Akşam üstü arkadaşı aradım,ne yapıyorsun diye,üsküadarda yım malzeme alıyorum dedi,duydunmu dedim üskaüda rsahilde balık yakalamak yasaklanmış,yoo dedi burası ana baba günü gibi olta atan atana,demek yasak 2 gündü yada zabıtalar gitti yasak selindi
Haftanın 3 günü sahilde isem 1 günü ailem ile oluyor Üsküdar özelinde konuşalım o zaman vapur iskelesi ve radar arası olta balıkçılarının yoğun olduğu yer radardan hareme kadar olta atan göremezsin genelde sahil yürüyüşümü radardan harem e kadar yaparım.Senin kurşunun birini yaralama ihtimali olduğu için sen kusurlu veya potansiyel kusurlusun. Bu nedenle o alanda balık tutmak yaya olarak oradan geçen birinin hakkına tecavüz oluyor.
Bu durumda şöyle bir empati yapabilirsiniz. Ailenizle sahilde yürüyüşe çıktınız. Oltacılara dikkat etmekten, dur kalk ilerlemekten yürüyemez duruma geldiniz diyelim. Üstüne bir oltacı da "buradan geçme, benim alanıma giriyorsun" derse ne dersiniz.
Ben de balık tutmayı çok seviyorum. Ama dar alanda, ayak altı yerlerde veya birine zarar vereceğini düşündüğüm yerlerde strese giriyorum ve avı bırakıyorum. Mesela bir iskelede dibime başka biri gelip olta atarsa merayı ona bırakırım. Hiç uğraşmam.
İstanbul'da hayat başka. Balıkçıları kimse düşünmemiş. Yok sayılmış. Aslında İstanbul olta balıkçılığı başlı başına bir kültürdür. Kendi lisanı bile vardır.
Ne zaman bir İstanbul tanıtım videosu yayınlansa Galatadaki oltacılardan bir kaç saniyelik görüntü konur. Zaten İstanbulu İstanbul yapan boğazı ve balığı değil midir? Boğaz - Lüfer - Rakı. Anason ve ızgara balık kokusudur İstanbul.
İşine geldiğini kullanır, işine gelmediğini yok ederiz. Balını yeriz, arısını öldürürüz biz. Sonra niye bal yok diye birbirimize bakarız.
Yaya ve oltacı evet aynı yerde olmuyor. Olması da mümkün değil. Bu nedenle İstanbulun sembol görüntülerinden biri olan balıkçılara tahsis edilmiş yerler inşaa edilerek bu kültür yaşatılmalıdır.
Senin kurşunun birini yaralama ihtimali olduğu için sen kusurlu veya potansiyel kusurlusun. Bu nedenle o alanda balık tutmak yaya olarak oradan geçen birinin hakkına tecavüz oluyor.
Bu durumda şöyle bir empati yapabilirsiniz. Ailenizle sahilde yürüyüşe çıktınız. Oltacılara dikkat etmekten, dur kalk ilerlemekten yürüyemez duruma geldiniz diyelim. Üstüne bir oltacı da "buradan geçme, benim alanıma giriyorsun" derse ne dersiniz.
Ben de balık tutmayı çok seviyorum. Ama dar alanda, ayak altı yerlerde veya birine zarar vereceğini düşündüğüm yerlerde strese giriyorum ve avı bırakıyorum. Mesela bir iskelede dibime başka biri gelip olta atarsa merayı ona bırakırım. Hiç uğraşmam.
İstanbul'da hayat başka. Balıkçıları kimse düşünmemiş. Yok sayılmış. Aslında İstanbul olta balıkçılığı başlı başına bir kültürdür. Kendi lisanı bile vardır.
Ne zaman bir İstanbul tanıtım videosu yayınlansa Galatadaki oltacılardan bir kaç saniyelik görüntü konur. Zaten İstanbulu İstanbul yapan boğazı ve balığı değil midir? Boğaz - Lüfer - Rakı. Anason ve ızgara balık kokusudur İstanbul.
İşine geldiğini kullanır, işine gelmediğini yok ederiz. Balını yeriz, arısını öldürürüz biz. Sonra niye bal yok diye birbirimize bakarız.
Yaya ve oltacı evet aynı yerde olmuyor. Olması da mümkün değil. Bu nedenle İstanbulun sembol görüntülerinden biri olan balıkçılara tahsis edilmiş yerler inşaa edilerek bu kültür yaşatılmalıdır.
Maalesef benide başıma geldi geçtiğimiz hafta avlanırken ilk atışımda daha takıldı oltam, biraz zorlanıp çıkarmaya çalışırken yerinden kurtuldu ve yanımdan geçerken gördüm matrix gibi ağır çekimde, o sırada hanım arkamdaymış termosu kayalıklara yerleştirmeye çalışıyormuş dank diye kafasına isabet etti, tabi kafası yaralandı kanadı, Allah'a şükürler olsun ki hafif bir şekilde atlatıldı. Daha ciddi sonuçlar doğurabilir ciddi bir yararlanma söz konusu olabilirdi.