Ahtapotları Neden Seviyorum

Kendi başımdan geçmese hayatta inanmayacağım bir olay.
Hani, başkasından (hele bir balıkçıdan) dinlesem "Hadi canım sen de.."diyeceğim türden..
Ama yaşadım işte..ve şimdi bana size anlatmak düşüyor.
İster inanın ister inanmayın..

Seneler önceydi,
Yazlığımızın önündeki koyda balıkçıların ığrıp çekip ağlarını henüz dolu dolu balık alabildikleri zamanlardı. Gerek kıyıdan gerekse de tekneyle çok güzel balık avları yapabiliyorduk. Ama benim aklım büyük balık avındaydı. Forumlardan öğrendiğim "canlı balık ile bırakma metodunu" uygulamak için can atıyordum. Güzel bir yaz sabahı uzaktan motor sesini duyunca fırsat geldi deyip alargadaki tekneme 20-25 kulaç atarak ulaştım ve hazırlıklarımı yapmaya başladım.
Planım balıkçı Halil abiden 2-3 iskorpit alıp hazırladığım bırakmalara takmak ve atmaktı, takımlar ve atacağım noktalar hep hazırdı kafamda.
Teknede aylak aylak vakit geçirip torbanın gözükmesini bekledim ve balıkçının yanına yanaştım;

- Rastgele reis, bereketli olsun
- Sağol Serdarım, buna şükür"
- Bana varsa iki üç tane ufaklarından iskorpit versene abim, yem olarak kullanacağım
- Al oradan, yalnız dikkat et, sokturma kendini
- Tamam, file de var, kovam da..reis şu ahtapotu da alabilir miyim, ufak bir şey"
- Al yahu, sormana gerek yok
- Tamam, çaya da bekleriz bilahare..hadi rastgelsin!

Nihayetinde 2 tane iskorpit ve bir tane ahtapot yavrusu teknemdeki livarda yerini almıştı.
Öğleden sonra - akşam suyu vakitlerinde gidip bırakacak ve ertesi sabah kısmet olursa sinarit-lahos artık Allah ne verdiyse alacaktım. Bu hayallerin eşliğinde livardaki ahtapotla oynamaya başladım. İskorpitlere dokunmuyordum; onlar hem tehlikeliydiler hem de livarın köşelerindeki gölgede yerlerini almışlardı zira. Ama ahtapotu deli ettim, tüm mürekkebini püskürten zavallı hayvan artık sadece su pompalayabiliyordu. Ben de kah elime alıp teknede yerde yürütüyordum kah livardaki suyun içinde sağa sola ittirip duruyordum. Ama iskorpitlere karşı dikkatli olmayı da elden bırakmıyordum tabi ki..

Annem öğle yemeğine çağırdığında tekneden atlayıp eve kadar yüzdüm, yemeğimizi yedik ve biraz şekerleme yapmayı da ihmal etmedik. Öğleden sonra saat üç sularında tekneye tekrar geldiğimde ise beni hayrete düşüren bir görüntüyle karşılaştım. Teknedeki ahtapotun yerinde yeller esiyordu ve livarda 3 tane iskorpit vardı!

Allah Allah, livar kapağını mı açık unuttum? Yoo...
Livarın gider deliğinden mi kaçtı bu hayvan? Hayır, filtre var...
Zaten hadi o gitti diyelim, bu iskorpitlerin üçüncüsü nereden çıktı arkadaş? İki tane değil miydi bunlar?
Güneş mi geçti acaba başıma 🙂

Gibi soruları kendime sorarken, birden iskortpitin tekinin diğerlerinden biraz farklı olduğunu farkettim. Dikkatli bakınca da alt tarafta sarkık bir püskül gördüm. Yüzgeç gibi değiildi sanki 😉
Parmağımın ucuyla şöyle hafifçe dokunduğumda ise o iskorpit bir anda şekil değiştirip benim kaybettiğim ahtapota dönüşüverdi.
Hınzır cimcime iskorpitlerle tehlikeli olduklarından ötürü oynayamadığımı anlamış ve kendisine iskorpit süsü vermişti. Kendine göre son şansını denemiş ve beni bir an da olsa aldatmayı başarabilmişti. Hayatımda ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyordum. Hayranlık ve merhamet duygularım ağır bastı ve o anda livarı boşaltıp hepsini azat etmeye karar verdim.

Varsın bu seferlik balık yemeyelim,
Temiz ve rahat bir vicdandan ötesi yok...

O Akşam annemin yaptığı İzmir köftelerin tadı hala damağımdadır.

Hakkı ve vicdanıyla avlanan herkese Rastgele!

