Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için forumka kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.
Süper bir yazı çok beğendim siz yazar olmalısınız mesleğinizi merak ettim doğrusu ne iş yapıyorsunuz...Acemi bir balıkçının neler çektiği, nasıl öğrendiği ve öğrenmediği sergilenmiş olsun
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
(7) 31.10.2014 Cuma
==========================================================
Dördüncü çinekop
Beş kişiyiz sahilde. Ben, orta yaşlarda kasketli bir adam, yaşlı bir amca ve genç bir çift.
Aslında balık tutmaya gelmedim; iş dönüşü balık durumuna bakayım diye sahile uğradım.
“Çinekop şimdi başladı” dedi, kasketli olan. Hay Allah! Ne zaman ben olmasam balık akmaya başlıyor. Aslında çantamda portatif, ufak bir spin kamış var, ama olur mu ki? Bu kamışla en fazla 60 gramlık kurşun atabilirim.
“Akıntı yok zaten, bence at! İstiyorsan bende takım da var, yem de var” dedi aynı adam. Üstümde iş kıyafetleri var, hava deli gibi soğuk, ama işte gidemiyorum; balık çekildiğini görünce oraya çakılıp kaldım.
Bu kasketli de beni baştan çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Kararsızlık içinde etrafı gözlüyorum.
Genç çift çok neşeli.
Kasketli balıkçı onların çok sevimli olduğunu düşünüyor. Bakışından belli!
Yaşlı amca ise belli ki onların çok gürültücü olduğunu düşünüyor. Onun da bakışından belli!
Rahat durmuyorlar, sürekli sağa sola laf atıp duruyorlar, gülüyorlar, şakalaşıyorlar. Kasketli balıkçı hoşlanıyor bundan, diğeri ise “bana bulaşmasınlar” diye suratını asıyor, hiç o tarafa bakmıyor.
Ama genç kız onu da rahat bırakmıyor; arada ona da laf atıyor. “Senin sesin çıkmıyor amca, balıklar kaçmasın diye mi sessizsin o kadar!” Arkasından bir kahkaha atıyor.
Gençler iki çinekop yakalamışlar. Kasketli’nin kovasında üç çinekop var, yaşlı amca ise dört çinekop yakaladı. Yaşlı amca çinekoplardan ikisini zaten ben oradayken yakaladı... ama birini kedi kaptı.
“Nasip” dedi sadece! Şimdi bir tane daha yakalayacak ve gidecek. “İki bana, iki hanıma… sonra da kalkar giderim” diyor.
Demek ki kedi, onun 'kalkıp gitme'sini çaldı. Kedi evde kocasını bekleyen yaşlı teyzeden 'kapının çalması'nı çaldı. En azından yarım saatlik bir şey çaldı.
Bu kedi yabancı değil, onu tanıyorum; yavruları var. Yani, yaşlı adamın dediği gibi: Nasip
Benle yaşlı amca onun oltasının yanında çömelmişiz; bana bakmadan, gözlerini kamışın ucundaki ışığa dikmiş vaziyette konuşuyor; bir tane daha yakalayınca nasıl gideceğini anlatıyor: hangi otobüsle gideceğini,
evinin Unkapanı’nda olduğunu, neden oradaki evi satıp başka bir yere gitmediklerini… ben hiçbir şey sormuyorum, o anlatıyor; anlatası var.
Amcanın sohbet edesi var, ama şu “gürültücü” gençlerle değil.
Dayanamayıp spin kamışı çıkardım, oltayı ödünç malzemelerle hazırladım. Spin kamışla, üstümde iş kıyafetleriyle yemli atıyorum.
Şu an kesin Boğaz’daki en şık balıkçıyımDurum komik…
***
Gençler bazen birbirlerine sarılıyorlar, erkek kolunu kızın beline dolamış birlikte kamışın ucundaki ışığa bakıyorlar.
Böyle şeyler asık suratlı amcaya yabancı; onun yaşamında öyle şeyler yok, belli ki hiç olmadı.
Burası insanların “bu partiyi daha önce denedik, şimdi daha önce denemediğimize oy verelim; bir de şu lideri deneyelim” diye düşünerek oy verdikleri bir ülke.
Aslında “asık surat”ı da daha önce denedik, “ciddiyet”i de daha önce denedik. Ne olur biraz da neşe’ye şans versek!
Genç kız zaten kendisine bir şans verilmesini bekleyecek gibi değil, bir kez daha sataştı yaşlı amcaya ve bu uzun çabanın sonunda sihirli bir şey oldu… yaşlı amca gülümsedi!
***
Spin kamışla yemli attım. Olmayacak duaya amin demek gibi bir şey bu! Çektim bir daha attım. Yem sağlam, demek iyi yerleştirmişim. Yine yakın düştü, çektim bir daha attım.
