Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

meraklısından eşkina avı

Konu, 'Genel Konular' kısmında night fisher tarafından paylaşıldı.

  1. night fisher

    night fisher Aktif Üye

    Yaş:
    52
    Kayıt:
    15 Temmuz 2012
    Mesajlar:
    492
    Beğeniler:
    156
    Şehir:
    bursa
    Gece avına merak sarmam 90 lı yılların başında başladı. Daha önceleri iskelelerde istavrit ve lüfer avını zaman zaman yapsam da, çok cazip gelmemişti . Çünkü aynı balığı gündüz de avlayabiliyordum, üç beş balık için sabaha kadar kalmak bana saçma geliyordu. (belki gençliğinde verdiği bir duygu, yapacak birsürü etkinlik varken ne işin var balıkta). O yıllarla beraber Gemlik körfezinde irili ufaklı balıkçı barınakları (mendirek) yapılmaya başlayıp bir kaç sene geçince , dalış yapan arkadaşların anlattığı karagözler, eşkinalar, levrekler buralara ilgimizi çekti. Özellikle karagöz sevdasıyla avlanmaya başladık ve yaptığımız çok zevkli avlar neticesinde bu tutku içimi kapladı, 20 yılı aşkın süredir de devam ediyor.

    Karagözcülük sabır, dikkat ve tecrübeyi gerektirdiği gibi, avlanılan bölgenin tenhalığını da gerektirir. Bir çakmağın yanıp sönmesi, ayak sesi, yakamozlu saatlerde oltayı sık sık sudan çıkarıp atmak verimi azaltan etmenlerdi. 0,20 misinalı takım, bir fırdöndü ve 3 no iğne den oluşur, bütün kabuğu soyulmuş karides yem olarak kullanılırdı. (taze karides ayıklanıp bir gün sonra kullanılır hafif kokması istenir). Yemlenen olta, elle 7-8 metreye savrulur, biraz misine salınarak 1-2 metre önümüzde dibe oturması sağlanır ve beklemeye başlanır. Karagözler yaylım (yemlenme gezintisi) sırasında ayaklarımızın altındaki kayalara kadar yaklaştıkları için, hiç kıpırdamadan durur ve iskorpit, kaya balığı ya da gelinciğin saldırısına uğramayıp durabilen yemi yoklamasıyla, misinayı okşarcasına elimizde hissederken, balığın yemi ağızlayıp fırlamasını bekler, 2-3 metre yol alırsa köstekleyip iğnenin çenesine batmasını sağladıktan sonra, hem taş altı yapmasına müsade etmeyip hem de kafa sallamalarında yol verip, dikkatlice bir mücadele sonunda dibimize getirdiğimiz balığ ,kepçe yardımıyla karaya alırdık. Genellikle 2 kiloya yakın ve üstü balıklar bu mücadeleden galip çıkar, takımı keserek, ya da taş altına sığınarak kurtulurlardı. Bu avda biraz daha kalın takım yapıldığı takdirde, misinanın görünürlüğü arttığından, vuruşlar çok düşerdi. Ayrıca kalın takım kayalara takıldığında bir türlü kopmaz ve kesip bıraktığınız misineler bir müddet sonra önünüzde size ikincil engeller ve balığı ürkütücü etmenler olarak karşınıza çıkar. Zamanla avlaklarda tepe lambalı, el fenerli, cep radyolu, zil akılmış kamışlı güruhlar peydahlanınca, su içinde projektör gibi yanan el fenerlerinin ucuzlayıp bollaşmasıyla ortaya çıkan, kendilerini dalgıç sanan iki ayaklı mığrılar oltanın ucunda gezinmeye başlayınca, karagöz avının tadı kaçmaya, balıksız avlar çoğalmaya başladı. O zamana kadar ara ara oltamıza gelen,600-700 gr dan küçüklerini suya geri saldığımız eşkinalara yöneliş yavaş yavaş başladı.

    Genellikle karagözün çıkmayacağına inanıp, hafif bir gezer kurşun ve canlı teke takıp levrek için hazırlayıp, 20 metre kadar açığa atıp hafif hafif çektiğimiz takımlara gelirlerdi. Akıntılı suları sever, gece boyunca daha sık periyodlarda yemlenmeye çıkar, ışıktan gürültüden karagöz kadar tedirgin olmaz, yemi gevelemeden yutar ve girdiği kayalarda levrek ve karagöz gibi uzun mücadele etmez daha kolay kıyıya gelir, kepçesiz karaya alınabilirdi. Herşey iyiydi güzeldi de ya lezzet, zorlu av gecelerinin sonunda elde ettiğimiz ödül, krema soslu karagöz buğulamaya alışmış damağımızı bir türlü mutlu etmiyordu. Tavası, ızgarası, kremalı fırındası bir türlü istenilen lezzeti vermiyordu. Oysa balığın avcılığında duyulan hazzın devamı, yakın dostların katılımıyla hazırlanan sofralardaydı. Dostların balıkları yerken yaptığı övgülerin eşliğinde, tutulan balıkların öykülerini anlatmak, bu hazzı defalarca katlıyordu. Bir hayli denemeler, tarif aramalar sonucu papaz yahnisinin fırın versiyonuyla damak çatlatacak sonuçlar almamla, eşkinayla aşkımız pekişti.

