Merhabalar
Gerek balık çıkan yerlerin uzaklığı, gerek kalabalıklığı, gerek balığın olduğu alanlardaki sorumsuz hoyratlıklar yüzünden kıyı avına gitmez oldum İstanbul'da.. Neyse ki bu saydıklarım şimdilik balığın da ana geçit kapısı olan İstanbul Boğazı için geçerli. En son ne zaman Boğaz'a olta atmaya gittiğimi hatırlamıyorum. Balığın benim yakınlarıma gelmesi de zaman aldığından hiç bir şey yapmayıp evde kös kös oturmayı tercih ederken sanırım tembelliğe de iyice alıştım. Kısaca oldum internet balıkçısı, hatta Facebook balıkçısı. Kim avlanmışsa onu "Like"lamakla geçen bir hayat sürerken geçmişin ayrılmaz balıkçılık partnerim/kayın biraderim Can "hadi kalk, balığa gidiyoruz" deyince hemen toparlanıp yola çıkmaya hazır hale geldim. Her ne kadar sürekli ava gitmesem de tüm malzemeler hazır kıta formunda olduğundan hazırlanmak zor olmadı.
20 km lik İstanbul trafiğinden oluşan güzergahı maalesef bir saatte zor aldık. Ben aracı park ederken Can tekneyi hazırlamaya koyuldu ve saat 20:00 sularında denize açılmaya başladık. Prens Adalarının önü bayram yeri gibi ışıl ışıldı parlıyordu teknelerin ışıkları ile. Biz de uygun bir yere konuşlanarak takımları hazırlayıp yemleyerek saldık suya.
İlk başlarda pek hareket olmadı. çapayı çekmeden dipte sürükleyerek yerimizi az biraz değiştirdik. Yeni yerde zaten hazır olan takımı hemen suya atarak beklemeye başlamıştık ki o herkesin beklediği, olmasını istediği an geliverdi. Evet evet, aşağıda bir şey çelik gibi, taptaze Karadeniz hamsisinden oluşan mönüyü test ediyordu. Hemen bir tasma atarak çekmeye başladım. O ana kadar yan teknelerden bir iki balık alındığını görmüştüm ve gördüğüm manzara da aslında çok hoşuma gitmemişti. Amaç Çinekop ve Sarıkanat olmasına rağmen gördüklerim hedeflenen boylardan biraz daha küçük balıklardı. Bu açıdan bakınca benim oltama gelecek olan da bunlara benzer bir şey olacak diye düşünüyordum ama yolda çılgınlar gibi oltamı çekiştiren şey bende acayip bir his oluşturmuştu. Hepimizin bildiği gibi bu tarz düşünceler bir tür film şeridi olarak geçiyor gözümüzün önünden ve süresi de aslında anlık. İşte bu kadar da kısa zaman içinde balık önce suda parıldadı ve hemen kaldırıp tekneye aldığımda gözlerime inanamadım.
O bir Lüfer'di.. Boğazların efendisi olan Lüfer..
Onu gördüğümde yaptığım tantana sanırım Adalar'dan bile duyulmuş olmalı. Ağzım kulaklarımda çılgınlar gibi taklalar atan Lüfer'i sakinleştirmeye çalışıyor, elime alıp iğneyi çıkarmak istiyorum ama ne fayda.. Zapt etmek mümkün değil. Bir kaç yerime iğneyi hafifçe saplamayı başaran balığı nihayet zapt ederek bir iki kare fotoğraf çektirdim.
Hamsi'nin kokusu ellerimize sinmesin istediğimizden mecburen eldiven kullanıyoruz. Elimde eflatun eldivenlerle lüfer pozu vermek güzel olmasa da o anı değiştirmek mümkün olmayacağından hatıralarda "eflatun eldivenli lüfer" olarak kalacak.. 🙂
Yaşadığım sevinci sosyal medyadan ve Whatsapp'dan paylaşırken Can'da ilk balığını tutup kovaya atmıştı.
