Yıllardır çipura tutarım ve afedersiniz yarma gibi adamım. Geçen gün tuttuklarımın resimlerini çekmek için hepsini masanın üzerindeki gazete kağıdına dizdiğim sırada soldan 2.'nin son saniyelerini yaşadığını farkettim. Elime aldığımda, ağlamaya hazır çocukların büzüşmüş ve titreyen dudağı gibi ağzının titrediğini gördüm. Fotoğraf makinesi bir yerde ben bir yerde balıklar bir yerde, çocuk gibi ağlamışım.
Bu bendeki fobi değilse de hayvanlara ve tüm canlılara olan aşk diyelim. Dini inancıma göre de amatör balıkçılık sirkülerine göre de kusur işlemediğimden gönlüm rahat olsa da bazen kendimle anlaşamıyorum. Tuttuğum balığı geri salarak bir miktar acımı dindirmeye gayret ediyorum. Sevdiğim insanlara yedirerek beğenilerini alıp avcılığımı törpülüyorum. Zaten bizler balığı sevmeliyiz, severek tutmalıyız diye düşünüyorum. Tuttuğumuz balığı birçoğumuz öperiz mesela, çok sevdiğimiz birini öper gibi, adrenalin doluyken. Ona et gözüyle bakmamalıyız, denizden yarım kilo kıyma tutmuş gibi hissetmemeliyiz.
Su altı dünyası inanılmaz güzel bir boyut, tüm yaşayanlarıyla beraber. Birçok türün yokolması neredeyse imkansızsa da insanoğlu elinden geleni yapıyor. Neyseki balıklar bizler gibi 9 ayda 1 tane doğurmuyor, oldukça fazla sayılarda ürüyorlar. Bilinçli olanlarımızın diğerlerini bilinçlendirme çabalarıyla da umuyorum bu miktarlar ilerde yeni nesillerin de balığa gidebilmesini sağlayabilecektir.
Ve umuyorum bu yazdıklarımla biraz olsun telkin olmuşsunuzdur 🙂