Merhabalar
Kısa bir Ege ve Sakız Adası gezisinden yorgun argın döndüğümüz günün ertesi akşamı aldı beni bir düşünce. Aklımda balık, balık dediğime bakmayın asıl adı ve benim de peşinden ayrılamadığım ama peşinden de sadece yılda bir kaç defa gidebildiğim muhteşem yaratık Levrek..
Aklımda olmasına aklımda ama Çanakkale'ye geldiğimden beri geçen 30-35 günlük zaman diliminde bana kendisini hiç göstermemiş. Bırak yakalanmayı sahteyi takip ettiğini bile göstermemiş. Ben de ne yapayım o aralarda daha garanti bir av olan Kolyoz ve Uskumru avlarına yönelmişim. Bu avlar da güzel tabii ama aynı tadı, aynı heyecanı vermiyor.
6 ağustos pazartesi, saat henüz gece yarısına gelmemiş, gece ertesi güne dönmemişken kararımı verdim. Ne olursa olsun Levrek peşine gideceğim. Bu kararı verir vermez de daldım ben hülyalara..
Derken saat gece yarısını geçti,gün döndü.. Saat 01:30 da otoparka indim, takımları hazırladım ve lider düğümümü kontrol ettiğimde ipin düğümün hemen dibinde zayıfladığını gördüm. İlk çekiş denememde de koptu zaten. Hemen düğüm işine koyuldum ama bir türlü sağlam düğüm atamadım. Hep dibinden dibinden koptu. Anlaşıldığına göre ip biraz yıpranmıştı. Bir metre kadar kesip yeniden attım lider düğümünü ve bu sefer başarılı olduğunu gördüm. Saat 02:00 de tam takım giyinmiş olarak bastım kontağa ve yola koyuldum. Avlağa vardığımda 02:30 olmuştu saat.
Avlağımda iki kişi at çek yapıyordu ama henüz balık yoktu. Ben de uygun bir yere ilişip başladım çalışmaya. Önce son balığımı aldığım silikonlarla çalışmaya başladım. Daha on defa bile atmamıştım ki birden o meşhur sesi duydum ve düğümün açıldığını/kaydığını anladım. Teksas rig takımım denizin serin sularına doğru dönmemek üzere gidiverdi.
Haliyle ben de bastım küfürü kendi kendime. Hay senin atacağın düğüme diye başladım saydırmaya kendime ama yapacak bir şey yok. Kuytu bir köşeye çekilip gecenin karanlığında yeni bir lider bağladım. Bu güne kadar başıma gelmeyen geldi, düğüm tutturamadım bir türlü. neyse ki boş boş atarken geldi başıma.. Ya balık binmiş olsaydı..
Bu arada saat oldu 04:00. Silikon yerine UV özellikli Daiwa SLS 145F Chart Rainbow sahtemi taktım ve ilk attığım yere göre bir kaç metre daha sağa doğru yönelip duvarın üstündeki taşa tünedim. Ay bu sıralarda denizin üstüne düşmüş belli bir yerde yakamoz yapıyor. Tam bu yakamozun içine ve yakınlarına doğru çalışıyorum. Artık atışlarım otomatikleşmiş ve ben sabah olsa da sabah suyu denesem moduna girmiştim ki birden bir şeyin kamışımı elimden almaya çalıştığını hissettim ve sağlam bir tasma attım. Az önce gelen uykum artık beni tamamen terk etmişti. Hemen ayağa kalktım, dikkatlice duvardan indim ve tüm dikkatimi oltanın ucundaki gelmem ben oralara diyen ne olduğunu tahmin ettiğim ama henüz göremediğim o güzelliğe verdim. Balığımı kısa küçük hareketlerle kıyıya yaklaştırdım ve duvarın dibindeki bir açıklıktan faydalanarak kıyıya yasladığımda az daha küçük dilimi yutacaktım. Balık şimdiye kadar yakaladıklarıma göre tam bir devdi. Kalbim küt küt atmasına rağmen ilk sınavı başarıyla vermişken balığımı daha sağlam bir noktaya almak için sahtenin en üstünden kavrayıp balığı kaldırmaya çalıştığımda birden silkindi ve iğnelerden kurtuldu. Kurtuldu kurtulmasına ama iğneleri bana sapladı. Neyse ki elimde atış parmaklığı vardı da ete sağlanmadan kazayı hafif atlattım. Ben balıkla deniz arasında durduğum için kaçış denemesi de başarısız oldu.
Balığı denizden uzaklaştırdığım esnada diğer avcı sabah suyunu beklemek üzere uyuklayan diğer arkadaşını uyandırmaya çalışıyor bir taraftan da maşşallah, maşşallah diyordu.. 🙂 Bu esnada saat 04:20
Özçekim
Çantamda taşıdığım sağlam bir ipi balığın ağzından geçirdim ve ucunu da bir taşa bağlayarak balığı yasladığım alanda oluşmuş olan küçük gölete yatırarak temizleyip fotoğraf işine giriştim. Öncelikle bir özçekim, peşinden de metreli fotoğraflar çektim. Her zaman yaptığım gibi bir kaç kişiye fotoğrafları gönderdim ve tekrar atışlara başladım.