Gecenin devamında çok vuruş oldu, çokca yem kestirildi, çokca balık salındı, bazı ufaklıklar mecburen alındı (iğneyi çok yutan, gözü çıkan vs). Balıklar genelde ince, sarıkanat hiç yok, bir miktar büyükleri önden mi gitti, arkadan mı geliyor bilmiyorum ama geri kalan balıklar çok da içime sinmedi. 🙁 2-3 tanesi hariç yine de yasal boylarda çinekop, hatta bazı boy listelerine göre kaba çinekoplardı. Lüfer hariç 15 civarı balıkla avı sonlandırdık.
Çeşitli tekniklerle, yöntemlerle lüfer avlamışlığım var ama tekneden sarkıtma takımla ilk defa Lüfer yakaladım. İyi bir tecrübe oldu.
Genellikle klasik dip takımına benzer bir takım kullanıyor tekne avcıları.
Derinlik ve akıntıya göre değişmekle birlikte 50-75 gr kurşun, 60-70 cm beden ve bu bedene 20-30 cm lik köstekle bağlı ikili ya da üçlü hırsızlı takım. İğneler genelde 2-3 numara.
Benim kullandığım takım 50 gr bedene sabitlenmiş delikli kurşun altına bağlanmış 50-60 cm uzunluğundaki kolun ucuna bağlı bir adet 1.0 ve iki adet 1 numara iğne bağlı takımdı. İğneler büyük olduğu için yemi de kafa kuyruk dahil olarak taktım. Dik durması için iğneleri balığın ağzından ve galsamalarından geçirerek sapladım ve en üstteki iğneye de misina ile düğüm attım. Lüfer bu yeme geldi ama bir daha ne kendisinden ne de benzerlerinden haber alan olmadı.
Bu takım kısa zamanda gam yaparak bedene dolaşmaya başlayınca ben de mecburen herkesin kullandığı takıma geçtim.
Balıklar büyüsün, peşinde olan herkese de büyükleri rast gelsin.
Kamış: Shimano Bassterra MH 2,74
Makine: Shimano Aernos 5000 XT
Balığın gündüz gözüyle uğurlama öncesi son pozları. 🙂
Lüfer tam 30 cm geldi.
Gerek balık çıkan yerlerin uzaklığı, gerek kalabalıklığı, gerek balığın olduğu alanlardaki sorumsuz hoyratlıklar yüzünden kıyı avına gitmez oldum İstanbul'da.. Neyse ki bu saydıklarım şimdilik balığın da ana geçit kapısı olan İstanbul Boğazı için geçerli. En son ne zaman Boğaz'a olta atmaya gittiğimi hatırlamıyorum. Balığın benim yakınlarıma gelmesi de zaman aldığından hiç bir şey yapmayıp evde kös kös oturmayı tercih ederken sanırım tembelliğe de iyice alıştım. Kısaca oldum internet balıkçısı, hatta Facebook balıkçısı. Kim avlanmışsa onu "Like"lamakla geçen bir hayat sürerken geçmişin ayrılmaz balıkçılık partnerim/kayın biraderim Can "hadi kalk, balığa gidiyoruz" deyince hemen toparlanıp yola çıkmaya hazır hale geldim. Her ne kadar sürekli ava gitmesem de tüm malzemeler hazır kıta formunda olduğundan hazırlanmak zor olmadı.
20 km lik İstanbul trafiğinden oluşan güzergahı maalesef bir saatte zor aldık. Ben aracı park ederken Can tekneyi hazırlamaya koyuldu ve saat 20:00 sularında denize açılmaya başladık. Prens Adalarının önü bayram yeri gibi ışıl ışıldı parlıyordu teknelerin ışıkları ile. Biz de uygun bir yere konuşlanarak takımları hazırlayıp yemleyerek saldık suya.