Derken bir ses! Zaten ne zaman böyle tuhaf bir şey yapsam illa ki takımcı İsmet’e yakalanırım.
“Ne o hocam, ne o, ne o? Yemli takımla at-çek yapılır mı?”
Açıklamaya başlıyorum, “hayır İsmet, aslında sadece geçiyordum, sonra baktım ki… şu amca dedi ki… ben de düşündüm ki..”
Beni dinlemiyor… benim çok basit bir şeyi bir türlü anlamayan bir aptal olduğumu düşünüyor olmalı. Ya İsmet, vallahi öyle değilim! Neyse, susalım… suçüstü yakalandık sonuçta!
Çok soğuk, hastalanacağım. Ama gidemiyorum. Dördüncü çinekopu bekliyorum. Hiç olmazsa yaşlı amca o son çinekopu yakalasın ben de rahat gideyim.
Demek ki kedi benim de eve gidişimi çaldı, kendime kahve yapıp ısınmamı çaldı. Nasip!
Aradan zaman geçti, balık gelmiyor artık.
Spin kamışı toparladım, çantaya yerleştirdim.
Gençler de toparlanıyorlar.
Dördüncü çinekop daha gelmedi aslında, ama üzerim incecik.
Herkese "iyi geceler" deyip oradan ayrıldım.
Ben giderken yaşlı amca eşyalarını toparlamakta olan genç kıza gülerek bir şeyler anlatıyordu
Güzel… bir de bu partiyi dene bakalım amca! Asık surattan ne hayır gördük ki!
---------------------------------------------------------------------------------------
Not:
Arkadaşlar buradaki ve daha önceki güzel yorumlarınız için çok teşekkür
ederim; hepsini okuyorum ve okumak çok keyif veriyor. Güzel yorumlar
okumak yenisini yazmak için teşvik edici oluyor.
Hepsine teker teker ve ayrı ayrı teşekkür etmek, cevap vermek isterdim;
ama izninizle ben buradaki yorumlar için sadece "teşekkür" butonunu
tıklayacağım, kendi yazılarıma yorum yapmayacağım.
Galiba bu daha doğru bir yöntem. Ama yorumlarınız, eleştirileriniz okunuyor,
ciddiye alınıyor, bilesiniz
Hepinize sevgiler, saygılar
Önceki Günlük Sayfası Sonraki Günlük Sayfası
cok güzel bir anıyı harika anlatmışşın zevkle okudumAcemi bir balıkçının neler çektiği, nasıl öğrendiği ve öğrenmediği sergilenmiş olsun
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
(7) 31.10.2014 Cuma
==========================================================
Dördüncü çinekop
Beş kişiyiz sahilde. Ben, orta yaşlarda kasketli bir adam, yaşlı bir amca ve genç bir çift.
Aslında balık tutmaya gelmedim; iş dönüşü balık durumuna bakayım diye sahile uğradım.
“Çinekop şimdi başladı” dedi, kasketli olan. Hay Allah! Ne zaman ben olmasam balık akmaya başlıyor. Aslında çantamda portatif, ufak bir spin kamış var, ama olur mu ki? Bu kamışla en fazla 60 gramlık kurşun atabilirim.
“Akıntı yok zaten, bence at! İstiyorsan bende takım da var, yem de var” dedi aynı adam. Üstümde iş kıyafetleri var, hava deli gibi soğuk, ama işte gidemiyorum; balık çekildiğini görünce oraya çakılıp kaldım.
Bu kasketli de beni baştan çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Kararsızlık içinde etrafı gözlüyorum.
Genç çift çok neşeli.
Kasketli balıkçı onların çok sevimli olduğunu düşünüyor. Bakışından belli!
Yaşlı amca ise belli ki onların çok gürültücü olduğunu düşünüyor. Onun da bakışından belli!
Rahat durmuyorlar, sürekli sağa sola laf atıp duruyorlar, gülüyorlar, şakalaşıyorlar. Kasketli balıkçı hoşlanıyor bundan, diğeri ise “bana bulaşmasınlar” diye suratını asıyor, hiç o tarafa bakmıyor.
Ama genç kız onu da rahat bırakmıyor; arada ona da laf atıyor. “Senin sesin çıkmıyor amca, balıklar kaçmasın diye mi sessizsin o kadar!” Arkasından bir kahkaha atıyor.
Gençler iki çinekop yakalamışlar. Kasketli’nin kovasında üç çinekop var, yaşlı amca ise dört çinekop yakaladı. Yaşlı amca çinekoplardan ikisini zaten ben oradayken yakaladı... ama birini kedi kaptı.
