bunu beğendi.
  10. Ogiveogi

    Ogiveogi Daimi Üye

    Yaş:
    17
    Kayıt:
    27 Eylül 2014
    Mesajlar:
    1.772
    Beğeniler:
    961
    Şehir:
    İstanbul
    @Burak Kızılırmak abininki gibi degerlere sahibim dememkki ust modellere bakıcakmışım gibi bir durum ortaya çıkıyor
     
    Burak Kızılırmak bunu beğendi.
  11. Burak Kızılırmak

    Burak Kızılırmak Daimi Üye

    Kayıt:
    16 Ekim 2014
    Mesajlar:
    1.213
    Beğeniler:
    668
    Şehir:
    Çorum
    Buradan baska birnkormu da dile geireyim.
    Kizilirmakta oltaya ne gelecegini kestiremiyiruz her avda acaba bu avda bir süpriz olurda sazan ve ya yayin cikar mi diye kamislarimiza aciyarak bakiyoruz. Ben özellikle yayından korkuyorum. Çünkü kayaklà acildigimizda büyük yayınlarla karşılaşmak işten bile değil. Geçen yıl kızılırmak samsun bafradan 227 kg yayın çıkarmislar. Dolayisiyla bu da engel olan bir durum. Belki önerdiğiniz kayaktan daha iyilerini bile almam gerekebilir. Tabiki ben bu büyüklükte bir yayının bana ugrayabileceginı tahayyül bile edemiyorum ancak 15 kg kadar oltamiza denk gelmesi yine işten bile değil. 15 Kg bir balıkla kayak üzerindeki mücadele nasıl okur. 9 kg sinarit demişsiniz bu güçte balıklar kayak üzerindeki dengeyi bozuyor mu mücadele sırasında acaba ?