Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Küçük bir hafta sonu tatili ve birkaç balık..

Konu, 'Balık Avı ile İlgili Fotoğraflı Av Hikayeleri' kısmında agartan tarafından paylaşıldı.

  1. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.693
    Beğeniler:
    5.696
    Şehir:
    İstanbul
    Küçük bir hafta sonu tatili ve birkaç balık..

    Cuma akşamından yola çıkıp Çanakkale’ye evime vardığımda henüz çok netleşmiş bir plan yoktu aklımda. Birkaç haftadır aklımızda olan Assos istikametine gitme fikrini sabah bir daha gözden geçirdik eşimle. Gözden geçirdik çünkü Çanakkale’de hava kötüydü. Sıcak ama kapalı bir hava vardı. Bu hava bizim ilk isteğimiz olan “kızımızın temiz ve güzel bir yerde denize girmesi” isteğini pek karşılar gibi görünmüyordu. Buna rağmen yola çıktık. En kötü ihtimal yer içer dinleniriz diye düşündük. Benim de arada bir fırsat yaratıp kıyıdan şansımı denemek gibi son derece masum bir isteğim vardı tabii.. Bu istek gizli saklı da bir istek değildi zaten. Spin takımlarım her daim arabanın bagajında o mutlu saatlerin gelmesini bekliyorlardı mütemadiyen.

    Ezine’ye vardığımızda hava çok daha parlak ve yola çıktığımıza değecek duruma gelmişti. Nereye gidelim diye düşünürken aklıma Koruhan Butik Otel geldi ve rezervasyonumuz olmadığı için şansımızı denemek üzere yola devam ettik.

    Sevgili Bora’nın bahar aylarının başlarında konu açarak anlattığı otel zaten ilgimi çekmekteydi. Çocukla çok önceden plan yapamadığımız için de rezervasyonumuz yoktu. Önce yeri görelim, 2 yaşına girmekte olan bir çocuğa uygun mudur, denizi nasıldır diye bakalım dedik. Yer varsa kalırız, yoksa denize girer, yemek yer döneriz diye düşündük.

    Ana kapıdan girdiğimizde saat 14:00 e geliyordu. Ben keşif için kontağı bile kapatmadan araçtan çıkıp 20-30 m yürüdüm ve tesisi gördüm. Deniz zaten uzaktan pırıl pırıl görünüyordu. Bir de çocuklar için düşünülmüş oyun parkını görünce burası uygundur deyip arabaya döndüm ve park ederek kızımı araçtan indirdim.

    İğde ve zeytin ağaçlarının arasından yürüyerek resepsiyona vardık. İlk sorduğum şey kızım için yiyecek bir şeylerinin olup olmadığıydı. Bu arada Bora’ da geçtiğimiz hafta açtığı bir raporda “her hafta sonu oradayım” demişti. Bunu hatırlayıp “Bora Bey buralardamıdır” diye ortalığa sorduğum da Bora’nın kendisi karşımda çıktı. :D Kendimi tanıttım, tanışıp selamlaştık..

    Tesadüf olarak tam öğle yemeğinin servis edileceği saate denk gelmiştik. Önce kızımızı doyurduktan sonra biz de karnımızı doyurduk. Yemekleri beklerken de konaklayıp konaklayamayacağımızı sorduk bir taraftan. Bir rezervasyonun iptal olduğunu ve istersek konaklayabileceğimizi öğrenerek kaydımızı yaptırdık.

    Yemeğimizi de yedikten sonra sıra denize girmeye ve kzımın ihtiyaçlarını gidermeye geldi. Bol bol salıncakta sallandı, kaydıraktan kaydı, kumla oynadı, biraz denize girdi. Kendine arkadaşlar buldu.. :) Bu arada Bora bir gün önce yakalanmış olan koca Dülger’i getirip benim gözümün içine içine soktu. :D Gerçekten muhteşemdi. Aklıma gelen ilk şey “bunu caldirmaz’ın (Can Aldırmaz) görmemesi” gerektiğiydi. :D Kızım akşamüstü uykusu için annesiyle birlikte odaya gidince ben de denize girmenin bana göre en güzel yolu olan şnorkelle yüzmenin keyfine vardım.

