ATATÜRK KÖŞESİ

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Ersin
  • Başlangıç Tarihi Başlangıç Tarihi
O mavi gözlere bir kere bakabilmek için neler vermezdim.....
 
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
 
Bende buraya yakma çalışması yaptığım Atamızın iki portresiyle katkıda bulunmak isterim.
Bence yapılabilecek en güzel resimlerden birisi.

(link)(link)
 
Mustafa Kemal Gibi Düşünmek

Tarih, 18 Mayıs 2002... Yer, İtalya'nın Perugia kenti...

Genç Türk işadamı Utku Oğuz, bilgisayarında kayıtlı son Atatürk fotoğrafını projeksiyon makinesinin aydınlattığı duvara yansıtıp sözlerini tamamladı:
- İşte, Anadolu aydınlanmasının temeli olan Türk Devrimi budur...

Perugia'nin önde gelen kişilerinin oluşturduğu Felsefe ve Tarih Kulübü'nün üyeleri ve konuklar büyük bir coşkuyla alkışladılar genç adamı. Genç adam da bir saatlik ''1918 - 1939 arası Türkiye ve Atatürk Reformları'' konferansının gördüğü ilgiden mutlu, biraz da şaşkındı!..

Kulübün başkan yardımcısı İtalyan dostu bir süre önce, "Şu hayranı olduğun ve her karşılaşmamızda bana anlatıp durduğun Atatürk'ü bizim kulüp üyelerine de anlatır mısın?'' dediğinde hiç tereddütsüz kabul etmiş, ama böylesine yoğun bir ilgi ve heyecanla karşılanacağını düşünmemişti...

Ama Utku Oğuz için o 18 Mayıs gecesini asla unutulmayacak kılan yorum, orada konuk olarak bulunan yaşlı bir Norveçliden geldi:
- Norveç dilinde ''Mustafa Kemal gibi düşünmek'' diye bir deyim vardır... Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkansız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere söylenir bu söz... Bu tip insanlara derhal, ''Hayır, yanılıyorsun bu problemin mutlaka bir çözümü olmalı, biraz da Mustafa Kemal gibi düşün'' deriz... Ancak sizin bu geceki sunuşunuzdan sonra bu sözün arkasındaki anlamı çok daha derin bir şekilde kavramış durumdayım; bu güzel fotoğraflar eşliğinde yaptığınız sunuşunuz bana bu yaşımda bir şey daha öğretti; yani benim anadilim olan Norveçceye yerleşmiş olan eski bir deyimin arkasındaki gerçek ve derin anlamı!.. Size bunun için minnettarım...

Genç Türk'ün gözleri yaşardı... Dünyanın bir başka ucundaki ülkenin anadiline bir deyim olarak yerleşmiş büyük devrimciyi bir kez daha minnet ve özlemle andı... Yalnızca bir saatlik bir konferans olarak planlanan gece ancak 19 Mayıs'ın ilk saatlerinde sona erebildi. Saatlerce süren tartışma ve yorumlar ise şu ortak yargıyla sonuçlandı:
- Atatürk Devrimleri bütün ulkelere uygulanabilecek evrensel bir reçetedir... Zira din ve etnik ayrım temellerine dayanmayan çağdaş devlet modeli ne kadar çok ülkede uygulanırsa, dünya o kadar daha huzur ve barış içinde bir yer olacaktır...

Genç adam gecenin sessizliğinde yürürken büyük bir iç sızısıyla ''Türk Devrimi'ni yıkmak için yola çıkan karşı devrimciliğin ülkeyi sürüklediği bataklığı, 'başka çare yok' diyerek IMF'nin önünde boyun büken siyasetcileri'' düşündü. Sonra büyük bir heyecan ve coşkuyla yaşlı Norveçlinin bu kölelik zincirini kırmak için müthiş bir formül sunduğunu anımsadı:
- Mustafa Kemal gibi düşünmek!..
 
Ziya Kılıç, bu olayı şöyle anlatmıştır:

1910 (1326) yılındayız. Beşinci kolordu Erkan-ı Harbiyesi’ne Mülhak Kolağası Mustafa Kemal de Selanik’te bulunuyordu. Beşinci kolorduya mensup 38. Merkez alayı kumandanı miralay Saadettin bey tedavi için İstanbul’a gidiyor ve izin alıyor.

