Dün istavrit için 6:30'da boğaza gittik loş ortamda açtık takımları bağladik çaparileri , güneş doğarken çapari yapar dedik.
Yapmadı.
8 gibi başlar dedik.
Başlamadı.
9 gibi başlayacak diye kendimizi avuttuk.
Yine başlamadı.
Yılmadık.
Mekan değiştirelim dedik. 500m yer değiştirdik.
Yine olmadı.
Moraller bozuldu. Bir gün önce yağma olan istavritin günü gününü tutmadı. Saat oldu 10:30.
Gümüş çaparisi taktık oyalandık yalandan biraz. Derken... sol taraftan "Kara göründüüüüüü!" nidasına benzer bir haykırış işittik, baktık amcanın biri tesbih gibi dizili çıkardı. Sonra hücum eden askerler gibi oturan herkes yapıştı oltalara. Gümüş çaparisini nasıl çıkardığımı bilmiyorum saniyeler içinde. Hemen diğerini köpükten açıp takıp nasıl attım kendim bile şaşıyorum. Peşine abandım. Dipledim. Birinci germe, ikinci germe... Derken kütür kütür kütür! İşte bu! 4 saat sonra hele şükür. Tavayı yarılayacak balığı ilk doldurmada alabildim çok şükür. Peşine 2'li 6'lı 4'lü derken keyifler gıcır balıklar şıkır şıkır. İri mi iri , taze mi taze oh mis.
12 gibi yemelik balığı aldık. Topladık gırgırlar fink atarken evin yolunu tuttuk. Kahvaltı yapmıştı ev ahalisi. Ama gözüm inci gibi istavritte. Hemen temizledim 3-5 tane. Mısır unu buğday unu karışık bol yağda hafif hafif fıkır fıkır kızarttım. O taze balığın eti kendi kendine ayrılıyor ya kılçıktan. Anlatılamaz... Yanına söğüş möğüş. Budur. Olması gereken budur.
Daha iyisi daha güzeli hepimize rast gelsin.
99928 dosyayı görüntüle
99929 dosyayı görüntüle