Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

kıyıdan surf kamışla dikkat edilecek hususlar...

Konu, 'Kıyıdan Balık Avcılığı ve Uygulamalı Teknikleri' kısmında ozgurarslan tarafından paylaşıldı.

  1. Fecri

    Fecri Aktif Üye

    Yaş:
    51
    Kayıt:
    27 Aralık 2010
    Mesajlar:
    630
    Beğeniler:
    452
    Şehir:
    İstanbul / Tarabya
    Özgür, başlık için teşekkürler.
    Emeğine sağlık.
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. ozgurarslan

    ozgurarslan Daimi Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    18 Ocak 2013
    Mesajlar:
    1.433
    Beğeniler:
    2.774
    Şehir:
    İstanbul (Avrupa)
    rica ederim. başka bir konuda kaptırmış yazarken çıktı ortaya. bir baktım başlı başına kullanma kılavuzu gibi olmuş. klavye vuruşu değerlensin istedim. :)

    atış sırası meselesine gelince; boğazda akıntı çoğunlukla (benim gözlemim %90-95) aşağıya doğru oluyor. şimdi bunun uzun uzun anlatımları yapıldı. ısınan su karadeniz tuzluluk oranı tersten gelen dip akıntısı, merak eden bulsun forumdan okusun. ben kabaca anlatacağım, detayını bilmekte de fayda var elbet. aşağıya doğru aktığı için avrupa yakasında yüzümüzü denize döndüğümüzde sol baştan, anadolu yakasında da sağ baştan almakta fayda var. bu ve önceki yazdıklarım özel bilgiler filan değil, herkes biliyor zaten bilmeyene ilk gün hemen öğretirler, öğrenmek istemese de :)

    sen kamış ile atarken başkalarına zarar vermediğin sürece istersen kamışını kır kimse seninle ilgilenmez arkadaşım. ancak atış sırasına ve senkronuna demek daha doğru, dikkat etmek durumunda herkes.

    bununla ilgili acemilik yapmayanımız yoktur. acemilik sürecinin ardından çok da yapanı görmüşüzdür. doğrusu şudur:

    tek bir avlanma biçimi olmadığında ister istemez işler karışır. aynı merada hem çapari hem rapala varsa ihtiyaç duyulan ağırlıklar da mesafeler de farklı olduğu için çapariz oranı yüksek olur.

    tek bir avlanma methodu uygulanıyorsa o akıntının istediği ağırlık bellidir. bu sizin kamışınızın atarına göre 15-20 gr değişir. akıntı sizden 185 gr istiyorsa - ki genelde akıntı bu ister- siz kalkıp 115 gr atmamalısınız. hem oltanız bağdatta ancak - o da belki- dibi bulur dünya kadar yol yürürsünüz, hem de yolda diğer oltaları toplarsınız.

    bu durumda avrupa için sol baştan birbirini 15 sn bekleyerek 185-200 aralığında ağırlıklar ile yapılan atışlarda dikkat edilecek tek şey tam karşınıza atmaya gayret etmektir. bunu yaptıktan sonra atış mesafesi uzun olan zaten açıktan alır, mesafe farkları dolaşmaya sebebiyet vermez. 10-15 kişinin 50 mt kıyı şeridinde bir kez dahi dolanmadan atış yapıp paşalar gibi balığını alması mümkündür. sadece sıraya saygı gösterip, bekleyip, karşımıza atıp, doğru kurşunu kullanmamız bunun için kafidir.

    rastgele...
     
    Red Snapper bunu beğendi.
  4. ozgurarslan

    ozgurarslan Daimi Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    18 Ocak 2013
    Mesajlar:
    1.433
    Beğeniler:
    2.774
    Şehir:
    İstanbul (Avrupa)
    madem başladım devam edeyim...

    çapraz atma, aradan atma durumu ile ilgili kelam edeyim. bu dediklerim yapılamaz ya da yapılmamalı diye bir şey yok. ancak merada çok kişi avlanıyor ise yapılmamalı. 50 mtlik şeritte 5 kişi kadar ancak var ise, diğer oltalar gözlemlenerek baştan değil de ortadan ve hatta çapraz atış da yapılabilir. çapraz atışın avantajı şudur: soldan sağa giden akıntıya sola doğru yapılan bir atışta yürümeniz gereken mesafe kısalacaktır. (avrupa için sol asya için sağ) ancak unutulmamalı ki erim mesafeniz de kısalacaktır. üçgen - hipotenüs anladınız konuyu. en uzak mesafe düz atılan mesafe...

    meraya çok hakim değilseniz ve kişi sayısı biraz artarsa bunları yapmamakta fayda var.