Saat 06:30 gibi de toparlanıp döndüm.
Site otoparkına geldiğimde henüz hayat başlamamış. Ne de olsa küçük bir yer Çanakkale. Evle iş arası 10-15 dk, bilemedin 20 dk...
Otoparkın önünde güzel bir masa var, yaydım metreyi, koydum balığı üstüne, çıktım bankın üstüne ve bir kaç poz fotoğraf çektikten sonra eve doğru yollandım.
Sevgili eşim uyanmış (zaten balıktan da haberi var) beni bekliyor. Balığı görünce O'nun da gözleri yuvalarından fırladı. aslında bir şeyler söyledi ama ben tam hatırlamıyorum neler dediğini. O sırada eve boş gelmememin huzuru ve güveniyle nirvanaya ulaşmışım çoktan. Kızımı uykusundan balıkla uyandırayım diyerek odasına doğru yollandım, arkamdan da elinde fotoğraf makinesiyle eşim geliyor.
Gülce'yi baaak diyerek uyandırdım. Kızım gözlerini şaşkın bir şekilde açtı ve balığı görünce "Levrek, Levreeeeeekkk" diye bağırarak yatağından fırladı. O andaki sevincini görecektiniz diyeceğim ama aşağıda göreceksiniz zaten.
Kızımın sevinci
Sonrası evde de bir kaç fotoğraf çekip balığın nasıl tüketilmesi gerektiği üzerine konuşmaya başladık. Balığın dolaba sığma ihtimali olmadığı için de ben hemen temizleyip bir kısmını dilim yapıp gerisini de fileto olarak parçaladım. Kafa ve kılçık kısmı çorba yapılmak üzere ayrılıp buzluğa girdi.
Bu boy bir balığı evde temizlemek hiç kolay bir iş değilmiş.
Balık 78 cm ve 4,840 kg geldi.
Biraz fazla uzattım belki ama zaten senede bir rapor açar hale geldim. Umarım okur ve beğenirsiniz.
Herkese rast gelsin
Takımlar:
Kamış: Daiwa Lateo 8'6" 7-35gr
Makine: Shimano Vanquish 3000
İp: Berkley Whiplash 0,08
Sahte: Daiwa SLS 145F Chart Rainbow
Lider: Hatırlamıyorum. Yarın bakıp yazarım
Avlakta zor çekim (Neredeyse zifiri karanlık)
Otopark Çekimlerinden
Bu da benim sevincim
Ağırlık Çekimi
Bir sonrakinde görüşmek üzere.. 🙂
Kısa bir Ege ve Sakız Adası gezisinden yorgun argın döndüğümüz günün ertesi akşamı aldı beni bir düşünce. Aklımda balık, balık dediğime bakmayın asıl adı ve benim de peşinden ayrılamadığım ama peşinden de sadece yılda bir kaç defa gidebildiğim muhteşem yaratık Levrek..
Aklımda olmasına aklımda ama Çanakkale'ye geldiğimden beri geçen 30-35 günlük zaman diliminde bana kendisini hiç göstermemiş. Bırak yakalanmayı sahteyi takip ettiğini bile göstermemiş. Ben de ne yapayım o aralarda daha garanti bir av olan Kolyoz ve Uskumru avlarına yönelmişim. Bu avlar da güzel tabii ama aynı tadı, aynı heyecanı vermiyor.
6 ağustos pazartesi, saat henüz gece yarısına gelmemiş, gece ertesi güne dönmemişken kararımı verdim. Ne olursa olsun Levrek peşine gideceğim. Bu kararı verir vermez de daldım ben hülyalara..
Derken saat gece yarısını geçti,gün döndü.. Saat 01:30 da otoparka indim, takımları hazırladım ve lider düğümümü kontrol ettiğimde ipin düğümün hemen dibinde zayıfladığını gördüm. İlk çekiş denememde de koptu zaten. Hemen düğüm işine koyuldum ama bir türlü sağlam düğüm atamadım. Hep dibinden dibinden koptu. Anlaşıldığına göre ip biraz yıpranmıştı. Bir metre kadar kesip yeniden attım lider düğümünü ve bu sefer başarılı olduğunu gördüm. Saat 02:00 de tam takım giyinmiş olarak bastım kontağa ve yola koyuldum. Avlağa vardığımda 02:30 olmuştu saat.
Avlağımda iki kişi at çek yapıyordu ama henüz balık yoktu. Ben de uygun bir yere ilişip başladım çalışmaya. Önce son balığımı aldığım silikonlarla çalışmaya başladım. Daha on defa bile atmamıştım ki birden o meşhur sesi duydum ve düğümün açıldığını/kaydığını anladım. Teksas rig takımım denizin serin sularına doğru dönmemek üzere gidiverdi.
Haliyle ben de bastım küfürü kendi kendime. Hay senin atacağın düğüme diye başladım saydırmaya kendime ama yapacak bir şey yok. Kuytu bir köşeye çekilip gecenin karanlığında yeni bir lider bağladım. Bu güne kadar başıma gelmeyen geldi, düğüm tutturamadım bir türlü. neyse ki boş boş atarken geldi başıma.. Ya balık binmiş olsaydı..