    Cumartesi öğleden sonra iskelenin yaklaşık 50-60m yarıçaplı alanı içinde, o pırıl pırıl suda gördüklerim ve onlar aşağıda ben yukarda birlikte yüzdüklerim balıklar:
    Babacan bir çipura, pabuç kadar birkaç mırmır, yine oldukça iri sarpalar, birkaç küçük eşkina, klasik ege balıklarından yazılı hani, papaz balıkları, kumları eşeleyen tekirler vs. İnanılmaz keyifli dakikalar. O an aklımdan onları avlamak değil, aksine dokunup sevebilmek isteği geçiyordu.

    Sudan çıkıp gördüklerimi Bora’ya ve o anda yanında olan ve benim de o an tanıştığım Sinan’a büyük bir heyecanla aktarırken Bora’nın yüksek sesle düşünmesi sonucu ağzından çıkan sözler şöyle oldu.

    “En sonunda bana bıraktırma yapacak bu çipuralar” :D

    Bence bırak Bora, onlar orda öyle kalsın. Otelin güzelliği olsun. Nasılsa biraz uzaktan alıyorsun istediğin balıkları. Mercanlar, dülgerler, hanoslar ve çok sevdiğin kupa mercanlar!!!! :D

    Biz bu şekilde konuşurken balığa çıkma saati de gelip çatmıştı. Gelmek ister misin diye bana da sordu Bora. Bu soruya verilebilecek tek yanıt evet olmasına rağmen izin almam gerektiğini söyledim. Ne de olsa buraya birlikte hafta sonu tatiline gelmiştik ve eşim ve kızımı yalnız bırakmak olmazdı. Bir taraftan da “bu fırsatı bir daha nerden bulacaksın” sorusunu soruyordum kendime. Sevgili eşim de aynı şekilde düşünüyor olmalı ki izin de sorun çıkmadı. :)

    Hemen arabadan spin amaçlı olarak satın alıp kullandığım, henüz balıkla tanışmamış ara parçasının takıp çıkarılmasıyla boyu 2.40m-2.70m arasında değişebilen Shimano Bassterra kamışımı 2.40m lik haliyle ve bir yıldan fazladır kullandığım Shimano Spirex 2500 FG makinamı alarak iskeleye indim. Bora ve Sinan da ellerinde yem ve olta takımlarıyla iskeleye benim peşimden geldiler ve Bora’nın 15hp motorlu 4.0 m lik teknesine binerek avlağa doğru yola çıktık.

    Onalar elle avlanmayı seviyorlarmış. Bense bu takımın at-çek için biraz ağır olmasına rağmen (kamış yüzünden) yemli avda bana ekstra keyif vereceğini tahmin ediyordum. Derinlik yüzünden ağır kurşun kullanmak zorundaydık. Bu ağırlığın kamışa zarar verebileceğini düşündüm ama kırılırsa da kırılsın, kaldığı yerden elle devam ederim diye düşünerek kullanmaya karar verdim. Baştan belirteyim ki kamış bu işin üstesinden hakkıyla geldi.

    Ben sadece spin ava göre hazırlıklıydım. Yanımda ekstradan ne bir iğne, ne bir misina vardı. Klasik üçlü takım işini Bora’nın takım çantasından çözdüm ve tek bir takımla da avı tamamladım ki bu benim için bir rekor. :D

    Bora ve Sinan 200-250 gr, bense 150 gr kurşun kullandım. Tekne çapada olduğu için onlara göre daha yavaş aşağı insem de apikoda kalmak sorun olmadı. Bunda kullandığım 10 lb çekerli Power Pro Ghost Red dynemea misinanın da etkisi olsa gerek. Bu misinayı birkaç aydır henüz balık yakalayamasam da at-çek denemelerimde kullanıyorum ve çok memnun kaldım. Bu süre içinde tuzlu suya rağmen birbirine yapışma, düğümlenme ve kuşgözü olma sorunlarıyla karşılaşmadım. Aynı takımla 12 gr ile 60 gr arasında sahteler kullanıyordum.

    İlk balık vuruşunda ne kadar doğru bir tercih yaptığımı anladım. Oltanın ucundaki küçük bir balığın vuruşunun bile 70 metreden ne kadar kolay anlaşılabildiğini hem Bora’ya hem de Sinan’a gösterdim. Kamış kullanma konusunda ikna olmasalar da takımın hassasiyeti konusunda hemfikir oldular. Bir diğer avantajım da takımı onlara göre daha hızlı yukarı alabiliyor ve yerde toplanan misina olmayınca da düğümlerle uğraşmak zorunda kalmıyordum. Gerçi onlar da küçük bir iki karışıklık dışında uğraşmadılar çapariz sorunlarıyla.