    Karagöz avında elde ettiğim tecrübeleri yavaş yavaş bir kenara bıraktım. Önce misinayı 0.30 a çıkardım,akıntılı bölgeleri tercih edip, akıntıya göre 45 derecelik açıda zemine inecek gezer kurşunlar kullanmaya başladım. Balığın her metrede yemlendiğini fark edip, daha derin yerlere olta salladım. Bu sayede iskorpit ve gelincik vuruşlarım da azaldı. Fakat bi sıkıntı vardı, balık papaz yahnisi olacağından iri boyda olmalıydı. Bir kilo altı balığı yahni yapınca, kılçıkların arasından balık ararken, yemeğin bütün tadı kaçıyordu. Çözüm iğne boyunu büyütmekti . 2/0 ve 3/0 (iğne boyları .,.,.,5/0,4/0,3/0,2/0,1/0,1,2,3,4,5,6.......11 gibi büyükten küçüğe sıralanır) kısa saplı mustad bakır renkli iğneler kullanmaya başladım. Bu balık boyunu biraz büyütse de yeterli olmadı. Karagöz ve levrekte kullandığım karides takma yöntemimden vaz geçtim. Artık kuyruktan iki yerden geçirip atmak yerine , karidesin kuyruğundan girip kafasına kadar içinden solucan gibi geçiriyordum. Bu yöntem yeni bir uğraşı da yanında getirdi .Daha önce teke karidesleri denize sarkan halatlarda, yosun içlerinde basit bir el feneri yardımıyla, bir iki kepçe sallamayla, yüzlercesini yakalarken, kullandığım küçük iğnelerde kullanabiliyordum. Şimdi en az 5-6 cm lik karideslere ihtiyacım vardı ve onlar hava iyice karadıktan 1-2 saat sonra derinlerden tek tük kaya üzerlerine çıkıyor, uzun saplı kepçeler ve çok güçlü ışık veren fenerlere ihtiyaç duyuruyordu. Yüzlerce metre kayalık mendirek boyunca yapılan aramalarda, 20 adet teke oldukça iyi bir hasattı .Aşırı rüzgarın olduğu gecelerde onlara ulaşmak tam bir kabustur, 40 km ilerdeki rüzgar almayan mendireğe teke için yaptığımız yolculuk bir hayli fazladır. Bu şekilde elde edilen karidesler kafalarındaki mahmuzlar kırılarak, igneye geçirilip suya atılır. Gide gele, hem balık vuruşu açısından, hemde oltanın takılma oranı ve balığın karaya alınabilmesine uygunluğu açısından olumlu not almış kısımlarında (avcı deyimiyle kumbaralar), sonar gibi ezberlenmiş dip taşlarının üzerinde, ara ara, karış karış geriye çekilerek hareket ettirilen olta, vuruş alana kadar at-çek yapılır. İri iğne iri karides ve kafaya kadar iğne geçirme yöntemi, iğnenin dibe takılma oranını da oldukça azaltır. En büyük dez avantajı iğnede on dakika duran karidesin ölünce şeffaflığını kaybedip beyazlaşması, bu da yemin cazibesini kaybettirip, balığın ilgisini azaltması. bu yüzden uzun süre vuruş olmadımı, yemi tazelemeyi gerektiriyor. Artık herşey tamam olarak suyla buluşturduğumuz oltayı, hafif hafif oynatırken, hafif bir dokunma, çok ama çok yumuşak bir geri çekiş (1-2 cm)sonrası, bir yutkunma sallamasının ardından, ralli aracı kalkış süratinde bir fırlama hareketiyle beraber yol alan misineyi hafif salıyoruz, bir ve iki ve üç asılıyoruz. Balık istediğimiz ölçüde ise iğne mide çeperine saplanmıştır bile. 500gr civarı ise ve biraz acele ettiysek ya ağzına batmıştır yakalanır, yada önce ağırlığını tartarız sonra birden boşalır olta ve balık kaçmıştır. Yem hiçbir hasara uğramaz, eşkina yemi ağzıyla yakalayıp vakumlayarak kursağındaki kemiklerle parçalayarak(diş gibidirler)midesine yollar. Bu yüzden de, küçük iğneler kullanılarak yapılan avlarda, küçük balıkların midesine girmiş iğnelerin balığa ölümcül hasar vermeden çıkarılması mümkün olmadığından, çok balık ziyanı olur.