Bu arada saat oldu 04:00. Silikon yerine UV özellikli Daiwa SLS 145F Chart Rainbow sahtemi taktım ve ilk attığım yere göre bir kaç metre daha sağa doğru yönelip duvarın üstündeki taşa tünedim. Ay bu sıralarda denizin üstüne düşmüş belli bir yerde yakamoz yapıyor. Tam bu yakamozun içine ve yakınlarına doğru çalışıyorum. Artık atışlarım otomatikleşmiş ve ben sabah olsa da sabah suyu denesem moduna girmiştim ki birden bir şeyin kamışımı elimden almaya çalıştığını hissettim ve sağlam bir tasma attım. Az önce gelen uykum artık beni tamamen terk etmişti. Hemen ayağa kalktım, dikkatlice duvardan indim ve tüm dikkatimi oltanın ucundaki gelmem ben oralara diyen ne olduğunu tahmin ettiğim ama henüz göremediğim o güzelliğe verdim. Balığımı kısa küçük hareketlerle kıyıya yaklaştırdım ve duvarın dibindeki bir açıklıktan faydalanarak kıyıya yasladığımda az daha küçük dilimi yutacaktım. Balık şimdiye kadar yakaladıklarıma göre tam bir devdi. Kalbim küt küt atmasına rağmen ilk sınavı başarıyla vermişken balığımı daha sağlam bir noktaya almak için sahtenin en üstünden kavrayıp balığı kaldırmaya çalıştığımda birden silkindi ve iğnelerden kurtuldu. Kurtuldu kurtulmasına ama iğneleri bana sapladı. Neyse ki elimde atış parmaklığı vardı da ete sağlanmadan kazayı hafif atlattım. Ben balıkla deniz arasında durduğum için kaçış denemesi de başarısız oldu.
Balığı denizden uzaklaştırdığım esnada diğer avcı sabah suyunu beklemek üzere uyuklayan diğer arkadaşını uyandırmaya çalışıyor bir taraftan da maşşallah, maşşallah diyordu.. 🙂 Bu esnada saat 04:20
Özçekim
Çantamda taşıdığım sağlam bir ipi balığın ağzından geçirdim ve ucunu da bir taşa bağlayarak balığı yasladığım alanda oluşmuş olan küçük gölete yatırarak temizleyip fotoğraf işine giriştim. Öncelikle bir özçekim, peşinden de metreli fotoğraflar çektim. Her zaman yaptığım gibi bir kaç kişiye fotoğrafları gönderdim ve tekrar atışlara başladım.
Saat 06:30 gibi de toparlanıp döndüm.
Site otoparkına geldiğimde henüz hayat başlamamış. Ne de olsa küçük bir yer Çanakkale. Evle iş arası 10-15 dk, bilemedin 20 dk...
Otoparkın önünde güzel bir masa var, yaydım metreyi, koydum balığı üstüne, çıktım bankın üstüne ve bir kaç poz fotoğraf çektikten sonra eve doğru yollandım.
Sevgili eşim uyanmış (zaten balıktan da haberi var) beni bekliyor. Balığı görünce O'nun da gözleri yuvalarından fırladı. aslında bir şeyler söyledi ama ben tam hatırlamıyorum neler dediğini. O sırada eve boş gelmememin huzuru ve güveniyle nirvanaya ulaşmışım çoktan. Kızımı uykusundan balıkla uyandırayım diyerek odasına doğru yollandım, arkamdan da elinde fotoğraf makinesiyle eşim geliyor.
Gülce'yi baaak diyerek uyandırdım. Kızım gözlerini şaşkın bir şekilde açtı ve balığı görünce "Levrek, Levreeeeeekkk" diye bağırarak yatağından fırladı. O andaki sevincini görecektiniz diyeceğim ama aşağıda göreceksiniz zaten.
Kızımın sevinci
Sonrası evde de bir kaç fotoğraf çekip balığın nasıl tüketilmesi gerektiği üzerine konuşmaya başladık. Balığın dolaba sığma ihtimali olmadığı için de ben hemen temizleyip bir kısmını dilim yapıp gerisini de fileto olarak parçaladım. Kafa ve kılçık kısmı çorba yapılmak üzere ayrılıp buzluğa girdi.
Bu boy bir balığı evde temizlemek hiç kolay bir iş değilmiş.
Balık 78 cm ve 4,840 kg geldi.
Biraz fazla uzattım belki ama zaten senede bir rapor açar hale geldim. Umarım okur ve beğenirsiniz.
Herkese rast gelsin
Takımlar:
Kamış: Daiwa Lateo 8'6" 7-35gr
Makine: Shimano Vanquish 3000
İp: Berkley Whiplash 0,08
Sahte: Daiwa SLS 145F Chart Rainbow
Lider: Hatırlamıyorum. Yarın bakıp yazarım
Avlakta zor çekim (Neredeyse zifiri karanlık)
Otopark Çekimlerinden
Bu da benim sevincim
Ağırlık Çekimi
Bir sonrakinde görüşmek üzere.. 🙂