    olta dolaşması hali:

    özellikle karma methodlu avlanılan meralarda olta dolaşması bir sorun değil, peşin peşin kabul edilmesi gereken bir bedeldir. acemi olduğunu bilmeyen en tehlikeli balıkçı türüdür. acemi olan ve olduğunu bilene -ben değil- o meraya ömrünü vermiş ağabeylerimiz zaten yok gösterecektir. diğer oltalar ile sürekli dolaşan arkadaşımızı -kendisi hata yaptığını farketmese dahi- uyarmak "mera ağalarının" değil hepimizin görevidir. bunu yaparken arkadaşça bir dil kullanmamız kafidir.

    dolaşma - çapariz esnasında dolaşan ve dolaşılan yoktur. bir işteş fiil söz konusudur. "sen bana dolaştın" diye bir durum yoktur, siz dolaşmışsınızdır. velev ki bu dolaşma bir tarafın acemiliğinden ya da kusurundan kaynaklansa ve bu bize sahte kaybetmek gibi maddi bir zarara sebep olsa dahi kalp kırmanın manası yoktur. "balık tutmak" sadece balık tutmaktan ibaret olmayıp, arkadaşlık etmek, yardımlaşmak, öğrenmek, öğretmek ve sinirlerimizi dinlendirmek gibi çok daha başka şeyleri idrak ettiğimiz bir sosyal alandır. balığın at-çek yaptığı esnada bir dolaşma herkesi gerebilir, ancak bu gerginlikte dahi olgun davranıp, en kısa sürede çözüme ulaşacak barışçıl yöntemlerle yeniden oltamızı suya indirmeliyiz. dolaşma esnasında yaşı büyük olan yaşı küçük olan, merada eski merada yeni gibi kavramlar da yerleşik ancak mantık dışı kavramlardır. yaşı küçük olanın tecrübesi daha büyük olabilir. o meraya yeni gelen biri de 500 mt ileride yıllardır avlanmış bir kişi olabilir.

    ben bırakın dolaşma esnasında yaşanan tartışmaların şahsen içinde olmayı, başka iki kişi birbirinin kalbini kırdığında bile müdahale etme ihtiyacı hissediyorum.

    dolaşma oldu, ne yapmalı...

    nasıl hafif bir araç kazasında çıkıp arabamızdan " geçmiş olsun" deriz, bu da aslen öyle bir kazadır. derin nefes alıp kişiye değil oltalara odaklanmak gerekir. iki kişinin aynı anda çözmesini gerektirecek bir dolaşma durumu varsa zaten en az bir olta perte çıkmış demektir, bu sebeple iki kamışı da yere yatırıp iki kişinin harala gürele düğümlere girmesinin manası yoktur. düğüm çözmede başarılı olduğuna inanan ve kontrolü ele alan kazazede düğüm ile ilgilenirken diğeri kamışını gergin tutar, talimatları dinleyerek yardımcı olur.

    bir doğrusu olmayan işlerden biridir ama ben kendi doğrumu anlatayım. ben "balıkçılık" büyük konu başlığı altında "düğümler" e özellikle meraklı olduğum için takımı yapacak düğümlerde pratiklik kazandığımdan dolaşma olduğunda hiç açar mıyız açmaz mıyız diye bakmadan keser takımımı alırım. tabii tek iğne takılması gibi basit durumlarda değil, salkım saçak bir girişim söz konusu ise, ne dolaştığım arkadaşa ne kendime eziyet ederim, ikimizin de zamanını çalmam. kendi takımımı biçip doğradığımda onun takımı zaten açığa çıkar.

    ben zaten meraya evde yapılmış yedekli olarak geldiğimden ya yeni takım açarım ya da orada hemen bir tane yapıveriririm, kestiğim terlere göre mümkünse eski takımımı onarırım.

    "sen benim üzerime attın" "öyle sarılmaz böyle sarılır" "benim oltamı çekiyorsun" "yahu kim beni yakaldı yine" "kardeşim sen git şu ileride at" gibi ifadeleri bırakalım artık. sahil kimsenin tapulu malı değil. sen çıldırsan da acemi kardeşim gelip orada atacak, bağırsan çağırsan sadece kendini ve acemi arkadaşımız değil herkesi huzursuz edeceksin. işin tek çözümü var anlayış ve yol gösterme. oltayı 30 sn'de çözdün, 30 sn. daha harca da, iki güzel cümle ile ne yapması gerektiğini söylersen - karşıdaki de insansa elbet- sorun kalkacaktır, beraber güle oynaya avlanacaksınız sonrasında. "balık kaçıyor" endişesi ile yaşanan gerginlikler manasızdır, herkes kısmetini yer, o arkadaşla dolaşmasan başka bir kaza olacaktı belki, tamiri daha zor olan. "maddi zarar" ile ilgili de gerginlik yapmak manasız. bu zaten gelir getiren bir iş değil, masraf kapısı. senin bu iş kanına girmişse gömlek değil rapala alacaksın kendine zaten, onlarca kaybettin, onlarca daha kaybedeceksin, bir kazadan dolayı bir tane kaybettin diye kalp kırmanın manası da yok, o senin peşin peşin kabul ettiğin bedellerden olmalı. kumara otururken ben bu parayı kaybedeceğim dersen rahat olursun ya, ben bugün bu rapalayı takabilirim diye düşünerek at sahteni. kıyamıyorsan hiç atma, o zaman da satın alma bile...