İlk başlarda pek hareket olmadı. çapayı çekmeden dipte sürükleyerek yerimizi az biraz değiştirdik. Yeni yerde zaten hazır olan takımı hemen suya atarak beklemeye başlamıştık ki o herkesin beklediği, olmasını istediği an geliverdi. Evet evet, aşağıda bir şey çelik gibi, taptaze Karadeniz hamsisinden oluşan mönüyü test ediyordu. Hemen bir tasma atarak çekmeye başladım. O ana kadar yan teknelerden bir iki balık alındığını görmüştüm ve gördüğüm manzara da aslında çok hoşuma gitmemişti. Amaç Çinekop ve Sarıkanat olmasına rağmen gördüklerim hedeflenen boylardan biraz daha küçük balıklardı. Bu açıdan bakınca benim oltama gelecek olan da bunlara benzer bir şey olacak diye düşünüyordum ama yolda çılgınlar gibi oltamı çekiştiren şey bende acayip bir his oluşturmuştu. Hepimizin bildiği gibi bu tarz düşünceler bir tür film şeridi olarak geçiyor gözümüzün önünden ve süresi de aslında anlık. İşte bu kadar da kısa zaman içinde balık önce suda parıldadı ve hemen kaldırıp tekneye aldığımda gözlerime inanamadım.
O bir Lüfer'di.. Boğazların efendisi olan Lüfer..
Onu gördüğümde yaptığım tantana sanırım Adalar'dan bile duyulmuş olmalı. Ağzım kulaklarımda çılgınlar gibi taklalar atan Lüfer'i sakinleştirmeye çalışıyor, elime alıp iğneyi çıkarmak istiyorum ama ne fayda.. Zapt etmek mümkün değil. Bir kaç yerime iğneyi hafifçe saplamayı başaran balığı nihayet zapt ederek bir iki kare fotoğraf çektirdim.
Hamsi'nin kokusu ellerimize sinmesin istediğimizden mecburen eldiven kullanıyoruz. Elimde eflatun eldivenlerle lüfer pozu vermek güzel olmasa da o anı değiştirmek mümkün olmayacağından hatıralarda "eflatun eldivenli lüfer" olarak kalacak.. 🙂
Yaşadığım sevinci sosyal medyadan ve Whatsapp'dan paylaşırken Can'da ilk balığını tutup kovaya atmıştı.
Gecenin devamında çok vuruş oldu, çokca yem kestirildi, çokca balık salındı, bazı ufaklıklar mecburen alındı (iğneyi çok yutan, gözü çıkan vs). Balıklar genelde ince, sarıkanat hiç yok, bir miktar büyükleri önden mi gitti, arkadan mı geliyor bilmiyorum ama geri kalan balıklar çok da içime sinmedi. 🙁 2-3 tanesi hariç yine de yasal boylarda çinekop, hatta bazı boy listelerine göre kaba çinekoplardı. Lüfer hariç 15 civarı balıkla avı sonlandırdık.
Çeşitli tekniklerle, yöntemlerle lüfer avlamışlığım var ama tekneden sarkıtma takımla ilk defa Lüfer yakaladım. İyi bir tecrübe oldu.
Genellikle klasik dip takımına benzer bir takım kullanıyor tekne avcıları.
Derinlik ve akıntıya göre değişmekle birlikte 50-75 gr kurşun, 60-70 cm beden ve bu bedene 20-30 cm lik köstekle bağlı ikili ya da üçlü hırsızlı takım. İğneler genelde 2-3 numara.
Benim kullandığım takım 50 gr bedene sabitlenmiş delikli kurşun altına bağlanmış 50-60 cm uzunluğundaki kolun ucuna bağlı bir adet 1.0 ve iki adet 1 numara iğne bağlı takımdı. İğneler büyük olduğu için yemi de kafa kuyruk dahil olarak taktım. Dik durması için iğneleri balığın ağzından ve galsamalarından geçirerek sapladım ve en üstteki iğneye de misina ile düğüm attım. Lüfer bu yeme geldi ama bir daha ne kendisinden ne de benzerlerinden haber alan olmadı.
Bu takım kısa zamanda gam yaparak bedene dolaşmaya başlayınca ben de mecburen herkesin kullandığı takıma geçtim.
Balıklar büyüsün, peşinde olan herkese de büyükleri rast gelsin.
Kamış: Shimano Bassterra MH 2,74
Makine: Shimano Aernos 5000 XT
Balığın gündüz gözüyle uğurlama öncesi son pozları. 🙂
Lüfer tam 30 cm geldi.