Bu gün havanın güzel oluşu ve hafta içi olması bakımından yine balığa gitme dürtülerim den vazgeçemedim.
Apar topar at çek takımlarımı hazırlayıp saat 15 sularında meraya gittim.
Ortalıkta hiç kimseler yoktu,üç beş tane kedinin etrafımda dönüp durması dışında.
Havanın güneşli rüzgarın hafif esiyor olması,martıların ninni gibi gelen sesleri, denizden gelen yosun ve iyot kokusu Orhan Veli'nin İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı şiirinden esintileri sunuyordu resmen.
Velhasıl kelam biraz huzurun tadını çıkarttıktan sonra takımları hazırlayıp erken saatlerde at çek yapmaya başladım.
Tabii erken gitmemdeki amaçlardan birisi son bir kaç sene içerisinde lüfer yada kaba lüfer avları mı hep saat 15 ile 18 arası olmasından dolayı.
Ayrıca kullandığım sahteler in yüzüşlerini kontrol edip farklı kombinasyonlar nasıl yapabilirim diye tecrübe etmek.
Biraz kaşık denedim olmadı,en favori sahte mi taktım olmadı(yanlış anlamayın 13 liralık sahte) olmadı
bu şekilde saat 17 olmuş farkına varmadım.
Oturup balıkçı avuntuları düşüncelerine daldım'' daha zamanı var''sular henüz soğumadı''bu sene göç geç başlar''martılar yan uçuyor''yosunlar açık yeşil''etrafta tekneciler yok''ellerim üşümüyor kıçım donmuyor'' gibi züğürt tesellisi düşüncelere daldım.
Halbuki boğazın girişini tıkayan gırgırlar trolcüler yada kıyıya çıkacak kadar ağ bırakan tekneleri hiç düşünmedim.
Işık ile avlanma serbest olmuş hiç düşünmedim.
Saçma sapan düşüncelerden sıyrılıp en favori sahte mi takıp tekrar at çek yapmaya başladım, o esnada bir ''selamünaleyküm'' diyen bizim aziz reis in sesi ile tekrar Dünya'ya döndüm.
Aziz reis uzun zamandır tanıdığım sadece yem ile av yapan arkadaşımız''aleykümselam' ve daha sonra av muhabbetlerimiz den sonra o yemli takımının başına ben at çek yapmaya devam ettim.
Sahteyi fırlattığım da biraz rüzgar şiddetini arttırmıştı,misina iyice havalanınca o esnada uçmakta olan bir martı misinayı fark etmedi ki uçarken benim misinayı götürmeye başladı.
Olayı sadece seyretmek zorunda kaldım hamle yapmadım belki kurtulur diye,misinayı götürdükçe sahte martıya hızla yaklaştı ve muhtemel sonuç gerçekleşti.
Martı yakalandı ve kurtulma imkanı % 0,hayvana daha fazla acı çektirmemek için mümkün olduğunca yavaş yavaş kıyıya çekmeye çalıştım.
Tabii arkadaşları sürüsüne bereket tepemde sorti yapmaya başladılar,O esnada durumu gören Aziz reis imdadıma yetişti ve martıyı kıyıya aldık.
Sahte sadece martının kanat uçlarına takılmış ve misina kanatları arasına girmişti.
Aziz reis ve ben kanatlara odaklanmıştık fakat esas tehlike martının ağzında olduğunu fark ettik,çünkü hayvancağız daha önceden mantarlı ve üç iğneli bir çinekop takımını yutmuştu.
İğneler gaga etrafında ve gaga içindeki dil kısmın daydı,mantar ise gaga kenarından sarkıyordu.
Aziz reis bana baktı ben ona baktım ve başladık ameliyata.
Yanımda getirdiğim küçük karga burun ile iğneleri tek tek çıkartmaya çalıştık, ben iğneler ile uğraşırken aziz reis martıyı ve bize sorti yapan martıları kontrol etmeye çalışıyordu.
Sahteyi çıkartmak tehlikesiz ve kolay oldu ama yemli takımı çıkarana kadar epey bir uğraş verdik.
Martıyı kurtardıktan sonra Aziz reis''iyi ki sahte ne yakalanmış yoksa diğer takım yüzünden fazla yaşamazdı'' dedi.
Hayatımda ilk defa bir martı tuttuğuma sevindim.
Yemli takım ile avlanan arkadaşlar kullanmadığınız takımları ne av yaptığınız yere nede deniz atın.
Denizde martı karada kedilerin ölümüne sebep olabilir.
İğnelerin uçlarını kırın en azından bir kap yada poşete atın çünkü çöp kovalarını karıştırıp ekmek parası peşinde olan insanlar da yaralanabilir.