    gergin mi yazdım ne :)

    rastgele...
     
    yldrmbyzt, Red Snapper ve mustafacan5 bunu beğendi.
  5. gurcansap

    gurcansap Daimi Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2010
    Mesajlar:
    1.720
    Beğeniler:
    963
    Şehir:
    İstanbul
    Benim bahsettiğim sıralama için küçük bir şema çizdim.

    [​IMG]
     
  6. sabriyazici

    sabriyazici Daimi Üye

    Kayıt:
    17 Mart 2012
    Mesajlar:
    1.450
    Beğeniler:
    1.216
    Şehir:
    İçerenköy / Ataşehir / İSTANBUL
    ellerinize sağlık çok güzel yazmışınız abiler arkadaşlar saolun bitanede benden olsun eğer birine taktıysanız arada 50 kişi bile olsa ya o size yada siz ona takarsınız her seferinde :) sağlıcakla kalın
     
  7. balıkoltası

    balıkoltası Daimi Üye

    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    4.483
    Beğeniler:
    3.515
    Şehir:
    İstanbul
    Avrupa yakası örneğinde lodos havalarda daha da dikkatli olmak gerekir. Zira sizin misinanın boşluğunun içine sizden sonraki atarsa işler yine karışır.
    Bu arada sağ baştan atmanın yanı sıra, sizden önce atan arkadaşın kurşununun düştüğü yeri takip edip düzgün hizada atmakda önemlidir.
     
  8. konevii

    konevii Aktif Üye

    Kayıt:
    14 Mart 2011
    Mesajlar:
    240
    Beğeniler:
    4
    Hassasiyetine ve emeğine teşekkürler özgür kardeşim. Gerçekten de çok dikkat edilmesi gerekiyor...
     
  9. ozgurarslan

    ozgurarslan Daimi Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    18 Ocak 2013
    Mesajlar:
    1.433
    Beğeniler:
    2.774
    Şehir:
    İstanbul (Avrupa)
    işte bak. altyapıyı yazdın mı ince detaylarla konu gelişiyor. herkes adına sağol birol.

    yine önemli bir detay daha var, hatta nasıl unutmuşum bunu hayret. sen "misinanın boşluğu" yazmışsın ya oradan aklıma geldi.

    ben kurşun suya değdiği anda, kamışın ucunu hafifçe kendime doğru 2 mt kadar çekiyorum. kurşunun hareketi sinüs eğrisi gibi olduğundan misinada çok ipte nispeten az bir bollluk oluşur. ben suya değer değmez hızla alıyorum bu boşluğu. rapala ile kurşun ayrı ayrı çarptığı anda suya, misina ileriye gitmeye devam edip rapalanın çarpmasını yakalamasın diye. (bu az ihtimal ama var böyle bir ihtimal.)
    zira doğal olarak önce kurşun ardından (yarım saniye kadar sonra) sahte suya düşüyor. bu durumda rüzgar özellikle sırtımızdan esiyorsa senin misinanın bolluğunu sahtenin çarpmasına götürebilir, daha kafadan kendine dolaşmış olabilirsin bu bolluğu anında almazsan.

    ben bu bolluğu aldığım gibi daha da ileri giderek 3-4 turda bu boşluğu makinaya sarıp, sonra kılavuzu açıp gergine yakın bir biçimde elimle sağıyorum misinayı dibi bulana kadar. bazı arkadaşlar (benden çok eski sahil balıkçıları da var bu gruba dahil) balonlaşmış misinasını salıyorlar, denizin yüzeyinde geziyor misina. kurşunun dibe değmesine daha çok zaman olduğunu bildiklerinden mi yapıyorlar nedendir bilinmez, ancak ben bu hareketi anlayamıyorum. misina (ip) diğer arkadaşa ortasından dolaşmaz elbet ama bana doğru gelmiyor gergin tutulmadan salınan bir misina. sona doğru herhalde gerginleştiriyorlardır yoksa kurşunun dibe vurduğu anı duyamazlar.

