Duyuruyu Kapat
Google Gözat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Yedi kadın hali bastık!(helal olsun)

Konu, 'Balık ve Avcılığıyla ilgili Makaleler' kısmında echoes tarafından paylaşıldı.

  1. echoes

    echoes Aktif Üye

    Yaş:
    44
    Kayıt:
    8 Haziran 2010
    Mesajlar:
    140
    Beğeniler:
    35
    Milliyet gazetesinden Mehveş Evin bu konuda çok çarpıcı bir yazı yazmış.Helal olsun diyorum..

    Sabaha karşı üç buçukta, yedi kadın Yenikapı’da buluşuyoruz. Niyetimiz Balık Hali’ne girip ortalığı ko-laçan etmek. Av sezonu açıldı ya, balık bol. Hamsi yığınla gelip, tonlarla atılıyor. Lüferin yavrusu olan çinekop fışkırıyor. Ve ne yazık ki pek çok İstanbullu, bu lezzetli minik balığı tezgaha düştüğü anda yiyerek cinayet işlediğini bilmiyor.
    Oysa çinekop, lüferin yavru hali. Bunu en İstanbullu geçinenler bile bilmiyor.
    ‘İstanbul lüfere hasret kalmasın’ kampanyasının önderi, Fikir Sahibi Damaklar (FSD) üyeleri, bu duruma dikkat çekmek için sabahın köründe toplanıyor. Maksat, daha yavruyken avlanarak soyu tükenmeye başlayan lüfer kıyımına dikkat çekmek. Bu işin tam merkezindeki Hal’den başlamak en doğrusu. Tabii bunu yaparken tepki çekebiliriz.
    Bu amaç, ilk bakışta gülünç ve saftirik görünebilir. Ama son 20, hatta sadece 10 yılını İstanbul’da geçirmiş olanlar iyi bilir: Bir zamanlar koca koca lüferler, neredeyse kıyıya kendi başına atlıyordu. Sayıları giderek azaldı. Lüferin babası sayılan kofananın nesli tükendi.
    Boğaz’ın en kral balığı lüfer de aynı kaderle karşı karşıya. Çünkü hem fazla, hem de yanlış yöntemlerle avlanıyor... Yavrulayıp üreyemeden midemize iniyor.

    Balık Hali’nde şok


    FSD’nin kurucusu Defne Koryürek , ‘Lüfer Koruma Timi’ logolu yağmurlukları çıkarıyor. Hepimizin eline birer mezura veriyor. Bırakın bu garip kılığı, kadın halimizle Balık Haline girmemiz başlı başına olay! Saat 04.30. Harekat saati geldi. Peş peşe Hal’in yolunu tutuyoruz. Avdan gelen tekneler gürültüyle yanaşıyor. Limanda hem teknelerin, hem balıkçıların hırıltısı birbirine karışıyor. Yerler, kasalardan fışkırıp yere düşen balıklar yüzünden o kadar kaygan ki normal bir ayakkabıyla yürümek imkansız- sonsuz bir buz pateni pistinde kayıyormuş gibisiniz. Havada taze yakalanmış balık kokusu...
    Bizleri görenler önce şaşkınlıktan donakalıyor. Öylece ağzı açık bakakalıyor. Çünkü etrafta dişi sinek bile uçmuyor! Biri “Hello” diyerek bize turistik ve yarı uzaylı görüntümüzü hatırlatıyor. Aldırmayıp halin tam göbeğine dalıyoruz. Sağımızda, solumuzda envai çeşit balık. Kırlangıçlar, palamutlar, çinekoplar... Bir kilo çinekop, halde o gece 75 kuruşa satılıyor!
    Balıklar o kadar minnacık ki önce hamsi sanıyoruz. Ölçünce ‘yasal boy’ olan 14 santimetreye denk geldiğini dehşetle fark ediyoruz. 14 santim ‘lüfer’ için konulan avlanma limiti. Bu ölçü, avucunuzun içini ancak doldurur. Oysa lüfer dediğiniz balık, en az 24 santim olmalı. İşte kıyım da devlet eliyle, bu noktada başlıyor.

