Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için forumka kayıt olmalı yada giriş yapmalısınız. Forum üye olmak tamamen ücretsizdir.

Bu Ağları Bilen Varmı

OnuR67

Daimi Üye
Katılım
2 Eyl 2013
Mesajlar
1,731
Tepkime puanı
1,228
Puanları
113
Yaş
37
Konum
İstanbul / Gültepe (ZonguldaK)
Adı
Onur
Kan Grubu
O Rh Pozitif
Eskilerde boğazda, Marmara kıyılarında Ege'de bu ağlardan bol bulunurdu. Hatta bunların bulunduğu yerler ağın ismini almış semtler oldu. Dalyan.
İztuzun'da dalyan denilen böyle bir yer var. Kadıköy Çiftehavuzlar'da var.

Eski dalyanlarda ağlar böyle eğik değil denize genelde dik inerlerdi. Ağa giriş direğinin tepesinde akın zamanları biri tüner balık sürüsü içeri gidiğinde çıkışı kapardı.
Dalyan tekneleri Viking gemileri gibi uzun olur forsalar kürek çekerek salyangoz hızıyla dalyana ulaşır ve içeri giren balıklar toplanırdı.
bülent abi aydınlattığın için teşekkürler


LT26i cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Dündar

Daimi Üye
Katılım
9 Tem 2013
Mesajlar
1,187
Tepkime puanı
1,884
Puanları
0
Konum
.......
Adı
.........
Eskilerde boğazda, Marmara kıyılarında Ege'de bu ağlardan bol bulunurdu. Hatta bunların bulunduğu yerler ağın ismini almış semtler oldu. Dalyan.
İztuzun'da dalyan denilen böyle bir yer var. Kadıköy Çiftehavuzlar'da var.

Eski dalyanlarda ağlar böyle eğik değil denize genelde dik inerlerdi. Ağa giriş direğinin tepesinde akın zamanları biri tüner balık sürüsü içeri gidiğinde çıkışı kapardı.
Dalyan tekneleri Viking gemileri gibi uzun olur forsalar kürek çekerek salyangoz hızıyla dalyana ulaşır ve içeri giren balıklar toplanırdı.
Bunu daha öncede eski İstanbul'dan bahseden birinden okumuştum ağabey.

Bu arada senin o turşulardan bir kaç tane buldum:p
 

Horozbina

Daimi Üye
Katılım
18 Ocak 2012
Mesajlar
2,270
Tepkime puanı
3,797
Puanları
113
Konum
Tekirdağ / İstanbul / Ören
Adı
Bülent
Bunu daha öncede eski İstanbul'dan bahseden birinden okumuştum ağabey.

Bu arada senin o turşulardan bir kaç tane buldum:p
:):)

Dalyan tekneleri çok ilginçti, aynı Viking uzun gemilerine benzerdi, hem eni boyu hem iki ucunun formu nedeniyle. Benim bildiğim zamanlarda sadece yelkenleri eksikti Viking teknelerinden.

Dalyan tekneleri ile ilgili resim aradım bulamadım. Fenerbahçe koyunda sabah sislerin içinde ağır ağır çekilen 8-10 kürekle yavaş yavaş dalyana ulaşmaları geldi aklıma.

Dalyan gezi turları, dalyan köfte, dalyan otel pansiyon, dalyanla ilgisiz ne ararsan var internette ama bu ilginç teknelerin resmini ben bulamadım.

Anlattığım tekne formu bozulmuş bir resme son anda ulaştım. Ama normalleri böyle değildi.

Kazıklar ve ağlardan oluşan Geleneksel Balıkçılığın yok olmuş türüne ait fazla bilgi yok.


İstanbul'un Son Dalyanı on Vimeo

DALYAN ÇEŞİTLERİ

ŞİRA DALYANI:
“Büyük şira”, “Yarım şira” diye iki çeşittir. Orkinos, torik, palamut gibi balıkların avlanmasında kullanılır.