    bu anın takibi önemli. kurşundan bir müddet sonra sahte de vuracak ( daha uzun bir süre bence 5 sn -7 sn ancak hem kurşun hem sahte dipte akıntıya maruz bırakılmamalı, hemen kısa bir hareket ile havalandırılmalı. havalandırılmalı ( dipten 50 cm kadar kesilmeli)

    ardından yapılan sarma işlemi için bir şey yazmayacağım, zira o gerçekten bireyden bireye değişen bir konu. bir doğrusu yok. havaya sahteye balığa makineye balığın razına suya göre değişen bir husus. her yiğidin de ayrı yoğurt yiyişi var. herkes farklı sarım hızlarına stop and go'lara kamış ucuyla aksiyon vermeye (ben de yapıyorum ama 185 gr kurşunla yapılan aksiyon o göl videolarına benzemez) filan inanıyor.

    sadece ilk bir kaç seferini yapacak arkadaşlara bir bilgi olsun diye ( sonra herkes bildiği gibi yapacak zaten) bir uyarıda bulunayım: olabildiğince dibe takmadan ama dibe yakın şekilde gelmesini sağlayın. -bu dişli için böyle palamut için tam tersi, çok hızlı olmak lazım ve uçurmak lazım kurşunu-

    bir müddet sonra -dibe yakın nasıl sarılır- meselesini tecrübe ile çözüyorsunuz. hatta giderek arada hızlı sarımlar ( bir hızlı bir yavaş tekniği) yapmışsanız kurşun ile dibin konumunu zihninizde de canlandırıp, yavaş sarımlar ile dibe yaklaştırabiliyorsunuz. bir müddet sonra elinizdeki makine hangi hızla sarımda dibi yalayarak geçiyor alışkanlık kazanıyorsunuz. elbette bu alışkanlığı kazanırken bir kaç kere de dibe takıyorsunuz. :) o da bedeli...

    tekrar söylüyorum, mesaj başlığında maddelenenler DOĞRU ve ELZEM olup, bu yazdıklarım kişiden kişiye değişir. ben kendi bildiğim şeklini anlatmaya gayret ettim. yine son zamanlarda sıkça kullandığım bir tiyo ile noktalayayım.

    benim kullandığım sarma yöntemi kamış ucu denize doğru ve akıntının geldiği yöne dönük (böyle sarmak zordur, kamış akıntı ile eğilir, makineye daha çok yük biner, sarım zorlaşır ama balığın bindiği saniyeyi de anlamanız kolaylaşır) olarak sarmaktır. kandilli'de yer darlığından kamış ucu havada sarım yapıyorlar, onda da anlamak kolay balığın vurduğu anı, ancak orada adamlar sabit, bizde (avrupa) arkandan seni geçmek isteyen olduğu için kamış havada kullanılmıyor.
    ben kamışın bu pozisyonunda sararken kamışın ucunu da yaylandırıyorum.

    1. yöntem: ilk 3-4 sarım orta hızda, sonra 3-4 sarım yavaş
    2. yöntem: stop and go denilen durma ve sonra hareket yöntemini doğru bulmuyorum. rapala; tam durursak o akıntı ile tam durmayacağı için dönme yapacak ve çarpması kendini ( bağlı olduğu kösteği 2,5 kulaç) yakalayacak gibi düşünüyorum. çok çok yavaş da olsa çekme işlemi devam etmeli. "show must go on" gibi oldu bu cümle:)
    3. yöntem seri çekişler ile hızlanıp 20 mt filan çektikten sonra çok ama çok yavaş sarımlar ile ( sarımı tamamen kesmeden bkz: madde 2)kurşunu düşürüp (tekrar dibe değdirip) ikinci saldırıya geçmek. "ikinci indirme" diye tanımlanabilecek bu yöntemde başarı ihtimali yüksek, ancak takma ihtimali de öyle. rapalasına acıyan bunu denemesin. :)

    bu üçüncü madde ile bağlantılı olduğundan aslında pek de anlatamayacağım, ancak bunu düşünmüş olanlara hitap edecek bir durumu anlatmaya çalışacağım. boğazda sahte ile dişli avlama yöntemimizin bir zaafı bu. bu zaaf bu üçüncü yöntem ile biraz olsun bertaraf edilebiliyor.