    El oltası ile bu yöntemle uzun yıllar çok iri eşkinalar, 3 kg lık trofeler ve kilolarını hesabederken hayalgücümü zorladığım kaçan balıklarım oldu.

    Önceleri hafta sonu, daha sonraları hafta araları, uykusuz işe gitmeleri göze alarak sürdürdüğümüz bu hobi, 2000 li yıllarda eline oltayı alanın mendireklere hücumuna dönünce, sakin yeni avlaklar aramamıza yol açtı .Bir gece avı için 300 km gidiş geliş mesafelerde güney marmara mendireklerini dövdük durduk yıllar boyunca. Ve... son darbe egeden geldi. Yetiştirdiğim çıraklarımdan :)biri, bir avımızda bir gazete kağıdına sarılı boru kurtlarını malzemeciden almış çıkardı, denedik. Solucan gibi geçirdik bizim koca iğnelere, çekeyim oynatayım derken boş iğne gibi duran takımlar, boyuna takılıp kopunca, fırlatıp attık meretleri,'' nedir lan bu'' diyerek. Sonra 6 metrelik göl kamışlarına bağlı gece istavrit yakaladığımız ışıklı şamandıralı takımlarla hücum etti meralara yeni avcılarımız. 5-6 numaralı iğnelere taktıkları solucanlarla, yıllardır görmediğimiz ebattaki yavruları gevrek kahkahalarla torbalara tıkmaya,daha önceleri tuttukları istavrit ve isparilerin iki katındaki bu ''dev''balıklarla arkadaşlarına hava atmaya pek bayıldılar.

    Her avdan sonra mitoz bölünen tek hücreli canlı misali çoğaldılar. 150 metrelik mendirekte 47 kişi saydım bir gece, sudaki şamandıralar Hindistandaki ganj nehrinde yüzen mumlarla yapılan hindu festivalini gölgede bırakır. Herbiri üçer kamış salmış suya ışıl ışıl. Yahu ne hikmetse, bayıldı bizim eşkinalar bu yeni tanıştıkları merete.

    ''Rastgele'' diyorum bakıyorum siyah pazar poşetlerinin içine, kimi 20 tutmuş,'' bu akşam ay var balık yok ,biz üç gece önce 9 kişi minübüs tuttuk geldik fabrikadan arkadaşlarla kaynıyodu balık, ben üç balık tuttum elim kadar vardı ''diyor. Torbadaki 20 balığı toplasan, 1 kilo, bilemedin 1.5 kilo gelir. Bursada eşkina avlanabilecek yaklaşık on mendirek var, Bandırma tarafı da bizim balıkçıların sahası, oradada bi on olsa toplam yirmi eder. Balık malzemecilerine haftada 3 bine yakın boru kurdu pakedi geliyor ki bu benim ulaşabildiğim rakam, belki daha fazlası vardır .Bu iş patladı gitti yani. Havalar ters gidip izmirden kurt çıkmayınca avlaklar boşalıyor ,bu duruma çözüm arama telaşında avcılar. Kimi tuzlama, kimi şoklama, kimi akvaryumlarda üretim peşine düştü. Tam bir çılgınlık, altına hücum izleri var bu işte. Zaman zaman aralarına girip sohbet ediyorum, ''iğne'' diyorum küçük değilmi ???? vay senmisin öyle diyen, kiloluklar çekiyoruz diyorlar, başlıyorlar anlatmaya uzun uzun ,teknik öğretiyorlar bana. Peki küçük yokmu diyorum içlerinde fısıldayarak,eee gak guk salıyoruz biz onları, torba diyorum yine kısık sesle küçük değilmi bunlar? Amma yaptın be amca!! tamam bi kaç küçük var içinde... Hepsinin hikayesi var, ya gözüne batmışmış, ya galsamaya. Bir de balıkavı sitelerinde paylaşıyorlar TUTTUKLARINI. 50 cc pet şişe yanına konmuş, ya da avucundan hafif taşmış trofelerin''fotolarını. Başlık'' bilmemne tarihli eşkina avım''. Bazı meraklı arkadaşlar soruyor nasıl tutulur bilgi verirmisin falan. Hiç üşenmemişler, yüksek lisans tezi gibi çizimler, fotolar, efendim stoperler şöyle takılır, şamandıra şöyle,derinlik ayarı böyle, iğneler 6 no illa şu marka ,misineler bilmemnenin bilmemne teknolojisi serisi. Bir siteye ufak bir bilgi ilavesi yapayım dedim, yazı admininmiş yerin dibine soktu adam beni. Yazımı yayınlamadığı gibi, cevabı sitenin 1.sayfa kapağı oldu. Evet dostlar aslında ince avlanma tekniklerinden bahsetmekti amacım,döndü dolaştı MARKO PAŞAya mektuba döndü. Sorularınız olursa cevaplarım.(mevsimi,göç zamanları,balık yapacak havalar vs.)