ÇEKME DALYAN: Uzun germeleri olan bir dalyandır. Çardak şeklinde gözetleme yerleri vardır. Daha çok derinlikleri 3-3,5 kulaç olan sularda kurulur.

KURTAĞZI DALYANI: Birbirine benzeyen aralıklı iki dalyandan meydana gelmiştir. Uskumru, kefal, lüfer, gümüş, çinekop bu dalyanla avlanır. Dalyanın ağzı bahar mevsiminde lodosa, güzün poyraza çevrilir.

KIRMA KİPASTİ DALYANI: Kurtağzı dalyanı gibi iki dalyandan meydana gelmiştir. Ancak kurtağzı dalyanından çok daha küçüktür. Kırma kipasti dalyanı daha çok palamut, lüfer, kefal, torik avında kullanılır.

ÇİT DALYANI: çoğu zaman kıyıya yakı göllerin denize yakın kısmında, bazı göllerin de ayaklarında, ağaçtan kazık ve çubuklarla kurulur. Yapılışı diğer dalyanlarınkinden farklıdır.

DİREKSİZ DALYAN: Direkleri olmayan dalyanlardır. Ağlar büyük mantarlarla bağlanıp denize sarkıtılır. Daha çok Fransa’nın Akdeniz kıyılarında balık avlamak için kullanılır.
1961 TARİHLİ İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ’NE GÖRE MARMARA VE BOĞAZİÇİ DALYANLARI
Reşat Ekrem Koçu’nun hazırlamış olduğu 1961 tarihli “İstanbul Ansiklopedisi”ndeki “Dalyan maddesi”nde Marmara Suları ve Boğaziçi’nde kurulan dalyanların isimleri ve sayıları bilginin kaynağı gösterilerek verilmiştir:
1) Karaburun Dalyanı (Boğaz dışında Rumeli yakası’nda)
2) Kilyos Dalyanı (Boğaz dışında Rumeli yakası’nda)
3) Uzuncaburun Dalyanı Dalyanı (Boğaz dışında Rumeli yakası’nda)
4) Marmaracık Dalyanı (Boğaz dışında Rumeli yakası’nda)
5) Öreke Dalyanı (RumeliFeneri önünde)
6) Bağlaraltı Dalyanı (Rumeli Feneri, Garipçe arasında)
7) Büyükliman Dalyanı (Yukarı boğaz Rumeli yakası)
8) Karataş Dalyanı (Yukarı boğaz Rumeli yakası)
9) Mavromolus Dalyanı (Yukarı boğaz Rumeli yakası)
10) Sırataş Dalyanı (Yukarı boğaz Rumeli yakası)
11) Otuzbirsuyu Dalyanı (Rumelikavağı)
12) Telli Tabya Dalyanı (Yenimahalle)
13) Pazarbaşı Dalyanı (Yenimahalle)
14) Mesarburnu Dalyanı
15) Bülbül Sokağı Dalyanı (Büyükdere)
16) Barutçubaşı Dalyanı (Büyükdere)
17) Kirka Dalyanı (Büyükdere)
18) Çayır Dalyanı Dalyanı
19) Büyükdere Dalyanı
20) Kefeliköyü Dalyanı
21) Kalender Dalyanı (Tarabya)
22) Yeniköy Dalyanı
23) İstinye Dalyanı
24) Bebek Dalyanı
25) Küçükbebek Dalyanı
26) Salıpazarı Dalyanı
27) Ahırkapı Dalyanı
28) Kumkapı Dalyanı
29) Yedikule Dalyanı
30) Salistre Dalyanı
31) Şabka Dalyanı (Caddebostanı)I
32) Kiri Dalyanı (Caddebostanı)
33) Üsküdar Dalyanı
34) Çengelköyü Dalyanı
35) Vaniköy Dalyanı
36) Kanlıca Dalyanı
37) Toptaş Dalyanı (Beykoz)
38) Karacaburun Dalyanı (Beykoz)
39) Beykoz Dalyanı
40) Beykoz Kasrı Dalyanı
41) Umuryeri Dalyanı
42) Anadolukavağı Dalyanı
43) Filburnu Dalyanı (Yukarı Boğaz-Anadolu yakası)
44) Anadolufeneri Dalyanı (Yukarı Boğaz-Anadolu yakası)
45) Soğan Adası Dalyanı (İrva-Yomburnu arası)
İstanbul'un Son Dalyanı
from İsa Şimşek 1 year ago NOT YET RATED
“Bir tek ben kaldım” derken yüzünde hüzün ve mahcup bir gurur var dalyancı Mustafa Kılınç’ın. Öyle ya, çok değil daha yüz yıl önce elli sekiz tane olan Boğaz’daki dalyan balıkçılarının son temsilcisi olmak kolay değil. Kolay olan son model sonarlarla donatılmış arşın arşın teknelerle denizin bilmem kaç kulaç derinine ağ atmak. Dalyan zor; kurmak zor, beklemek zor, toplamak zor. Zor kere zor yani.
Yeri de belli boyu da dalyan ağlarının. 3 yüz yıldır kuruluyor Beykoz’da, artık olmayan boğazın diğer dalyanları gibi. İlk yıllarında nasıl kurulduysa öyle kurulmak zorunda. Denenmiş, yeri 5 metre oynasa ya da az da olsa açısı değişse gelmiyor balık.
Balık milletinin öyle zannedildiği gibi kıt akıllı olmadığını söylüyor dalyancı Mustafa. Tecrübe konuşuyor: “Balık sürüyle gezerken her zaman öncü bir grup olur. Üç – beş balık gider önden. Arkadaki sürü onların kuyruk hareketlerini izler. Ola ki bir tehlike sezdi öncüler. Daha onlar dönüşe geçtiğinde sürünün arkası ön olur. Kaçış o kaçış.”
İşte usta kapakçı burada devreye giriyor. Kızgın güneşin altında sabahtan akşama denizi izleyen kapakçı bu öncü grubu gördüğünde sesleniyor maunada bekleyenlere: Bas Bas! Daha cümlesi bitmeden dalyanın ağzı kapanmalı. Sürünün dalyandan kaçış süresi sekiz saniye, kapak en erken 1,5 dakikada kapanıyor. Artık kısmette ne varsa.