    diyelim ki balık dipte ve yüksek hız (hızlı sarım) istiyor. atacağımız ağırlık belli 185-200 gr. bundan ağırını kamış atmıyor, hafifi ise uçuyor dibe varmıyor, bu sebeple bu optimum ağırlığı atıyoruz.
    yüksek hıza çıktığınızda kurşun ve peşinden rapala havalanıyor. bunu önlemek mümkün değil. diyelim ki 300 gr atabilme ihtimalimiz olsa idi, bu mümkün olurdu. teknede bu mümkün, ancak sahilden değil. bu sebeple balıktan hızlı sarımla takip aldığımız berrak günlerde dipte hızı 2. indirme dediğimiz yöntemle sağlayabiliriz. 20 mt dipte hızlı, bekle düşsün, 20 mt daha dipte hızlı, hala alamadıysan sar gelsin.

    bir de unutulmamalıdır ki her sahte her hızda iyi yüzmez. bu konuyu benden çok daha iyi bilen üyeler var, onlar anlatsın, ben gerçekten hangi marka hangi model daha yüksek hızda aksiyonunu bozmaz bilmiyorum. ancak; hep yaparız bu gerçek test değildir ama kıyıdan kurşunu salıp akıntıya karşı rapalanızı yüzdürdüğünüzde dahi bazılarının yalpa attığını, abuk subuk hareketler yaptığını görebilirsiniz.

    tiyo dediğim son söze gelince. bir süredir deniyorum ve iyi sonuç aldım, belki de tamamen tesadüf...

    şöyle ki, orta/hızlı hızda sarımın ardından yavaşlama bölümünde kamışın ucunu çektirerek yüzmesini sağlıyorum. 5 sn filan. balık sanki takip etmiş etmiş, sahte yavaşladığı anda saldırmış gibi tam o anda biniyor. gözlükle dalip sarıkanat hareketini görmedim. bilimsel bir inceleme değil bu, ama bu yöntem bende sonuç verdi.

    son olarak balık bolken kafanıza göre sarın, hızlı yavaş, balık varsa mesele de yok. aynı sahte renkleri gibi. öyle gün oluyor ki, mat siyah sahte atsan ona da balık atlayacak. senin sarımına aksiyonuna oyununa filan bakmıyor, hareket etsin yeter ki. ( bu da nefes alsın yeter ki gibi oldu) :)

    rastgele...
     
    yldrmbyzt ve Red Snapper bunu beğendi.
  10. uzkes

    uzkes Yeni Üye

    Yaş:
    49
    Kayıt:
    13 Kasım 2012
    Mesajlar:
    5
    Beğeniler:
    0
    yüreğine sağlık ...teşekkürler..
     
  11. ozgurarslan

    ozgurarslan Daimi Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    18 Ocak 2013
    Mesajlar:
    1.433
    Beğeniler:
    2.774
    Şehir:
    İstanbul (Avrupa)
    A
    Güzel ağabeyim, forumda bu işi benden çok daha iyi bilenler var bakmayın, yazmıyor adamlar. Üşeniyorlar galiba. Ben gaz vereyim ustalara diye konunun çerçevesini çiziyorum. Hani işin a–b–c sini yazmaya sıkılırlar diye, o kısımları ben yazıyorum. Yeter ki onlar üzerine eklesin diye. Ben de yeni bir şeyler öğreneyim diye ama tık yok. Ben nasıl denizde ya da kıyısında öğrendiysem bildiklerimi, kimse klavye başında ustalaşamaz zaten. Ustalar yazmaya erinmesin, okuyanın o işi onlar gibi yapabilmesi, okumayla olmaz. Ancak rehberlik etmek sizi yüceltir, bilmeyene yol göstermek, bilgiyi aktarmak bence hem görev, hem sorumluluğumuzdur. Sihirbazın sırrı değil bunlar. Rahmetli eniştem beni balığa çıkarsın diye tekne süngerliyordum çocukken. Dünya değişti, bilgi akışı globalleşti. Elin yabancı videolarından öğreneceğine sizden öğrensin, ben de öğreneyim. Bana balık verme, balık tutmayı öğret diye boşuna söylenmemiş. Lafım ustalara... Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum cümlesi nr amaçla söylenmiş. Bu işe meraklı kardeşim, ağabeyim foruma girerken sizin levreklerinizi, lüferlerinizi mi görmeye giriyor, tecrübenizden bir cümle kapmaya mı? Bunu düşünün. Bugün iki saat kitap önümde biri delikli iğne diğeri düz iğne hırsızlı takımı yapmak için en iyi düğümler hangisidir onu denedim. Ülkenin ker yerinde benim gibi yeni bir bilgiye aç meraklılar olduğuna eminim. Elinizi korkak alıştırmayın lütfen...
     
    yldrmbyzt ve Red Snapper bunu beğendi.