    Devlet kontrol etsin
    Balıkları incelerken,halde bulunan bin kadar erkeğin yarısı etrafımızda halka oluyor. “Yav n’apıyor bu saatte kadınlar? Ne istiyorlar bizden?”
    Kafalarından geçenlerin en masum tercümesi bu herhalde. Fakat çoğu bizlere gayet olumlu yaklaşıyor. FSD üyeleri “Yazık değil mi bunlar daha bebek !” gibi cümleler sarf ederek balıkları mezurayla ölçüyor. Bir tanesi atılıyor “Abla insanlar ölürken hayvanlar ölmüş, çok mu?”... Koryürek, gerekli cevabı veriyor. Bir diğeri “Lüfer Koruma Timi neymiş ki?” diye soruyor. Başta bizim kadın halimiz gülünç görünse de, aslında yanlış bir iş yaptıklarını biliyorlar. Bu yüzden savunma mekanizma şöyle çalışıyor:
    “Ölmüş hayvanı ziyan mı edeceğiz? Denize mi dökelim?”
    “Devlet düşünsün, önlem alsın. Biz ne yapalım?”
    FSD üyeleri sabırla ve yumuşak sessiz harflerle, bu işten öyle kaçmaca olmadığını kibarca anlatıyor. Sinirlerin gerilmesini beklerken hava yumuşuyor. “Sen de biliyorsun ki bu balığı bu şekilde avladığın, sa-tın aldığın sürece yakında ekmek paran hiç kalmayacak . O zaman ne yapacaksın?” deyince herkes neden bahsettiğinizi biliyor.

    Deniz soykırımı teşvik ediliyor
    Bu konuda hiçbir kural olmadığı gibi, deniz soykırımını teşvik eden yasa ve uygulamalar olduğu sürece ellerindeki imkanı sonuna kadar kullanıyorlar.
    Size gelince, sayın balıksever okur... Dişinizin arasında kalan kılçıkları temizlerken bunları hiç düşünmüyorsunuz. Tezgahta veya restoranda gördüğünüz balığın üzerine Jaws gibi atlıyorsunuz. Jaws çok yakında aç kalacak. Çocukları ise bazı balıkların tadını hiç bilmeden büyüyecek. Belki böyle söylersek anlarsınız sevgili Jaws’cıklar. Her önünüze düşeni düşünmeden tüketmeye son verin.Yoksa yakında tüketecek hiçbir şey kalmayacak.
     
  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. lost_zombie

    lost_zombie Daimi Üye

    Yaş:
    49
    Kayıt:
    3 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.486
    Beğeniler:
    91
    Şehir:
    İSTANBUL
    Aşırı ütopik hareketler bunlar.Orda yapılan adına eylem denen bu olaya katılanlar çinekopu hamsi sanacak kadar bu işi bilen kişiler ki bu kişilerden bir eğlence turundan başka birşey beklenmez.
    Dikkat çekmek için yapılmış bir etkinlik tamam kabul ama neye dikkat çekmek.
    Sizce o hal esnafı, yok yok esnaf demek doğru değil o gürüha, hal satıcıları diyeceğim.Evet sizce o gürüh 7 tane bayan ellerinde mezura ile gezerken akıllarından geçen vaay be ne duyarlı insanlar yasal limitleri denetlemek için gelmişler mi demiştir, o güruhun akıllarından geçenleri sizin zihninizin kıvrımlarına bırakıyorum.:rolleyes:
     
  4. soner Yılmaz

    soner Yılmaz Aktif Üye

    Kayıt:
    28 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    126
    Beğeniler:
    1
    Şehir:
    Hatay

    Doğru okumuş, yanlış anlamışsınız. Hamsi boyunda lüfer benzetmesi yazarın konuya ironik yaklaşımı.
     
  5. BİROL

    BİROL Daimi Üye

    Yaş:
    47
    Kayıt:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    4.149
    Beğeniler:
    34
    Şehir:
    İSTANBUL
    En azından basında yer alması adına gzel bir hareket olmuş.
    Zaten beklenen o güruhtan değil devletten bir hareketin olması ve boy limitleri ile ilgili ciddi çalışmaların yapılması.
     
  6. lost_zombie

    lost_zombie Daimi Üye

    Yaş:
    49
    Kayıt:
    3 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1.486
    Beğeniler:
    91
    Şehir:
    İSTANBUL

    Malesef ben bu konunun tamamını ironik buluyorum ve öyle değerlendiriyorum.Hamsi boyunda lüfer demiyor sizde okurkenmi anlarkenmi yanlışa düştünüz? Basında dikkat çekmekse böyle olmamalı yok sabah 4te hale gitmişler yok onları uzaylı zannedilmişler falanmış filanmış adama git teyze evine tarhana çorbanı yap derler bu ülkede.
    Dikkat çekilecekse bizler birseyler yapmalıyız herkes birkaç ay önce çinekop yakalamayalım dedi bende dahil, bizlerin tutacağı toplam 100kg balık teknecilerin kasalardan yere döktüğü balık bile değil.Restoranlar satmayacaktı bakalım kaç tanesi satmayacak, satmayanları saymak daha kolay olacak emin olun.
    boylarla ilgili limitler diyoruz, Allah aşkına tarım bakanına bırakın limitleri sormayı çinekopla istavriti ayırt edebilecekmi.