    HERKESE RASTGELSİN....
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 1 Ağustos 2012
    DeepSilent, CUCU, Theseus ve 1 kişi daha bunu beğendi.
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    50
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.692
    Beğeniler:
    5.694
    Şehir:
    İstanbul
    Hem teknik öğreten, hem dertleşen bir yazı olmuş.
    Bizi bulmayı başaran, bizim bulmayı başardığımız birkaç kişiye sürdürülebilir balık avı konusunda bilgiler vermeye çalışsak da kıyılar/avlaklar laf anlamayan herşeyi ben bilirimcilerle dolu. Bu yüzdendir ki balık tutmak gittikçe zorlaşıyor.
    Eline sağlık Fetih.
     
  4. caberia

    caberia Aktif Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    740
    Beğeniler:
    129
    Şehir:
    istanbul
    baştan sona bir nefeste değilde dikkatlice okuyunca daha bir anlıyor insan ve durumu öyle bir ifade etmişsinizki sanki satır aralarında örnek fotoğraflar varda onlara bakar gibi hissettim elinize sağlık çok güzel bir paylaşım olmuş şu andaki durumla alakalı.marko paşa çoktan emekli olmuştur bu mektup daha çok adresi bulunamayanlar kısmına ayrılır bence ...
     
  5. Selahattin

    Selahattin Moderatör Yönetici

    Yaş:
    31
    Kayıt:
    2 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    7.863
    Beğeniler:
    4.130
    Şehir:
    Şişli, İstanbul
    Ellerine sağlık abi gerçekten enfes bir yazı olmuş ben de benzer yöntemler ile çupra ve karagöz tutardım Ege'de, hakikaten avcı ile av arasında hiç bir parazit olmayan çok zevkli bir yöntem, ancak dediğiniz gibi avcı yoğunluğundan ve başka sebeplerden henüz Bursa'da bu işe girişmeye gözüm almadı.. Verdiğin bilgiler senelerin tecrübeleriyle yoğrulmuş çok değerli bilgiler, tabi ki okumasını ve bunlardan yararlanmasını bilene:) Hoşgeldin diyorum ve paylaşımlarını merakla bekliyorum abicim, saygılarımla..
     
  6. night fisher

    night fisher Aktif Üye

    Yaş:
    52
    Kayıt:
    15 Temmuz 2012
    Mesajlar:
    492
    Beğeniler:
    156
    Şehir:
    bursa
    Avlaklarda yalnızlıktan hoşlansamda,fikirlerimde yalnız olmadığımı hissetmek çok güzel.Destekleyici mesajlarınız için sonsuz teşekkürler....
     
  7. sabora

    sabora Daimi Üye

    Yaş:
    42
    Kayıt:
    7 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.723
    Beğeniler:
    147
    Şehir:
    Kocaeli
    Kalemine sağlık, her yönüyle ele alınmış harika bir balık avı makalesi olmuş. Umarım umduğun gibi avların olur.
     
  8. hunterakrep

    hunterakrep Üye

    Kayıt:
    11 Haziran 2012
    Mesajlar:
    63
    Beğeniler:
    1
    Şehir:
    İstanbul
    Elinize emeğinize sağlık.
    Allah hepimize gönlüne göre avlar nasipetsin.
     
  9. horasanlı

    horasanlı Aktif Üye

    Yaş:
    34
    Kayıt:
    2 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    735
    Beğeniler:
    14
    Şehir:
    Pendik Güzelyalı
    Değerli paylaşımınız için gerçekten çok teşekkür ederim. Çok güzel yazılmış. Umarım herkese örnek teşkil eder. Güzel paylaşımlarınızın devamını dilerim.
     
  10. İrfan

    İrfan Moderatör

    Yaş:
    39
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.987
    Beğeniler:
    350
    Şehir:
    Bursa /Mudanya/Osmangazi
    Elinize sağlık herbir karesini keyif alarak okudum.
    faydalı bi yazı olmuş.bu kalbinizdeki sevda hiç bitmesin sevgi ve sağlıkla selamlar..
     
  11. müthişaman

    müthişaman Daimi Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.125
    Beğeniler:
    189
    Şehir:
    İstanbul
    Paylaşmanın en olumsuz yanı bu gece balıkçısı.