    Bu takımın bana göre tek dezavantajı ikili tutma kolu oldu. Sardalyadan dolayı iyice yağlanmış olan ellerim ve makinanın tutma kolu zaman zaman bana zor anlar yaşattı. 2500 lük makine aldığı misina itibariyle yeterli ama kolu tek ve daha uzun olsa sanırım daha iyi olurdu. Tekrar deneme şansım olursa bu hususu atlamayıp ona göre makina bulunduracağım yanımda.

    Yem olarak sardalya ve ayıklanıp dondurulmuş karides kullandık. Yemleri büyük büyük kullandık ki ufak balıklar gelmesin. Bir sardalyadan üç yem çıkıyordu. Kafa ve kuyruk kullanılmıyordu. Bana göre sardalya karidesle kıyaslanınca daha başarılı bir yem oldu.

    İlk balığım herkesin belalısı Hanos’du. İlk Mercan sanırım Bora’ya ikincisi de Sinan’a geldi.
    Bunlar daha ilk atışlardı nerdeyse. Ben de ikinci atışımda güçlü bir vuruş aldım ve tasmaladım. Balığı çekmeye başladığımda oltanın ucundaki direnci ve baskıyı anlamaya çalıştım. Balık mercana benzemiyordu, kupes ve hanosta değildi. Dülger olma ihtimali de yoktu. Çünkü direnerek, kafa atarak geliyordu. Bunları sesli olarak düşünüp paylaşıyorduk aramızda. Sonunda balık kendini gösterdi. Yaklaşık 40 cm civarındaki boyuyla kocaman bir eşek istavritiydi. Yüzümde güller açmıştı. Attım kovaya ve takımı yemleyerek yeniden saldım aşağıya. Saldım ama bu esnada çapa tutmamış, tekne sürükleniyordu. Meradan uzaklaşmıştık.

    Çapa çekildi, motor çalıştırıldı ve eski noktaya geri gidilerek çapa atıldı. Kaloması biraz fazlaca verilerek iyice tutması da sağlandıktan sonra ava devam ettik.

    Zaman zaman adam boyu dalgalar geliyordu. Teknenin bir burnunu havada görüyorduk, bir kıçını.. :D Neyse ki bunlar çok az aralıklarla geliyordu ve diğer zamanlar orta seviye de, bizi rahatsız etmeyecek derecede çırpıntılıydı.

    Çapayı da tutturduktan sonra ava kaldığımız yerden devam ettik ve ben de ilk güzel mercanımı çektim. Peş peşe birkaç mercandan sonra avlağı Bora’nın sevgilisi Kupa mercanlar bastı.. :D Bunlar oyle yaramaz, oyle yaramazlar ki, oltada yem bırakmıyorlar. Sardalya zaten zor duruyor iğnede, bir de bunlar dadanınca yem dayanmaz oldu. Neyse ki yem boldu..

    Bu aralarda yakaladığımız tüm kupes ve hanosları şişen hava keselerini patlatarak suya iade ediyorduk. Martılar bu işe pek sevinmiyorlardı sanırım. 

    Böyle böyle dönüş saatine geldik. Yakalayıp alıkoyduğumuz kadar da suya iade ettik nispeten küçük mercanları. Diğer Türkler zaten alıkonmadı. Sanırım saat 20:00 civarlarında dönüş için toplanmaya başladık. Otele vardığımızda saat 20:30 civarıydı. Tekne iskeleye bağlandı, içi boşaltıldı vs vs.. O sırada şapkam denize uçtu. Ben onun peşine giderken Bora ve Sinan işlerini halletmişler yola koyulmuşlardı. Ellerinde balık kovasıyla tabii.

    Kızım o esnada yemeğini yeni bitirmişken Bora’yı ve balıkları görmüş. Balıkları sevmiş ve balıklar mutfağa gitmişken arkasından da ben içeri girdim.

    “Gördün mü balıkları” diye sordum, annesi yanıtladı.
    “Evet evet, gördük, hatta sevdik” diye yanıtladı.