Mauna dediğin koca bir kayık. Ne motoru var ne küreği. Birol’un, Muhammed’in, Cüneyt’in ve diğer tayfanın ipleri çekmesiyle kıyıdan ilerliyor dalyanın içine. Ağlar elleniyor, sonra Çakır’ın sesi duyuluyor; Hadi vira! Ağın içine toplanan balık yavaşça bir uca sürülüyor. İşini savsaklayana kapaktan Murat sesleniyor: Asiiiil! Hızını alamayana Kadir Emmi gürlüyor: “Tora bas Topuz, tora bas!” Sinirler de ağlar kadar gergin şimdi. Neredeyse hepsi Amasralı tayfanın. Neden diye soruyorum Mustafa Reis’e “Güzel insanlar be” diye cevap veriyor gülümseyerek.
Balıklar maunada. Ayıklamak lazım cinsine göre. Çaça Karadeniz’e geçeli ay oldu neredeyse. İstavrit, sardalya, kıraça var bu aralar nasipte. Yeni yeni barbun teşrif eder oldu. Bunlar bizim gördüklerimiz tabi. Daha büyüğünü görmeye izin yok. Nazar var, kem göz var.
Bakmayın daha büyüğü dediğimize. Bir zamanlar orkinos için kurulan bu dalyanda, kalkan balığı da kılıç balığı da olurmuş. Ama şimdi Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İstanbul Destanı’ndaki bir nostaljiden ötesi değil. “İstanbul deyince aklıma/
 Kocaman bir dalyan gelir/
 Kimi paslı bir örümcek ağı gibi/
 Gerinir Beykoz´da/
 Kimi Fenerbahçe´de yan gelir/ 
Dalyanda kırk tane Orkinos/
 Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir.”
Kim bilir belki Mustafa Reis haklıdır, belki gerçekten “Bir gün bu da tarih olur.”

