Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Su Üstü Yemlerde Son Perde

Konu, 'Balık Avı ile İlgili Fotoğraflı Av Hikayeleri' kısmında müthişaman tarafından paylaşıldı.

  1. müthişaman

    müthişaman Daimi Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.125
    Beğeniler:
    189
    Şehir:
    İstanbul
    İstanbul’un Orta Yeri
    (Bu av güncesinde anlatılanlar tamamen kumacadır?):rolleyes:

    Uzun zamandır boğazdaki yatak levreklerinin peşindeydim. Yaklaşık dört seneden beri takip ettiğim bir balıkçının canlı balık akvaryumuna senenin aynı zamanlarında 8-10 kg arası canlı levrekler düşüyordu. Balıkları her görüşümde balıkçının ve akvaryumun dibinde bitiyor, balıkçıyı bunaltana, daraltana kadar balıkla ilgili sormadık soru bırakmıyordum. İsmini daha önce duyduğum efsane bir olta balıkçısının balıkları olduğuna emindim ve bunların boğazdan tutulma ihtimalinin peşindeydim. İhtimalin gerçek olduğunu balıkçının ağzından kaçırdığı bir cümlede buldum. Evet, boğazın da tosunları varmış. Rüzgar esmeyince yaprak oynamazmış. Uzun zamandır takılı duran jetonumun düşmesi ile zihnimde fırtınalar kopmaya, denizler köpüklenmeye, dalgalar beyaz başları ile selam vermeye,lodos bir başka esmeye başladı.Cambaz ipte balık dipte gerek. Elimde oltam, omzumda çantam,aklımda sevdam ile düştüm levreğin yollarına.

    Şehrin tırnaklarını omzumda ve sırtımda iyice hissetmeye başlamış, Çanakkale’deki levrek avlarımda tıka basa şarj olan pilimin tükenme sinyalleri ile kendimi İstanbul’un değişik meralarındaki avlak araştırmalarına vermiştim. Hemen hemen her hafta farklı bir avlağa araştırma yapmak, meranın su altı yapısını anlayabilmek, teke, yengeç, yemlik balık durumunu gözlemlemek ve diğer etkenleri incelemek için küçük geziler yapıyordum. İskele altları, akıntısız sığ burunlar, denize dalan topuklar, tekne çekekleri, dere ağızları, denize yıkılmış bir evin üstü, tekne barınakçıkları ve daha olmadık bir sürü saçma sapan in cin’in top, cirit oynadığı yerlerde buluyordum kendimi. En önemli kural, bilinen bütün kuralları unutarak avda kendi kural ve sezgilerin ile hareket edebilmektir. Deneme yanılma sürecinde öğrendiğim bütün taktiklerimi yeniden gözden geçiriyor, bazılarını siliyor,bazılarını ise revize ediyordum.Her meranın kuralı,her meranın balığının başka başka huyu suyu vardır.Bazen fırsat buldukça usta uzun oltacılar ile ayaküstü lüfer sohbetlerine dalıyor,sözü döndürüp dolaştırıp Levreğe dayıyordum.Cevap ise her sefer farklı ustalar olmasına rağmen hemen hemen aynıydı: “Yok artık.Eskidendi Levreğin saltanatı.Tutardık kısmette olanı evlat.”

    Yılma emarelerinin baş gösterdiği anlarımda Nedim’in:
    “Yok senin bahsettiğin dilber bu şehr içre Nedim
    Bir hayal olmuş,bir peri suret görünmüş sana”
    beyiti ile kendimle dalga geçiyordum.