Not
Sözüm meclisten dışarı burada bir çok arkadaş bilinçlidir zaten
Apar topar at çek takımlarımı hazırlayıp saat 15 sularında meraya gittim.
Ortalıkta hiç kimseler yoktu,üç beş tane kedinin etrafımda dönüp durması dışında.
Havanın güneşli rüzgarın hafif esiyor olması,martıların ninni gibi gelen sesleri, denizden gelen yosun ve iyot kokusu Orhan Veli'nin İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı şiirinden esintileri sunuyordu resmen.
Velhasıl kelam biraz huzurun tadını çıkarttıktan sonra takımları hazırlayıp erken saatlerde at çek yapmaya başladım.
Tabii erken gitmemdeki amaçlardan birisi son bir kaç sene içerisinde lüfer yada kaba lüfer avları mı hep saat 15 ile 18 arası olmasından dolayı.
Ayrıca kullandığım sahteler in yüzüşlerini kontrol edip farklı kombinasyonlar nasıl yapabilirim diye tecrübe etmek.
Biraz kaşık denedim olmadı,en favori sahte mi taktım olmadı(yanlış anlamayın 13 liralık sahte) olmadı
bu şekilde saat 17 olmuş farkına varmadım.
Oturup balıkçı avuntuları düşüncelerine daldım'' daha zamanı var''sular henüz soğumadı''bu sene göç geç başlar''martılar yan uçuyor''yosunlar açık yeşil''etrafta tekneciler yok''ellerim üşümüyor kıçım donmuyor'' gibi züğürt tesellisi düşüncelere daldım.
Halbuki boğazın girişini tıkayan gırgırlar trolcüler yada kıyıya çıkacak kadar ağ bırakan tekneleri hiç düşünmedim.
Işık ile avlanma serbest olmuş hiç düşünmedim.
Saçma sapan düşüncelerden sıyrılıp en favori sahte mi takıp tekrar at çek yapmaya başladım, o esnada bir ''selamünaleyküm'' diyen bizim aziz reis in sesi ile tekrar Dünya'ya döndüm.
Aziz reis uzun zamandır tanıdığım sadece yem ile av yapan arkadaşımız''aleykümselam' ve daha sonra av muhabbetlerimiz den sonra o yemli takımının başına ben at çek yapmaya devam ettim.
Sahteyi fırlattığım da biraz rüzgar şiddetini arttırmıştı,misina iyice havalanınca o esnada uçmakta olan bir martı misinayı fark etmedi ki uçarken benim misinayı götürmeye başladı.
Olayı sadece seyretmek zorunda kaldım hamle yapmadım belki kurtulur diye,misinayı götürdükçe sahte martıya hızla yaklaştı ve muhtemel sonuç gerçekleşti.
Martı yakalandı ve kurtulma imkanı % 0,hayvana daha fazla acı çektirmemek için mümkün olduğunca yavaş yavaş kıyıya çekmeye çalıştım.
Tabii arkadaşları sürüsüne bereket tepemde sorti yapmaya başladılar,O esnada durumu gören Aziz reis imdadıma yetişti ve martıyı kıyıya aldık.
Sahte sadece martının kanat uçlarına takılmış ve misina kanatları arasına girmişti.
Aziz reis ve ben kanatlara odaklanmıştık fakat esas tehlike martının ağzında olduğunu fark ettik,çünkü hayvancağız daha önceden mantarlı ve üç iğneli bir çinekop takımını yutmuştu.
İğneler gaga etrafında ve gaga içindeki dil kısmın daydı,mantar ise gaga kenarından sarkıyordu.
Aziz reis bana baktı ben ona baktım ve başladık ameliyata.
Yanımda getirdiğim küçük karga burun ile iğneleri tek tek çıkartmaya çalıştık, ben iğneler ile uğraşırken aziz reis martıyı ve bize sorti yapan martıları kontrol etmeye çalışıyordu.
Sahteyi çıkartmak tehlikesiz ve kolay oldu ama yemli takımı çıkarana kadar epey bir uğraş verdik.
Martıyı kurtardıktan sonra Aziz reis''iyi ki sahte ne yakalanmış yoksa diğer takım yüzünden fazla yaşamazdı'' dedi.
Hayatımda ilk defa bir martı tuttuğuma sevindim.
Yemli takım ile avlanan arkadaşlar kullanmadığınız takımları ne av yaptığınız yere nede deniz atın.
Denizde martı karada kedilerin ölümüne sebep olabilir.
İğnelerin uçlarını kırın en azından bir kap yada poşete atın çünkü çöp kovalarını karıştırıp ekmek parası peşinde olan insanlar da yaralanabilir.
Not
Sözüm meclisten dışarı burada bir çok arkadaş bilinçlidir zaten