Galata köprüsüne ben çocukken giderdim o zaman alt kat vardı oradan tutardık. Oranın esnafı gece belli yerlere ilişken atardı oltasını takıp kopartan gider yeni olta alırdı gece geç saatte herkes gidince o ilişkenleri çeker, üzerlerine takılan takımları toplar, düzenler gene satarlardı. Oradaki esnafla dost olursan sana o gün ilişken nerede söylerlerdi oraya atmazdın. O zamanlar böyle malzeme bolluğu yoktu. Kamış çok azdı elle tutardın hep, olan kamışlar da fiber leş gibi ağır kamışlardı. Perşembe pazarının oralarda bir yerde Adalı diye bir malzemeci vardı malzememizi ondan alırdık, ucuz olurdu. İğneleri hep Mustad marka alırdık. Başka doğru dürüst iğne de yoktu zaten. Üzerinde kaplumbağa resmi olan fransız misinalar vardı. Üzerindeki resimden dolayı onlara kaplumbağa misina derdik. Bu misinalar biraz sertti ve el ile tututuğumuz zaman misinayı çekince yerde yayılır ve karışmazdı. O köprüde kova kova lüferler tutardık. Eve döndüğümde komşular uzaktan görünce yeter bize balık bırakma derlerdi. Şimdi Galata köprüsünde git aynı balık var deseler, ne balığı çıkarsa çıksın gitmem, o hengamenin içine girmem.