    Hala topraktan sorumlu bir bakanla bu işler halledilmeye çalışılıyorsa ki toprağında nasıl içine ettikleri çook belli buğday ithal, pirinç ithal,meyve ithal,mısır ithal,et ithal,bukadar rezillik olurmu yahu demeden KURBANLIK bile ithal bu baştakiler bu şovmenler ihraç edilemiyor elde kaldılar malesef.:mad:
     
  7. soner Yılmaz

    soner Yılmaz Aktif Üye

    Kayıt:
    28 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    126
    Beğeniler:
    1
    Şehir:
    Hatay

    Mesele onların ne yaptığı yada nasıl yaptığı değil. Sizin söylediğiniz gibi oltacı olarak yere dökülen kadar zaiyat vermediğinizi söylediğiniz saatte, onlar bir fark yaratmanın peşindeler. Bu forumda biryerlerde yine yazmıştım, Türkiyedeki bütün oltacılar bir foruma üye değiller yani bizim sayımız bu kadar değil. Burada yazı yazabilen elit bir tabakayız farkındaysanız, meseleye kafa yoran konu açıldığında destek veren her seferinde içi cızlayan bizleriz. Zaten konuya uzak, yakaladığına et muamelesi yapanlar burada değiller. Yoksa 15 milyonluk istanbul'un bu forum kadar mı? oltacısı/üyesi var. Böyle düşünenler buradayız aksini düşünmediğinize emin olduğumdan yaklaşımızı eleştirdim, az önce yazdıklarınızı zaten biliyoruz. Tüy bitti biryerlerimizde. Ama yapılan şov dahi olsa yada ilk başlayan bir gencimize öğreteceğiniz bir faydalı bilgiye dahi ihtiyaç varken umursamazlık etmemek/ettirmemek gerek.
    Birol bey iki cümle ile çok güzel geçmiş zaten Üzerinden fazla söze gerek yok.

    Erken uyumalıyım sabaha sevgilimle buluşmam var. Bir kaç tanesini ikna edersem fotoğraflarını sizlerle paylaşırım. İyi geceler.
     
  8. BAYBORA

    BAYBORA Daimi Üye

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    22 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    1.586
    Beğeniler:
    16
    Şehir:
    SİVAS
    Ne yapılırsa yapılsın,kim yaparsayapsın,usul ne olursa olsun.Neticeye yönelik her çaba takdirle karşılanmalıdır.Böyle düşünmek daha doğru.Zira bu ülke bizim.Ve bir tane daha yok elimizde.
     
  9. lüfercan

    lüfercan Aktif Üye

    Yaş:
    46
    Kayıt:
    8 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    124
    Beğeniler:
    3
    Böyle cesur davranışlar ancak tebrik edilir.Basında yer alması çok iyi olmuş.
     
  10. nidya78

    nidya78 Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    5 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    95
    Beğeniler:
    2
    Siz ütopik olmayan bir hareket yaptınız mı bugüne kadar? Herhangi bir girişimde bulundunuz mu? Bulunmadınızsa en azından birşeyler yapmaya çalışanı eleştirmeyin bence. Bir laf vardır. Birşeyler biliyorsan söyle feyz alsınlar diye. Bişey bilmiyorsak veya yapmıyorsak susmak ve en azından alkışlamak lazım sanki değil mi ?

    Dip not: Bu hareketten dolayı 7 kadını en azından bizlere verdikleri ders için kutluyorum. Helal olsun.
     
  11. nidya78

    nidya78 Üye

    Yaş:
    38
    Kayıt:
    5 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    95
    Beğeniler:
    2
    Mehveş Evin- Milliyetteki yazısı mehves.evin@milliyet.com.tr

    (Bence herkez en azından bu girişimler ve yazılardan dolayı bir teşekkür maili çekmeli. )

    Ne balıkçıların, ne de akademisyenlerin haberi olmadan 28 Temmuz’da apar topar bir karar çıkarıldı. Gırgır ve trolün yasak olması gereken Boğaz’da avlanma sınırı, Çubuklu’ya kadar genişletildi!

    Bakırköy’de, İDO iskelesinin yanında dizilmiş küçük balıkçı barınaklarının önünden geçerken aklıma 'Güneşli Pazartesiler' filmi geliyor. Rengarenk balıkçı tekneleri, yılların ve denizin tuzunu yemiş ciddi yüzlü balıkçılar, tatlı tatlı güneşlenen bir köpek... Arkadan sahil yolunun gürültüsü gelmese, pekala bir sayfiye yerinde olduğunuzu sanabilirsiniz.
    Bakırköy Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Müfit Çıkrıkçıoğlu ve İstanbul Su Ürünleri Kooperatifleri Başkanı Ali Güney’le buluşuyorum. Balıkçılık koşullarını iyileştirmek için çırpınan bu ikili, şimdi Boğaz balığını daha da çabuk tüketecek yeni bir dertten mustarip:
    Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı av yasağı bitmesine yakın, hiç kimseye sormadan, Sür Koop'a ya da akademisyenlere görüş danışmadan, balıkçılığın anayasası olan sirkülerde bir değişiklik yaptı.
    Gırgır ve trole kapalı olan İstanbul Boğazı'nda, av yasağının başladığı sınırı Paşabahçe Feneri'nden Çubuklu Kozaltı Burnu'na çekti!

