Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Spor, sportmenlik ve amatör ruh ile ilgili çok güzel bir yazı.

Konu, 'Genel Konular' kısmında KayaBalığıKaya tarafından paylaşıldı.

  1. KayaBalığıKaya

    KayaBalığıKaya Daimi Üye

    Kayıt:
    19 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.730
    Beğeniler:
    1.082
    Orjinali'ni buradan okyabilirsiniz.


    Olimpiyatın Kazananları

    Alper Ecevit | Per, Eki 23, 2008

    Kategori: Atletizm

    Olimpiyatların düzenlendiği yıllarda her birimiz,spor hakkında daha fazla düşünür, sporla daha fazla vakit geçiririz. 2008 yılının Olimpik yıl olması nedeniyle, spor konusunda birçok makale ve röpörtaj ile karşılaşıyoruz. Bu makalemde, bunlar içerisinde önemli yeri olan bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

    Hikayenin kahramanı Marjorie Larney. 1952 Helsinki Olimpiyat Oyunları’ndaki tecrübesini bizlerle paylaşıyor.

    “Uçan Finli’nin Öyküsü”

    ABD için yarıştığım ilk olimpiyat, 1952 Helsinki olimpiyatları idi. Henüz 15 yaşındaydım. Halen de bana ait olan, olimpiyatlarda yarışan en genç cirit sporcusu olma ünvanımla Helsinki olimpiyatlarında yerimi aldım. Fakat oyunlara katılmamın asıl güzel yanı, Finli sporseverlerin sıcak karşılaması ve Finli Olimpiyat Şampiyonu’nun bana verdiği hediye idi, işte karşınızda meşhur “Uçan Finli” ve hikayesi.

    Helsinki’de oyunlardan bir hafta evvel, atletizm takımımız düzenli olarak her sabah antrenman yapıyordu. Daha sonrasında ise, kaldığımız yer olan Hemşirelik Okulu’na gelirdik. Antrenörlerimizin tavsiyesi ile öğleden sonrayı dinlenerek geçirirdik. Ancak, benim oda arkadaşım, Chicago’lu uzun atlamacı Mabel Landry ve New York’lu cirit atıcısı olan bendeniz, antrenörlerimizin tavsiyelerini bir türlü yerine getirmezdik. O kadar enerjiktik ki, antrenman yapmadığımız zamanlar dinlenmek yerine etrafı görmeyi tercih ederdik. İlk defa yurtdışına çıkmıştık. Bu heves ile, bir hemşirelik okulu öğrencisine, bize okulun isim ve adresini yazmasını rica ettik. Antrenmana katıldığımızı belgeler belgelemez, arka kapıdan kaçıyor, bir otobüse atlıyor ve doğru şehir merkezine iniyorduk.

    Bütün hafta boyunca Mabel ve ben, Finlandiya’nın başkentini keşfettiğimiz harika zamanlar geçirdik. Evet, bir iki kez kaybolduk, fakat her zaman İngilizcesi harika olan Finli bir kimse, bize doğru yolu gösterdi. Biz göğüs kısmındaki cebinde Amerika’nın Olimpiyat takımından olduğumuza dair şiltin olduğu, donanma mavisi ceketlerimizle gezerdik, ve tüm Finliler bize gülümseyerek bakarlardı. Çoğu Finli sarışındı, ben kıvırcık ve koyu renk saçlarım ile, Mabel de açık kumral saçlarıyla pek de alışagelimiş insanlar değildik Helsinki sokaklarında.

    Bir gün, küçük dükkanların olduğu bir sokakta gezinirken, spor eşyaları satan bir mağazaya geldik. Dükkanın ön camında, ciritler ve diğer atletizm aletleri sergileniyordu. Amerika’daki hiçbir spor mağazasının vitrininde cirit bulamazdınız. Kendi gözlerimle görmek için dükkana girdim.

    Her boyda ciritler mevcuttu. Kadınlar için, erkekler için ve hatta çocuklar için. Benim fırlattığım sıkıcı metalik gri renkte değillerdi sadece. Bir bayan ciritini elime almak için uzandığımda, yaşlıca, kel ve tıknaz bir adam bana yardıma geldi. Beyaz kayın ağacından yapılmış, üzerinde koyu ağaç renginde 4 şeritin gömülü olduğu, bir ciriti bana uzattı. Bana verip şöyle dedi: “Bu çok özel”. Cirit mükemmel bir şekilde dengelenmiş, ve açık mavi ve beyaz tutma yeri elime harika bir his verdi. Satıcı benim ciriti orta parmağımla Fin stili tuttuğumu görünce gülümsedi. Daha sonra ben kolumu geriye doğru açtım, ve atış pozisyonumdan beş adım geriye gittim; adamın gülümsemesi daha da arttı. Çünkü Finlilere özgü olan Ön Çapraz Adım tekniğini kullanmıştım. Birçok Amerikalı Amerikan Arka Çapraz adım şeklini kullanıyordu. Bu stil doğal olarak açık alanda oynayan beyzbol oyuncularının duruş şeklinden etkilenmiş idi. Fakat benim koçum olan New York Polis Atletik Ligi’nden John Brennan, 14 yıl boyunca dünya rekorunu elinde tutmuş rekortmen Finli Nikkanen’in bir filmini izlemişti, ve bana bu stili öğrenmem için ısrar etmişti. Koç Brenen, 1948 olimpiyatlarında da 16 yaşındaki sprinter Mae Faggs’ ı çalıştırmıştı. Benim cirit attığımı gördüğünde, “sende iyi kol var, Marjorie, eğer dediğim herşeyi yapar isen, Mae gibi Olimpiyat takımına girersin.” Koç Brennan düzgün ve nazik biriydi ve güven aşılayan bir yanı vardı. Benim güvenimi birinci günden kazandı. Onunla 11 yaşında tanıştım. Söylediği herşeyi yaptım ve onun dediklerinin gerçekleşeceğine dair hiç bir şüphem olmadı.