Sadettin Bey’in kimi vekil bırakacağını herkes merak etmekteydi. Biz ve kumandanlar, bu merak içindeyken, hayretle gördük ve öğrendik ki, kolağası Mustafa Kemal, kendisine vekalet edecektir. Hayret ettik. Çünkü Mustafa Kemal kıdemli yüzbaşıydı, halbuki kendisinden çok üstün rütbede olanlar vardı.

Büyük rütbeli subayların bu hayretleri çabuk geçti ve yerine büyük bir merak başladı . Mustafa Kemal, kendisini son derece sevdirmişti. Onun, şehir içindeki bazı jestleri, herkesi kendisine bağlamıştı. Şimdi, onun iş başına geçmesini merak ediyorduk.

Alayın teslim alınış gününü, tarihimizin mühim bir dönüm noktası olarak kabul etmemiz lazımdır. O gün, Atatürk , beyaz bir ata binerek gelmişti bütün gözler ondaydı, alayın önünde kılıcını çekerek selam vaziyeti aldı. Sonra atından süratle yere atladı. Şimdi:

- Selamün Aleyküm asker! demesini bekliyorduk.

Fakat hiç beklemediğimiz bir durum vukua geldi:

- Merhaba asker!..

Bu, ilk defa vaki olan bir olaydı. Askerler, nasıl karşılık vereceklerini bilemiyorlardı. Bu bir kaç saniyelik sükutu, İstanbullu askerler doldurdular:

- Merhaba beyim!..

Ordu, ilk defa bir kumandandan (merhaba asker!) selamını alıyordu. Mustafa Kemal, alayı teslim aldıktan sonra sert bir sesle, “rahat!” emrini veriyor sonra bölük kumandanlarından birine yaklaşıyor. Bölüğünü derin kol ile hareket ettirerek takım kolunda kendisine cephe almak üzere sevk etmesini emrediyor.


Atatürk daha Yüzbaşıyken Arapça kelimelerden kurtulma savaşını başlatmıştır.
 
hazır konu gözüme çarpmışken geçen gün denk geldiğim pdf dosyasını herkes okumalı, en azından resimlerine bakmalı.

indirme linki:
(link)
 
Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...

Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde,
lüks uçak şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan
ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren
mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize
döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi,
kendisine suikast girişiminde bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!

Atatürk için üzülüyorum.
Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden
gitti ..

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra
arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp,
elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,
sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir. Aaaah ah...

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk...

Keyif çatmadı...
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...


ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE SADECE BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

İKİ KADEH RAKI İÇMEKTİ O KADAR.....
 
Özlersin en derinden, hissedersin ta yürekten ülkene dokunan o onurlu eli..
Aklına gelen zaferler, devrimler, bağımsızlık mücadelesi, akıtmak ister gözlerinden yaşı.. ağlayamazsın.. düğümlenir boğazına tek tek sözcükler..
Dinlersin o sesi dokuzu beş geçe.. geçirirsin aklından 1881 den 1938 e her bir yılı.. yaşamak istersin.. bugunü değil.. şeref dolu 57 yılı Ata’yla yaşamak.. işte ağlıyorsundur aslında.. gözyaşlarını içine akıtarak..

Ata’m yandın şeref diye, bağımsızlık diye, barış diye..
Denizler taştı gözlerinden mavi mavi..
Bıraktın tertemiz bir ulusu biz milletine,
söndürdün gözlerindeki maviyi bu fani dünyada..
Bilesin ki yaşıyorsun yüreklerde.. en derinde..
▬▬▬▬▬▬▬▬
Mehmet Tanrıverdi
 
Ne ararsın Tanrı ile aramda?
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki halini sakın ola unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...

Neyzen Tevfik
 
Arkadaşlar ULU ÖNDER ATATÜRK ömrünün son yıllarında Türk tarihi kökeni ve türk dili hakkında birçok araştırma yaptırmış ve birçok yabncı araştırmacıların kitaplarını çevirterek okumuş türklerin kökenini araştırmış.bu yönünün hiçbir yerde daha önce görmedik bize bu yönü anlatılmadı.Türklerin varoluş tarihinin çok eskiye(yaklaşık olarak m.ö.20000 yıl öncesi) dayandığını araştıran eski araştırmacıların yolunda araştırmalar yaptırmak içiçn dünyanın çeşitli ülkelerine(meksika a.b.d. şili orta asya türkmenistan) elçi göndermiş bulgular araştırtmıştır.
 
Back