“Nasip” dedi sadece! Şimdi bir tane daha yakalayacak ve gidecek. “İki bana, iki hanıma… sonra da kalkar giderim” diyor.
Demek ki kedi, onun 'kalkıp gitme'sini çaldı. Kedi evde kocasını bekleyen yaşlı teyzeden 'kapının çalması'nı çaldı. En azından yarım saatlik bir şey çaldı.
Bu kedi yabancı değil, onu tanıyorum; yavruları var. Yani, yaşlı adamın dediği gibi: Nasip
Benle yaşlı amca onun oltasının yanında çömelmişiz; bana bakmadan, gözlerini kamışın ucundaki ışığa dikmiş vaziyette konuşuyor; bir tane daha yakalayınca nasıl gideceğini anlatıyor: hangi otobüsle gideceğini,
evinin Unkapanı’nda olduğunu, neden oradaki evi satıp başka bir yere gitmediklerini… ben hiçbir şey sormuyorum, o anlatıyor; anlatası var.
Amcanın sohbet edesi var, ama şu “gürültücü” gençlerle değil.
Dayanamayıp spin kamışı çıkardım, oltayı ödünç malzemelerle hazırladım. Spin kamışla, üstümde iş kıyafetleriyle yemli atıyorum.
Şu an kesin Boğaz’daki en şık balıkçıyımDurum komik…
***
Gençler bazen birbirlerine sarılıyorlar, erkek kolunu kızın beline dolamış birlikte kamışın ucundaki ışığa bakıyorlar.
Böyle şeyler asık suratlı amcaya yabancı; onun yaşamında öyle şeyler yok, belli ki hiç olmadı.
Burası insanların “bu partiyi daha önce denedik, şimdi daha önce denemediğimize oy verelim; bir de şu lideri deneyelim” diye düşünerek oy verdikleri bir ülke.
Aslında “asık surat”ı da daha önce denedik, “ciddiyet”i de daha önce denedik. Ne olur biraz da neşe’ye şans versek!
Genç kız zaten kendisine bir şans verilmesini bekleyecek gibi değil, bir kez daha sataştı yaşlı amcaya ve bu uzun çabanın sonunda sihirli bir şey oldu… yaşlı amca gülümsedi!
***
Spin kamışla yemli attım. Olmayacak duaya amin demek gibi bir şey bu! Çektim bir daha attım. Yem sağlam, demek iyi yerleştirmişim. Yine yakın düştü, çektim bir daha attım.
Derken bir ses! Zaten ne zaman böyle tuhaf bir şey yapsam illa ki takımcı İsmet’e yakalanırım.
“Ne o hocam, ne o, ne o? Yemli takımla at-çek yapılır mı?”
Açıklamaya başlıyorum, “hayır İsmet, aslında sadece geçiyordum, sonra baktım ki… şu amca dedi ki… ben de düşündüm ki..”
Beni dinlemiyor… benim çok basit bir şeyi bir türlü anlamayan bir aptal olduğumu düşünüyor olmalı. Ya İsmet, vallahi öyle değilim! Neyse, susalım… suçüstü yakalandık sonuçta!
Çok soğuk, hastalanacağım. Ama gidemiyorum. Dördüncü çinekopu bekliyorum. Hiç olmazsa yaşlı amca o son çinekopu yakalasın ben de rahat gideyim.
Demek ki kedi benim de eve gidişimi çaldı, kendime kahve yapıp ısınmamı çaldı. Nasip!
Aradan zaman geçti, balık gelmiyor artık.
Spin kamışı toparladım, çantaya yerleştirdim.
Gençler de toparlanıyorlar.
Dördüncü çinekop daha gelmedi aslında, ama üzerim incecik.
Herkese "iyi geceler" deyip oradan ayrıldım.
Ben giderken yaşlı amca eşyalarını toparlamakta olan genç kıza gülerek bir şeyler anlatıyordu
Güzel… bir de bu partiyi dene bakalım amca! Asık surattan ne hayır gördük ki!
---------------------------------------------------------------------------------------
Not:
Arkadaşlar buradaki ve daha önceki güzel yorumlarınız için çok teşekkür
ederim; hepsini okuyorum ve okumak çok keyif veriyor. Güzel yorumlar
okumak yenisini yazmak için teşvik edici oluyor.
Hepsine teker teker ve ayrı ayrı teşekkür etmek, cevap vermek isterdim;
ama izninizle ben buradaki yorumlar için sadece "teşekkür" butonunu
tıklayacağım, kendi yazılarıma yorum yapmayacağım.
Galiba bu daha doğru bir yöntem. Ama yorumlarınız, eleştirileriniz okunuyor,
ciddiye alınıyor, bilesiniz
Hepinize sevgiler, saygılar
Önceki Günlük Sayfası Sonraki Günlük Sayfası