    Dükkanda bulduğum bu “çok özel” cirit çok pahalıydı. Fakat, onu herşeyden çok istiyordum.

    Olimpiyatlarda olduğum üç hafta boyunca ailem ve akrabalarım, harcamam için bana 30 dolar vermişlerdi. Fakat çoğunu hediyelik eşyalara harcamıştım. ( Babam Leo Larney, 1968′de öldüğünde, ceketinin cebinde ona aldığım, deri üzerine basılı 52′ Helsinki Olimpiyat Stadı’nın resmi vardı. Onun 16 yıl boyunca cebinde taşımıştı. Ben de hala saklıyorum)

    Mabel, bana borç vermeyi teklif etti, ve ben de kalanları ekledim, ama yine de “o” ciriti almamıza yetmiyordu. Düz ve tahta bir cirit almaya yetiyordu, ama diğeri gibi gösterişli değildi. Yarı fiyatıydı sadece. Ucuz olanı elime aldım, ve yine Fin adımlarımı attım. Cirit fena değildi, o ara kullandığım ciritten daha iyiydi. Ama yüzümden sanırım herşey okunuyordu. Çok çocuktum. Satıcı, benim yaşadığım hayal kırıklığını yüzümden okudu, ciritin üzerindeki etiketi aldı ve üzerine yeni fiyatını yazdı. Ucuz olan ciritin fiyatını yazmıştı!!! İnanamadım…Satıcı, dükkanın sahibi olduğunu söyledi ve ciriti benim için bir sanat eseri gibi paketledi.

    Bana “o” ciriti yarı fiyatına vermiş ve beni çok özel hissettirmişti. Sanırım bu yaşlı Finli bana inanmıştı, ve benim gelmiş geçmiş en güzel cirite sahip olmamı istedi. Dükkanı terketmeden önce, bizden imza istedi, biz de ondan istedik. Bilmiyordum, acaba o da eski bir atlet miydi, değil miydi. İmzasını Hannes Kolehmainen olarak attı. Ona sorduğumda ise “uzun mesafeciydim” demekle yetindi.

    Oyunlarda, o ciriti kullanamadım, çünkü hiçbir sporcu kendi ciritini kullanamıyordu kurallar gereği. Yine de, ona çok benzer bir Fin ciritini kullandım, ve o yılki en iyi dereceme ulaştım. Neredeyse 3 metre daha uzağa attım. Rakiplerim arasında olan 35 yaşındaki Fin şampiyonu bayan, bana arkadaşlık etti ve sinirlerimi yatıştırmamı sağladı. Böylece sekizinci olarak eleme turlarını geçtim.. Finalde, onüçüncü oldum, Finli bayan ise ondördüncü olabildi. Herkes gibi ben de madalya kazanmak isemiştim, fakat skordan da memnundum. Olimpiyatlarda yarışan atletler arasında, kadınlar ve erkekler dahil, en genç sporcuydum. Halen de cirit dalında yarışmış en genç sporcuyum. Arkadaşım Mabel de iyi bir gün geçirmişti, ve uzun atlamada daha önceki olimpiyat rekorunu geçmesine rağmen yedinci olabildi.

    Bu hikayede, bana en çok dokunan ise şu oldu: o yaşlı Finli adam, sıradan bir spor malzemesi dükkan sahibi değilmiş. Daha sonra onu bir kez daha gördük.

    Olimpiyat stadına açılış günü için gittiğimizde (19 Temmuz 1952), şiddetli yağmur yağıyordu. Çok üşümüştüm, ve ceketim, şapkam ve eteğim sırılsıklam olmuştu. Yürümeye başlamadan iki saat önceye kadar, bize yağmurluk verilmemişti ve o sağanak yağışta öylece dikilmiştik. Amerikan takımı da stada son giren takımlar arasında idi. Sporcuların geçiş töreni 56 dakika sürdü, ve seyirciler o yağmurun altında dayanabildikleri kadar durdular. Ama size şunu söyleyeyim. Bayrağımız stada girdiğinde, bir şimşek dalgası gibi ses çıktı kalabalıktan. Biz yerimizi alana kadar da bizi takip eden bir sesti bu. 70 bin kişi, ayakta bizi alkışlıyordu. Neden olduğunu sorduğumda, bana ikinci dünya savaşında Amerika’nın Nazilere karşı aldığı rol, ve o sıralarda da Stalin’li Sovyetler Birliği’ne karşı takındığı tavır nedeniyle olduğu söylendi. Finlandiya takımından sonra en çok alkışlanan takım bizdik. O anda tüm yağmuru unuttuk.