Serdar Altınbilek
Trt belgesel kanalında izlemiştim. Oldukça çeşitli renklere ve şekillere girebiliyor. Gerçekten müthiş bir hayvan.
 
Son derecede zeki hayvanlardır... 2010 Dünya Kupası'nda tahminler yaparak insanları eğlendiren bir tanesi de vardı; ismi Paul idi, hatırlayanlar olacaktır. Alman milli futbol takımının rakipleriyle olan maçlarından önce yaşadığı akvaryuma, içinde Almanya ve rakip takımın bayraklarının olduğu iki ayrı kapla yiyecek koyuyorlar ve ahtapotun hangi kaba yöneleceğini bekliyorlardı... Gerçi tahminimce çok yüksek ihtimalle bayrakların renklerine olan ilgisi nedeniyle kapları seçiyordu ama yine de farklı renkleri ayırt etmesi sonucu ciddi bir medya ilgisi olmuştu kendisine. Zaten o da beklentileri boşa çıkarmayarak 5 maçın sonucunda % 100 doğru tahmin etmişti ki, bunların arasında sürpriz diye nitelendirilebilecek Sırbistan - Almanya maçını Sırbistan'ın kazanacağı da vardı. Hatta finalde İspanya'nın yeneceğini dolayısıyla şampiyon olacağını da bilmişti 🙂 ( İspanya bayrağının renklerinin canlılığına dikkatinizi çekerim. )

Şimdi baktım da, 2010 yılında ölmüş bu medyatik hayvan, hatta vikipedi'de aşağıdaki gibi bir sayfaya konu olmuş 🙂

" Ahtapot Paul ya da Kahin ahtapot Paul (yumurtadan çıkışı d. 26 Ocak 2008, ö. 26 Ekim 2010), Almanya millî futbol takımını konu alan ve genellikle doğru sonuç veren kehanetleriyle üne kavuşan bir ahtapottur. 2008'de İngiltere'de Weymouth, Dorset'te bulunan Sea Life Center'da yumurtadan çıkmış, 2010'da Almanya'nın Oberhausen Deniz Yaşamı Merkezi'nde hayatını kaybetmiştir. "

Konuyu biraz raydan çıkardım, konu sahibi kusura bakmasın 🙂

Bende geçmişte dalış yaparken, birazda gençlik heyecanıyla, gördükçe avlamaya çalışırdım ancak balıklara göre nispeten yavaş olması, zıpkınla avlanırken kaçma şansının olmaması, kaya altına kaçsa bile vurulursa çıkartmanın kolay olması gibi nedenlerden dolayı bende kendime ciddi bir kota koymuştum. Hemen hemen son 10 senedir avlamadım diyebilirim. Duyarlı davranışınız için tebrikler...
 
Ahtapotlar çok zeki hayvanlardır. Zeki derken hani şu basit "çok zeki ya" demekten bahsetmiyorum. Ömürleri uzun olsaydı insana zeka olarak rakip olabilecek bir canlıdan bahsediliyor. Ama Ahtapotun ömrü 3 yıl kadar, bu yüzden üstün zekası ve üstün fiziksel donanımını evrimsel olarak geliştiremediği için bildiğimiz Ahtapot olarak kalıyor.

Şimdi bir İnek mesela akıllı olsa bile, fiziksel donanıma hassas ellere vs. sahip değil bunlarla alet üretemez, bundan dolayı belli bir zeka potansiyeli olsa bile bunu geliştiremez. Ama Ahtapotun bilimsel olarak sadece ömrünün uzun olması yeterliydi, evrimsel olarak İnsanla rekabete girebilmesi için.

Tabi ben burda yapılan bilimsel araştırmaları veriyorum, Ahtapotlar hakkında çok fazla belgesel var izlenildiğinde ağzınız açık kalıyor.

Yani ömürlerin kısa olmasının azizliğine uğruyorlar ve nispeten daha bebekken ömürleri bitiyor.
 
Son düzenleme:
Ahtapotlar çok zeki hayvanlardır. Zeki derken hani şu basit "çok zeki ya" demekten bahsetmiyorum. Ömürleri uzun olsaydı insana zeka olarak rakip olabilecek bir canlıdan bahsediliyor. Ama Ahtapotun ömrü 3 yıl kadar, bu yüzden üstün zekası ve üstün fiziksel donanımını evrimsel olarak geliştiremediği için bildiğimiz Ahtapot olarak kalıyor.

Şimdi bir İnek mesela akıllı olsa bile, fiziksel donanıma hassas ellere vs. sahip değil bunlarla alet üretemez, bundan dolayı belli bir zeka potansiyeli olsa bile bunu geliştiremez. Ama Ahtapotun bilimsel olarak sadece ömrünün uzun olması yeterliydi, evrimsel olarak İnsanla rekabete girebilmesi için.