    İki haftadan beri aynı avlağa dadanmıştım. En son gidişimde kandırıcının arkasında çok da iyi seçemediğim bir siluet görmüştüm. Burada ve bu hengamede he? Yok be!Değil!Olamaz.Gözlerim benimle dalga mı geçiyordu?Yoksa gördüğüm balığın kafası mıydı? Hadi ordan!!
    Bu silueti gördükten sonraki atışlarımda deve cüce oynayan çocuklar gibi bir ayağa kalkıyor,bir yere oturuyordum.Caddenin ışıkları arkamda olduğu için gölgemin balığı huylandırma ihtimali yüksekti.Çöktüm,çömeldim.Yattım,uzandım.Uzadım,kısaldım.Kah bir ağ yığınının arkasına yan yatıp siper alıyor kah bir teknenin kıç bodoslamasına sokuluyor,kafamı uzatıp kandırıcının arkasından gelen giden var mı,diye kontrol ediyordum.Gece olmasa,bu deli ne yapıyor burada,diye kameralar toplanır,ana habere,gazetelere manşet olurdum.Pes ettim,avı bitirdim.Bu kocaoğlanın biraz da olsa bu gece oynanan oyunu unutması için avlağı soğutmak üzere takımı tüfeği toplayıp eve döndüm.

    Fikrime düşen kurt, gözüme görünmüş olabilir miydi?

    Soğutmak ne kelime,üç gece üst üste aynı meraya aborda ettim.Kandırıcılarımın geçmediği rota,değmediği yosun,takılmadığı halat,kafa atmadığı borda kalmamıştı.Bırakın soğumayı,avlaktan dumanlar tütmeye başlamıştı.Kamışım elimde kamçı olmuş,boğazın serin sularını kırbaçlamaktan yorgun düşmüştüm.Bütün kandırıcı koleksiyonumu defileye çıkarmıştım.İnce bellisi,kalın dudaklısı,tombulu,esmeri,sarışını,raks edeni,kıvırtanı,bel kıranı,gerdan bükeni ve daha ne kadar kutusu açılmamış,tuzlu suyun tadına bakmamışı varsa kumpanyaya katıldı.Kocaoğlan ortalarda yoktu.Belki gitti.Belki hiç gelmeyecekti.Ben olsam valizimi toplar,başka bir mekan bulurdum bunca gürültüden sonra.Gitmediğini,gitmeyeceğini ümit ederek tatbikata uzun bir ara verdim.

    Kurt,tüyünü değiştirir huyunu değiştirmezmiş.En fazla dört gün dayanabildim.Beşinci günün gecesinde,hayallerimin gecesinde,meraya geri döndüm.Artık yeni şeyler yapma zamanı gelmişti.Gelincik ve iskorpit arası bir kandırıcı olan su üstü yemimi kesintisiz denemeye karar vererek ava başladım. Ederine göre çok başarılı olan bu kandırıcı, poper aksiyon konusunda bir uzmandı. Daha çok iskorpiti andıran yemim ilk atışımda kırk metrelere kadar kanatlandı. Kandırıcım ara ara durup dinlenerek kısa foşurtularla hareketlerine başladı. Yem,tekne halatlarının örümcek ağı gibi birbirine sarıldığı kabusun içinden altı yedi metre ara ile açıkta bağlı iki teknenin arasına girdiğinde,kandırıcının sol arkasında suda büyük bir ayna gördüm.Aynı hareketleri ve tempoyu bozmadım. Kandırıcının arkasındaki dalgalanmanın ardından kocaman bir ağzın açılması ile kamışı tutan sağ kolumda müthiş bir çekme kuvveti hissettim. Fakat balık gerçek gücünü göstermemişti. Çünkü kalamamdan henüz bir ses gelmiyordu.Kilitlendi mi,derken gerçek mücadelenin başladığını kamışımın suya değen ucunu görmemle anladım.Kalamamı o kadar sıkı ayarlamıştım ki balık kafa attıkça ses geliyordu.Örgü misinama,klipsime güvenim tamdı.Tek korkum kamışın kırılarak örgüye zarar vermesiydi. Teçhizat üzerindeki gerilimi azaltmak için kalamayı çok az gevşettim. Fakat makineye her yüklenişimde balık büyük teknenin altına doğru kaçmaya yelteniyordu. Yol verirsem balığı kaybetme riskim çok yüksekti. Halatlar,zincirler ve ipler yumağından birine balığın dolanması,bu avı bitirebilirdi.