    Balığın yatağına dinamit
    Başkanlar’a “Ne demek bu?” diyorum, anlatıyorlar: Çok küçük bir alan gibi görünmesine karşın, balık talanına yol açacak daha fazla yer yaratıldı. Oysa Boğaz'a giren balığın yatak yaptığı, az soluklanıp yoluna devam ettiği koyların trol ve gırgırla avlanan balıkçıya açılması Marmara'ya inebilen balığın sayısını daha da azaltacak.
    Tehlikeyi bilen balıkçılar ve tüketici adına FSD (Fikir Sahibi Damaklar), Koruma Kurulu’nu mektup ve e-posta bombardımanına tuttu. Şimdiye kadar ne ses var, ne seda!
    “Peki nasıl oluyor da Tarım Bakanlığı böyle bir kıyıma izin veriyor?” diye soruyorum. Aslında olay şöyle patlak vermiş: Sahil Güvenlik, yasak yerde avlanan iki tekneye ağır ceza kesmiş. Birinin ruhsatı iptal edilmiş. Bu iki tekne de Poyraz’dan...

    Kim bu Kokoş?

    Derken kendini ‘Başbakan’ın danışmanı’ olarak tanıtan Mustafa Kokoş ortaya çıkıyor. Kokoş, aynı zamanda Poyraz Kooperatif Başkanı. Nedense kimse 'danışman' statüsünü doğrulayamıyor!
    Fakat bu zat, İstişare Kurulu toplanmadan, Tarım Bakanı’na ulaşmayı başarıyor. İstanbul’daki 35 birliğin haberi olmadan harita üzerinde 'şurdan şuracığa' alıveriyorlar yasağı.
    Bırakın Boğaz’da trol ve gırgır alanının genişletilmesini, av yasağının daha çok yerde uygulanması gerekiyor. Çıkrıkçıoğlu “Teknoloji ve tekneler gelişti ama denizi büyütemedik. Stoklar hızla azalıyor. Daha çok balık tutup zararımızı kapatalım diyerek olmuyor” diyor.
    Bugün dünya, sürdürülebilir değil, 'sorumlu balıkçılık' kavramını tartışırken, biz hâlâ elimizdekileri vahşice yok etmenin peşindeyiz. Türbanı, anayasayı, ekonomik kalkınmayı konuştuğumuz kadar gelecek nesiller için sağlıklı ve yeterli yiyecek konusunu masaya yatırmanın zamanı geldi, geçiyor.
    BALIK YOKSA KAYKAY OLUR
    - Sirkülerde değişiklik yapılmasına bilim adamları da karşı. Çünkü Marmara'nın dengesi Boğazlar'dan girip çıkan balıklarla korunuyor.
    - Eğer yeterince balık Marmara'ya akmazsa, normal koşullarda balığın besini olan planktonlar aşırı çoğalıyor.
    - Bu çoğalma neticesinde denizin yüzeyinde müsilaj denilen (kay kay da deniliyor) jelimsi bir madde oluşuyor.
    - Bu madde denizlerin sağlığı adına muazzam zararlı! Denizin üstü kaykayla kaplanınca balıklar ölüyor.Midyelerde zehirli madde birikimi artıyor.
    -Geçen yıl Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, yerli ve yabancı akademisyenlerden oluşan bir kurula durumu danışmıştı. Kurul "Boğazlar'dan balık akışının kat'i suretle engellenmemesi için Marmara Denizi’nde avcılığın yasaklanması" yönünde tavsiyede bulunmuştu.
    TARIM BAKANI’NA 5 SORU
    1) İstanbul Boğazı’nda gırgır ve trol yasağı nasıl ya da neden Çubuklu’ya çekildi?
    2) Bilim adamlarının raporları nasılsa değerlendiril-mediğine göre...
    Bu raporlar için neden ve ne kadar bütçe ayrıldı?
    3) Bu alanın trol ve gırgıra açılmasının, Boğaz trafiği açısından etkisi ne olacaktır?
    4) Sirkülerdeki değişiklik kararı resmi gazetede yayımlanmadan önce konunun muhataplarına neden danışılmadı?
    5) 8 Ekim’de gelecek AB komiserine nasıl bir açıklama yapılacak?