    Gayet saf bir şekilde sordum kızıma..
    “Kızııım” dedim. “Kim yakalamış balıkları?”
    Kızım cevap verdi:
    “Abiii” :D

    Ne de olsa elinde balıklarla gelen ben değildim. Hala da ikna edemedim.
    “Kim yakalamış” diye sorunca hala”abi” diyor. :D

    Yemek yeme sırası bizdeydi artık.
    Yemekte yakaladığımız balıkların yanı sıra o akşam diğer konuklara da ikram edilen asma yaprağında sardalya ızgara vardı. Ne yalan söyleyeyim, özlemişim. Yakaladıklarımız da geleceği için porsiyon tadımlık tutulmuştu. Bunların yanı sıra güzel bir karışık salata ile birlikte ahtapot salatası, fava ve midye dolma gibi soğuk mezelerden oluşan yemek faslı saat 23:00 sularına kadar sürdü. Daha bir iki saat önce capcanlı olan balıklar pişmiş ve tabaklarımıza yerleşmişlerdi. Eşim daha önce yediği çamurlu bir dip yapısından yakalanmış mercan deneyimi nedeniyle mercana karşı soğuk duruyordu. Hatta Bora’ya bunu söylediğinde bora’da “Ben mercanı tek geçerim” demişti, Pişip masaya gelince tadına bakmaya karar verdi ve “hmm.. Çok güzelmiş bu yaa” deyip bir koca mercan ve eşek istavritinin yarısını götürdü, iki mercan ve yarım istavriti de ben götürdüm ki hem de ağlatmadan.. :D Hala tabakta bize bakan balıklar olunca yan masamıza ikram ettik. Sanırım bizim “mmmm” şeklindeki çıkardığımız sesler onları ikna etmiş olmalı ki fazla itiraz etmediler.

    Yemek faslı 23:00 sularına kadar sürdü ki zaten yemeye başladığımızda saat 21:30a geliyordu. Normal şartlarda 21:30 gibi uyumak üzere yatan kızımda uyku belirtisi görünmüyordu. Biz odaya gidelim dedikçe:

    “ııııııhhh.. oona*..” diye söyleniyordu. 
    *Çocuk dilinde: Hayır, oynayalım burada, gitmeyelim uyumaya demek.. :D

    Cumartesi gününü böyle kapattıktan sonra yatmadan saatimi kurdum ve sabah gün ışırken kalkarak at-çek denemeye gittim. Kayaların üzerinde seke seke 2,5 saat kadar uğraştım ama denizde yaprak kımıldamıyordu. Zaman zaman küçük oynaklar görsem de sahtelerimi takip eden bir canlıya rastlamadım. Hava da esmediği için sabahın erken saatine rağmen ciddi olarak terlemişim. Taşların üstünde sekmekten hala baldırlarım ağrıyor. Hamlık ne kötü şeymiş..

    Sabah kalvaltısı, kızı denize sokma, salıncakta sallama, kaydıraktan kaydırma gibi günlük olağan işlerin  ardından yine gözlüğümü alıp girdim serin-ılık sulara.

    Bu defa dünküne ilave olarak iki adet ispendek vardı sularda ve çipuralar da üçlemişti. Zaten bir akşam önce de Sinan “ben üç tane bir arada gördüm” demişti. Demek ki onlardı. Bunlara ilave olarak bir tane de oldukça iri bir ahtapot vardı.

    Yukardan izledim hepsini, çipuralar ürkek, ispendekler bana doğru yüzecek kadar cesurdular. Belki de namımı duymuşlardı. Biri diğerine şöyle diyordu:

    “Korkma oğlum bişey olmaz bundan. Bu en son bizim arkadaşlardan birini yakalayalı nerdeyse bir sene olacak. Buna kalırsak ecelimizle ölürüz biz” diyordu :D :D :D ve üstüme üstüme yüzüyorlardı. Bir kol mesafesinden biraz uzaktaydılar.

    Bayağı bir süre kalmışım suda. Ağrıyan bacaklarımda bunun da etkisi çok yüksek kanımca ama değer, hem de fazlasıyla değer.

    Toplamda 24 saatten az bir süre kaldığımız Kuzey Ege’nin bu sessiz ve sakin koyundan ayrılmak zamanı gelmişti.