    Bir başka önemli olay da Olimpiyat meşalesinin 55 yaşındaki Finli Şampiyon, Paavo Nurmi tarafından getirilmesiydi. 1924′te 5 altın madalyaya ulaşmıştı. Meşaleyi yakar yakmaz, Finli bir çocuğa teslim etti. O çocuk da Fin takımının formasını giyen bir başka atlete götürdü. O büyük alev kütlesi oyunların sonuna kadar yanacağı yere geldiğinde, seyirciden bir başka çığlık daha koptu. Skorbord yandı ve kuledeki ateşin Hannes Kolehmainen tarafından yakılışı tüm izleyenlere yazıyla aktarıldı.

    “Mabel, Mabel” diye bağırdım. “Bu adam cirit dükkanındaki adam.” Ertesi gün öğrendim ki 1912 yılında 22 yaşındaki vejeteryan, Hannes Kolehmainen, 5000, 10000 ve 12000 Kros yarışlarını kazanmış. Ayrıca 12000 takım yarışında gümüş madalya almış, ve 1920 maratonunun da şampiyonu olmuş.

    1952 yılı itibariyle 62 yaşında olan, Hannes Kolehmainen, sağanak yağmur dolu günü Finli sporseverler ve tribündeki herkes için aydınlık ve unutulmayacak bir hale soktu. Ben ise, o mütevazi ve büyük şampiyonun, umut dolu genç bir atleti teşvik etmek için verdiği cömert hediyeyi asla unutamadım. Stadyumdan çıkarken, skorbordda, Olimpiyatın ruhunu yansıtan şu cümle vardı:

    “Olimpiyat Oyunları’nda en önemli şey, kazanmak değil, yarışmaktır; tıpkı hayatta en önemli şeyin başarı değil mücadele olması gibi. Önemli olan galip gelmek değil, iyi mücadele etmektir.”

    Eve geldiğimde, “o” cirit benim “Uçan Finlim” oldu. O cirit ile hem İki kez ulusal şampiyonluğu kazanırken,hem de 1956 Olimpiyat takımı, 1955 ve 59 Pan Amerikan takımlarına seçilirken onu kullandım. 1958 ve 59′daki Rusya-ABD düellolarında da aynı ciritle yarıştım.

    Maalesef, büyükbabam beni olimpiyat takımında göremedi. 1952′nin baharında hayata veda etti. Daha sonra 1956 baharında, koç Brennan çok ağır bir kalp krizi geçirdi ve henüz 49 yaşında öldü. Onun ileri görüşlülüğü ve Polis Atletik Ligi’nin gençler için düzenlediği atletizm programına hizmetleri sayesinde, New York şehri Middle Village’da Brennan sahasını inşa etti. Brennan’ın hizmet ettiği Polis Spor Kulübü, 1940′lı yıllarda, Amerikada farklı ırklardan insanların beraber mücadele ettiği ilk ve tek takım olarak da bilinir.

    İşte Spor Stüdyosu’nun yayın hayatına devam etmesinde, esas aldığı temel sebeplerden biri de bu hikayenin içerdiği unsurların hayatlarımıza ne derece olumlu katkılar yapacağı. 15 yaşında bir cirit atıcısı, olimpiyat şampiyonu değil, ama basina Finlandiya’dan getirdiği armağan olimpiyat şilti. Finlandiya’da 1952′de spor mağazası vitrininde cirit bulunabiliyor. Mağaza sahibi, eski maraton şampiyonu, mütevazi kimliğini halen koruyup, bir başka milletin sporcusuna hiç karşılık beklemeden bir iyilik yapmaktan çekinmiyor. Yarışlarda 35 yaşındaki Finli şampiyon, 15 yaşındaki küçücük kıza yardım ederek, onun kendisinden bile daha iyi bir dereceye sahip olmasından gocunmuyor.

    Olimpiyat, asla ve asla madalyadan ibaret değildir. 2008 Olimpiyatı’nın madalya kazananları belki Usain Bolt ve Michael Phelps olarak görülebilir, ancak asıl kazananlar Marjorie Larney’lerdir. Kimbilir 2008 Olimpiyatları da hangi genç atletlere aynı duyguyu aşılamayı başarmıştır.

    Larney, bu ölümsüz olimpiyat hikayesini ömrünün sonuna kadar kendisiyle taşıyacak. Bizlerle paylaştığı için kendisine çok teşekkürler.

    Marjorie Larney’nin yazısı, irishabroad.com sitesinden çevirilerek aktarılmıştır.
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. emrepasa

    emrepasa Aktif Üye

    Yaş:
    31
    Kayıt:
    26 Kasım 2010
    Mesajlar:
    283
    Beğeniler:
    30
    Spor yapmak,mücadele etmek,yarışmak ne kadar güzel şeyler.
    Emeğinize sağlık.