Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

Kaçan balık büyük olur derler...

Konu, 'Balık Avı ile İlgili Fotoğraflı Av Hikayeleri' kısmında Ersin tarafından paylaşıldı.

  1. Mehmet Fatih

    Mehmet Fatih Daimi Üye

    Yaş:
    30
    Kayıt:
    11 Şubat 2015
    Mesajlar:
    1.390
    Beğeniler:
    2.084
    Şehir:
    Çanakkale
    Mekan küçükkuyu sahteler bunlar ama limon rengine bakmadılar bile ustaların dediği gibi avlakda hangi balık varsa onlara yönelmek lazım özellikle saldırıya başladıktan sonra yanlızca o renge odaklanıyorlar ki sardalya rengi taktıktan sonra 2 ci atışta aldım balığı..
     

    Ekli Dosyalar:

  2. Sponsorlu Bağlantılar
  3. hkn17

    hkn17 Aktif Üye

    Yaş:
    29
    Kayıt:
    22 Ekim 2014
    Mesajlar:
    502
    Beğeniler:
    502
    Şehir:
    Gelibolu
    balığı kıyıya alamasanda heyecanı yetmiş sana :) keşke bana da yapışsa büyük küçük fark etmez takımın ucunda balık olunca heyecanı hiçbirşeye benzemiyor :D
    @Mehmet Fatih artık ip misinaya geçme zamanı gelmiş senin ;)
     
    Mehmet Fatih bunu beğendi.
  4. Mehmet Fatih

    Mehmet Fatih Daimi Üye

    Yaş:
    30
    Kayıt:
    11 Şubat 2015
    Mesajlar:
    1.390
    Beğeniler:
    2.084
    Şehir:
    Çanakkale
    Onu düşünmeye başladım bir kez daha kaçırmaya yürek dayanmaz.iyice araştırayım
     
  5. Mehmet Öner

    Mehmet Öner Yeni Üye

    Yaş:
    43
    Kayıt:
    31 Aralık 2017
    Mesajlar:
    6
    Beğeniler:
    43
    Şehir:
    Antalya
    Sene 1996 veya 1997, o tarihlerde Mersin'de Mezitli/Davultepe sınırındaki Şoray 1 Tatil Sitesi'nde oturuyorum. Boş zamanlarda balık avlıyorum.
    Sitenin önünde; sol ucunda azmak olan, ay şeklinde taşlıklı bir plaj var. Fauna da oldukça zengin.
    Bir pazar sabahı saat sekiz suları iki arkadaş, azmak tarafındaki hafif kırma taşlı mendireğin üzerinde göl kamışları ile izmarit, gamit vs yakalayıp, levreğe canlı atıyoruz.
    Sırt sırta avlanıyoruz, yani mendireğin plaj tarafına doğru ben, azmak tarafına doğru da arkadaşım atıyor.
    İzmaritlerle bir kaç deneme yaptık ama mübarekler çabuk öldükleri için verim alamadık.
    Bu esnada ben 6-8 cm boylarında yavru bir yaladerma yakaladım. Yaladerma uzun süre canlı kalır, en azından izmaritten uzun.
    0,15 misina, ucunda tek iğne ile canlıyı suya saldım. Üstüne bir sigara yakıp beklemeye başladım.
    Beş dakika geçti geçmedi bizim canlı yem hareketlendi suyun altında, böyle bir titretiyor kendini, hissediyorum titreşimleri.
    Kıvranıyor suyun altında. Derken hareket durdu ve misina belli belirsiz akmaya başladı.
    Geçmişte acelecilikten çok kazam olmuştu, bu sefer sakin kalmak istedim.
    Bir sigara daha yaktım. Öğrencilik dönemleri, yolsuzum o dönemlerde , uzun samsun içiyorum.
    Bilenler bilir bir on dakika sürer içmesi. Hatta fazla çok nefeslemezsen onbeş dakikaya kadar gideri vardır.
    Üzerimde arkadaşımın Sony marka bir walkman'i var. Cihaz yılan, ateş ediyor.
    Öyle sıradan ürünlerdeki deve dişi gibi tuşları yok, kibar, adeta dokunmatik gibi.
    Kaset çıkarma olayı yok. Bir taraf bitince tersten okuma başlıyor. Düşün, ekranı var.
    Döneminin Iphone x'i misali, pırıl pırıl bir cihaz.
    Sigara bitene kadar bir kaç şarkı da dinledim herhalde.
    Velhasıl başladım misinayı toplamaya.
    İlk metrelerde biraz boşluk vardı, sonrasında gerginlik ama öyle böyle değil.
    Sanki un çuvalı var ucunda, hareket yok, sadece ağır bir yük var.
    Misinanın esnediğini hatırlıyorum ve hafif hafif çekiyorum.
    En ufak bir tepki, direnç yok. Sadece, misina inliyor parmaklarımın altında.
    Koptu kopacak. Titreye titreye bir on kulaç kadar çektim ve nihayet balık su yüzüne çıktı.
    Şimdi şöyle tarif edeyim; bir voleybol topunun rahatlıkla sığacağı kadar büyük bir ağız, tam olarak açık vaziyette.
    Öyle ki iğnenin kursakta takıldığı yer gözüküyor. Tam olarak bilemeyeceğim ama rahat bir on kilosu olan, pırıl pırıl bir levrek.
    Ağız açık, kafa dışarıda, ağır ağır ama herhangi bir mukavemet göstermeden geliyor.
    Elim ayağım kesildi tabi. Gözüm falan seğirmeye başladı benim.
    Sonrasında da Salı sallandı, Çarşamba da çarşafa dolaştı zaten.
    O kafayla balığı sahile kıyılamak yerine, mendireğe doğru yaklaştırdım.
    Takriben bir buçuk metre yüksekteyim. Sudan 30-40 cm yukarıda basamak misali bir kaya var.
    Planım balığı oraya hoplatıp, inip almak.
    Cahillik işte.
    Buna rağmen şans yanımda, balık kendi kendini attı oraya.
    Zıplıyor taşın üstünde. Misina hala gergince elimde.
    Ben de atladım yukarıdan, o bir anlık boşlukta misina hafif gevşedi.
    Bir kafa attı, bariz bir çatlama sesi, misina koptu.
    Balık hafifçe suya doğru kaydı. Ama kaybolmadı hemen, bir üç beş saniye sırt üstü kaldı.
    O esnada ben suya atlama hazırlıkları yapıyorum. Derinlik olsa olsa bir metre.
    Derken belimdeki walkman geldi aklıma, kemerime iliştirmişim ki çıkarıp atıvermek ne mümkün, pahalı, Sony, emanet.
    Kafamda deli sorularla boğuşurken, levrek usulca kayboldu.
    Ağlayarak mendireğe geri tırmandım, arkadaşım bana bakıyor.
    "Erdal, az önce en az on kiloluk bir levrek kaçırdım" dedim.
    "Siktir git lan" diye cevap verdi.

    Ne derler bilirsiniz, kaçan balık büyük olur. Büyük olmasa kaçamaz zaten.