    En zor ayrılan da kızım oldu. Onun için cennetten farksızdı burası. Uyku dışında daima sokaktaydı. Her gün kısıtlı saatlerle gidilebilen park elinin altındaydı. Kumla ve suyla oynamak istese deniz bir adım ötedeydi. Göz hapsi altında olmak koşuluyla özgürdü. Yeşilliklerin içinde koşmak, bahçe sulayan fıskiyelerde azıcık ıslanmak serbestti.

    Ne zor şeymiş dört duvar arasında büyümek, ne zor şeymiş dört duvar arasında çocuk büyütmek. Bizler ne şanslıymışız ki o kadar çok araba yokmuş etrafta, ne kadar şanslıymışız ki oynayabileceğimiz henüz müteahhit eline düşmemiş boş arsalar varmış bir sürü etrafta, ne şanslıymışız ki her taraf erik vb ağaçlarla doluymuş sahibi görmeden alabileceğimiz :D, ne şanslıymışız ki adli olaylar minimum seviyelerdeymiş, ne şanslıymışız ki azıcık geç kalsak evden ölesiye merak etmezlermiş. Okula da alışverişe de yürüyerek gidermişiz, şehrin bir ucundan diğerine de..

    Bir hafta sonu da böyle geçti. Dolu dolu ve güzel. Üstelik te balıklı.

    Yorgun ama mutlu ve huzurlu olarak bindim İstanbul otobüsüne. Saat pazartesi sabahı 01:00 ı gösterirken hareket etti Çanakkale-Eceabat araba vapuru. Yan koltuğumda oturan da belli ki yorgunmuş Ne molada ne başka zamanda kalkmamış yerinden. Gözlerimi açtığımda Esenler’deydim. Küçükyalı’ya kadar da yarı uyur, yarı uyanık geldim.

    Herkese keyifli tatiller ve avlar dilerim.


    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. Murat BİLGE

    Murat BİLGE Aktif Üye

    Kayıt:
    1 Haziran 2010
    Mesajlar:
    850
    Beğeniler:
    11
    Şehir:
    İstanbul/Eyüp
    Güzel bir tatil,
    Güzel bir anlatım,
    Güzel bir av olmuş.
    Paylaşımın için sağol..
     
  4. BAYBORA

    BAYBORA Daimi Üye

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    22 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    1.586
    Beğeniler:
    16
    Şehir:
    SİVAS
    Sen anlatınca daha bir güzel oluyor.Hepiniz adına çok sevindim.Rastgelsin.
     
  5. Hamdi

    Hamdi Admin Site Admin

    Yaş:
    42
    Kayıt:
    29 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.768
    Beğeniler:
    8.122
    Şehir:
    İstanbul
    Güzel bir hafta sonu olmuş Şeref abi. Balıkta yakalanmış, kısa sürede bayağı bir stres atmışsınız :)
     
  6. selcukkales

    selcukkales Üye

    Yaş:
    40
    Kayıt:
    9 Haziran 2010
    Mesajlar:
    93
    Beğeniler:
    0
    Şehir:
    bursa
    Roman okuyorum sandım bir an.
    Teşekkürler Şeref abi.
     
  7. Bora

    Bora Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    4 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    79
    Beğeniler:
    0
    Valla ben ordaydım ama herşeyin bu kadar mükemmel olduğunun farkına ancak bu yazıyı okuyunca vardım.Teşekkürler Abi.En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle.
     
  8. Ersin

    Ersin Moderatör Yönetici

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.375
    Beğeniler:
    109
    Şehir:
    Çorum
    Tatil kısa ama balıklar güzel ;) Daha ne olsun Şeref Abi :)
     
  9. YaşaR

    YaşaR Moderatör Yönetici

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.032
    Beğeniler:
    218
    Şehir:
    İstanbul
    Şeref ustad sana çok yakışmış balıklar :)
     
  10. Tolga

    Tolga Aktif Üye

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    711
    Beğeniler:
    38
    Şehir:
    ISTANBUL
    Şeref Abi tebrik ederim. En güzelini yapmışsın hem tatil hem balık. İkisi birarada.

    Hem tatil hem balık benim tek yapamadığım şey maalesef.
     
  11. C.POLAT

    C.POLAT Aktif Üye

    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    526
    Beğeniler:
    15
    Şeref abi çok güzel anlatmışsın,balıkların renginin güzelliğine bayıldım,teşekkürler :)