    Erma Poper / Model veya seri bilgisi yok.
    [​IMG]

    Kıyıdaki pozisyonumu çok iyi ayarlamıştım.İpime olan inancım güvenimi yerine getiriyordu.Elimde zangır zangır titreyen kamışım damarlarıma dolan adrenalin ile dizlerimi de titretmeye başlatmıştı.Kararımı çok çabuk verdim.Kalamanın ayarını değiştirmeden balığı tekme tokat kıyıya alacaktım.Sıra makineme gelmişti.4000 kafa sağlam bir Japon makinesi.Makinenin kolunu çevirirken balığın gövdesini çok net gördüm.Şoktayım.Pantolonla suya girsem,kıyıya gelmesini beklemeden üstüne atlasam.Olmaz.Sabret. Ekipmanın sağlam,telkinleri ile bilmem aradan ne kadar zaman geçti.Fakat bu muhteşem gövdeye hala inanamıyordum.Balık yaklaştı,yaklaştıkça büyüdü.Büyüdükçe sabrımın sonu geldi ve dizime kadar suya pantolonumla attım kendimi.Deniz, demirden soğuk yumruklar atarcasına dizimden altını o an donduruverdi.Sağ elimdeki kamışımı havada tutarak balığın yanına usulca sokuldum.İnanamıyordum.Bu gövde,böyle yan vermiş,sol elime elli santim uzakta,oracıkta,dizimin dibinde uzanıyordu.Çok yavaş,balığı huylandırmadan elimi kocaman ağzına soktum.İpim balığın kocaman açılmış ağzından içeri doğru uzanıyor,sahtemi ortalıkta göremiyordum.Sudan çıktım.Kıçımın üstüne,ıslak betona,elimdeki balığın kafasını kucağıma çekerek şap diye oturdum.Sağ kolumdaki bütün kaslar omzumdan itibaren titriyordu.Kamışı yere bıraktım.Şimdi kafasını doğrultup uzunlamasına dizlerime uzattım.Gövde karşısında hala şoktayım.Titreme dizlerime kadar indi.Nefesim normale dönene kadar sanırım orada,betonun üstünde yarım saat kadar oturduk.Balığın başı göbeğime kadar dayalıydı.Kuyruğunun,uzanmış bacaklarımı geçtiğini görebiliyordum.Öyle yapışmışım ki balığa,balığın ağzına kenetlenen ve soğuktan donmuş parmaklarımı zor çözebildim.Muhtemelen bir metre veya üstü idi.Aklım balığın sıkletinde,terazim ise evdeydi.Mücadelenin ne kadar sürdüğünü şimdi bile kestiremiyorum.Yarım saati geçmemiştir herhalde.

    Kucağımda tosunum ile eve geldiğimde ilk işim balığı kantara vurmak oldu. Beklediğimin biraz altında gelen kilosu balığın yumurtasını yeni dökmüş olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. Sanal âlemde raporlanan levreklerden sıklet olarak oldukça iyi bir balıktı.

    Fakat üzülerek öğrendiğim ve beni çok etkileyen bir diğer hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.Bu balığı bulana kadar geçen süreçte levreğin İstanbul’da da dinamitle avlandığını öğrendim.Bu kadir kıymet bilmeyen insanların insafına esef etmekten başka bir şey bulamıyorum.
    Sevgilerle…
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 20 Mart 2011
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. alcedo

    alcedo Yeni Üye

    Yaş:
    35
    Kayıt:
    21 Haziran 2010
    Mesajlar:
    18
    Beğeniler:
    0
    Şehir:
    İZMİR
    Abi fotoğraf yok mu:) Biz de görelim şu kurmaca levreği :D
     