Tabi ben burda yapılan bilimsel araştırmaları veriyorum, Ahtapotlar hakkında çok fazla belgesel var izlenildiğinde ağzınız açık kalıyor.

Yani ömürlerin kısa olmasının azizliğine uğruyorlar ve nispeten daha bebekken ömürleri bitiyor.
Ayrı dünyanın türleriyiz biz abi. 🙂
 
Ayrı dünyanın türleriyiz biz abi. 🙂
Şimdi ben bu teoriyi ortaya koymadim. Sadece okuduğumu söyledim. Savunmak gibi bir niyetim yok ama sadece beyin cimnastigi diyelim. Milyonlarca yıl önce nasıl bazı deniz canlıları karaya çıkıp evrim geçirmişlerse ve bazı canlılar denize girip balina yunus olarak memeliyken evrim geçirmişlerse, onlarda belki ömürleri yetseydi karaya çıkıp evrim gecirebilirlerdi.

Ama ne bu teorinin veya evrimin savunucusuyum, sadece olasılıklardan devam düşünüyorum.

Tabi olasılık çok, karaya çıksalardi bu fiziksel ve zeka donanımını koruyabilirlermiydi falan bu teorilerinin sonu yok 🙂

Tabiki denizin içinde medeniyet kurulamazdi 🙂
 
Şimdi ben bu teoriyi ortaya koymadim. Sadece okuduğumu söyledim. Savunmak gibi bir niyetim yok ama sadece beyin cimnastigi diyelim. Milyonlarca yıl önce nasıl bazı deniz canlıları karaya çıkıp evrim geçirmişlerse ve bazı canlılar denize girip balina yunus olarak memeliyken evrim geçirmişlerse, onlarda belki ömürleri yetseydi karaya çıkıp evrim gecirebilirlerdi.

Ama ne bu teorinin veya evrimin savunucusuyum, sadece olasılıklardan devam düşünüyorum.

Tabi olasılık çok, karaya çıksalardi bu fiziksel ve zeka donanımını koruyabilirlermiydi falan bu teorilerinin sonu yok 🙂

Tabiki denizin içinde medeniyet kurulamazdi 🙂
Çok ilgin. Bunu biraz araştıracağım. Bence bilim adamlarının tahminleri gibi bu gelişimi tamamlayacak kadar uzun yaşasalardı deniz içinde medeniyet kurabilirlerdi. Bizler de hemen binalara yerleşmedik. İlk barınma ihtiyacımızı belkide ağaç kovuklarında karşıladık.
 
Şimdi ben bu teoriyi ortaya koymadim. Sadece okuduğumu söyledim. Savunmak gibi bir niyetim yok ama sadece beyin cimnastigi diyelim. Milyonlarca yıl önce nasıl bazı deniz canlıları karaya çıkıp evrim geçirmişlerse ve bazı canlılar denize girip balina yunus olarak memeliyken evrim geçirmişlerse, onlarda belki ömürleri yetseydi karaya çıkıp evrim gecirebilirlerdi.

Ama ne bu teorinin veya evrimin savunucusuyum, sadece olasılıklardan devam düşünüyorum.

Tabi olasılık çok, karaya çıksalardi bu fiziksel ve zeka donanımını koruyabilirlermiydi falan bu teorilerinin sonu yok 🙂

Tabiki denizin içinde medeniyet kurulamazdi 🙂
Yok ben bilimden uzak,ciddiyetten uzak ufak bir nükte yapmak istedim hepsi bu 🙂
 
Şimdi ben bu teoriyi ortaya koymadim. Sadece okuduğumu söyledim. Savunmak gibi bir niyetim yok ama sadece beyin cimnastigi diyelim. Milyonlarca yıl önce nasıl bazı deniz canlıları karaya çıkıp evrim geçirmişlerse ve bazı canlılar denize girip balina yunus olarak memeliyken evrim geçirmişlerse, onlarda belki ömürleri yetseydi karaya çıkıp evrim gecirebilirlerdi.

Ama ne bu teorinin veya evrimin savunucusuyum, sadece olasılıklardan devam düşünüyorum.

Tabi olasılık çok, karaya çıksalardi bu fiziksel ve zeka donanımını koruyabilirlermiydi falan bu teorilerinin sonu yok 🙂

Tabiki denizin içinde medeniyet kurulamazdi 🙂
Ancak evrime göre hepimiz aynı atadan geliyoruz. Yani biz onların karaya çıkmış haliyiz. Mücadelemizi verdik aslanlar gibi ve biz kazandık karaya çıktık ağaca çıktık sonra inip medeniyet kurduk 🙂
 
Back