  4. müthişaman

    müthişaman Daimi Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    2.125
    Beğeniler:
    189
    Şehir:
    İstanbul
    Fotoğraflar fena halde kerteriz veriyor.Bir de dinamitçiler olunca güzelim boğazda.Artık boğazın dinamit atmadıkları yeri kalmaz.Havai fişek misali...:cool:
     
  5. Selahattin

    Selahattin Moderatör Yönetici

    Yaş:
    31
    Kayıt:
    2 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    7.870
    Beğeniler:
    4.148
    Şehir:
    Şişli, İstanbul
    Çok güzel yazmışsın abi kalemine sağlık çayla beraber kurabiye yer gibi okudum bir solukta teşekkür ederim:)
    Kurmaca veya gerçek hiç farketmez resim olup olmaması da önemli değil zevkle okudum..
     
  6. alcedo

    alcedo Yeni Üye

    Yaş:
    35
    Kayıt:
    21 Haziran 2010
    Mesajlar:
    18
    Beğeniler:
    0
    Şehir:
    İZMİR
    O zaman vermemekte haklısın abi. Güzel anlatımınla görmüş kadar olduk zaten :) İstanbul'da zannedildiginden daha fazla paşa var. Çok güzel meralar da var. Umarım varolmaya da devam edecek.
     
  7. Bahadır Sarıca

    Bahadır Sarıca Daimi Üye

    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.073
    Beğeniler:
    59
    Şehir:
    İzmir
    "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım"

    Çok güzel söylemişsin sevgili Emre...



    Yukarıda söylemi dile getirenler ise; yeni fikirler üretemeyen geçmişin mahkûmları olarak kalacaklardır;)

    Cân-ı gönülden tebrikler...
     
  8. Fatih Koç

    Fatih Koç Daimi Üye

    Yaş:
    40
    Kayıt:
    25 Ekim 2010
    Mesajlar:
    1.233
    Beğeniler:
    11
    Kardeşim adı kurmaca ya da gerçek herneyse gerçekten harika bir final oldu bu..
    Ellerin dert görmesin emi..
    Hep ve daima rastgele Emre..
    Selamlar Fethiyeden..
     
  9. agartan

    agartan Moderatör Yönetici

    Yaş:
    51
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    18.740
    Beğeniler:
    5.739
    Şehir:
    İstanbul
    Tebrikler Emre
    Keyifli bir yazı olmuş.
    İstanbul'da bu cengaverlerin olduğu da başka bir gerçek.
    Kıyılardan tutulduğuyla ilgili kehanetlerde dolaşıyor ortalıklarda.
    Gerçekten denersen sana neden rastgelmesin?
    Rastgelsin.. :)
     
  10. balıkoltası

    balıkoltası Daimi Üye

    Kayıt:
    1 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    4.161
    Beğeniler:
    2.988
    Şehir:
    İstanbul
    Çok güzel bir yazı olmuş Emre Bey gerçekten. Elinize sağlık. Boğazda bu güzellikler var ama ciddi üzerine düşmeyi istiyor. Birazda canlı yem ile.
    Raporunuza boğazda tuttuğum ve saldığım ufak bir boğaz ispendeği ekleyeyim:)
    Büyükleri içinde hepimize rastgelsin.
    [​IMG]
     
  11. Hür MOL

    Hür MOL Aktif Üye

    Yaş:
    53
    Kayıt:
    28 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    250
    Beğeniler:
    11
    Şehir:
    İzmir
    Sevgili Emre, raporunu büyük bir zevkle okudum. Mükemmel bir anlatım, ellerine emeğine sağlık. Böyle geçerli bir sebebin var ise resimsiz olması da bu raporun hakkını teslim etmeme engel değil. Tebrik ediyorum kardeşim. Böyle güzel trofe raporlarını inşallah bize okutmaya devam edersin. Rastgelsin.