İSTANBUL DESTANI
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu´da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu´da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul´a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz´da
Kimi Fenerbahçe´de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider


İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane´de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu´dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter´e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul´u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata´dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

İstanbul deyince aklıma
Said´in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said´e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said´in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer´den gelir Pendik´ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm´ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm´lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm´cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun´dan Sürmene´den Sinop´tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
 

Dündar

Daimi Üye
Katılım
9 Tem 2013
Mesajlar
1,187
Tepkime puanı
1,884
Puanları
0
Konum
.......
Adı
.........
:):)

Dalyan tekneleri çok ilginçti, aynı Viking uzun gemilerine benzerdi, hem eni boyu hem iki ucunun formu nedeniyle. Benim bildiğim zamanlarda sadece yelkenleri eksikti Viking teknelerinden.

Dalyan tekneleri ile ilgili resim aradım bulamadım. Fenerbahçe koyunda sabah sislerin içinde ağır ağır çekilen 8-10 kürekle yavaş yavaş dalyana ulaşmaları geldi aklıma.

Dalyan gezi turları, dalyan köfte, dalyan otel pansiyon, dalyanla ilgisiz ne ararsan var internette ama bu ilginç teknelerin resmini ben bulamadım.

Anlattığım tekne formu bozulmuş bir resme son anda ulaştım. Ama normalleri böyle değildi.

Kazıklar ve ağlardan oluşan Geleneksel Balıkçılığın yok olmuş türüne ait fazla bilgi yok.


İstanbul'un Son Dalyanı on Vimeo








İSTANBUL DESTANI
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu´da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu´da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul´a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz´da
Kimi Fenerbahçe´de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider


İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane´de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu´dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter´e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul´u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata´dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

İstanbul deyince aklıma
Said´in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said´e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said´in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer´den gelir Pendik´ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm´ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm´lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm´cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun´dan Sürmene´den Sinop´tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Bir solukta okudum.
Aktarımın için teşekkürler ağabey.

Not : Her insana karşı bu konuda eşit davranıyorsun hiç üşenmeden saatlerce basit bir soruya dahi bütün detaylarıyla cevap veriyorsun, aktarıyorsun.
Senin en çok bu yanını seviyorum ağabey.
Eksik olma.
Foruma , bizlere katkın büyük.
Varol.
 

Dündar

Daimi Üye
Katılım
9 Tem 2013
Mesajlar
1,187
Tepkime puanı
1,884
Puanları
0
Konum
.......
Adı
.........
Yalnız İstanbul denince benim aklıma gelen tek şey Heybeli ada'da uyandığım o sabah.
3 - 5 martı sabahın köründe dikmişti ayağa.
Güne gözlerimi açtığım en güzel gündü benim için.
Detayları önemsiz.
Ah ulan İstanbul ah:D
 

OnuR67

Daimi Üye
Katılım
2 Eyl 2013
Mesajlar
1,731
Tepkime puanı
1,228
Puanları
113
Yaş
37
Konum
İstanbul / Gültepe (ZonguldaK)
Adı
Onur
Kan Grubu
O Rh Pozitif
:):)

Dalyan tekneleri çok ilginçti, aynı Viking uzun gemilerine benzerdi, hem eni boyu hem iki ucunun formu nedeniyle. Benim bildiğim zamanlarda sadece yelkenleri eksikti Viking teknelerinden.

Dalyan tekneleri ile ilgili resim aradım bulamadım. Fenerbahçe koyunda sabah sislerin içinde ağır ağır çekilen 8-10 kürekle yavaş yavaş dalyana ulaşmaları geldi aklıma.

Dalyan gezi turları, dalyan köfte, dalyan otel pansiyon, dalyanla ilgisiz ne ararsan var internette ama bu ilginç teknelerin resmini ben bulamadım.

Anlattığım tekne formu bozulmuş bir resme son anda ulaştım. Ama normalleri böyle değildi.

Kazıklar ve ağlardan oluşan Geleneksel Balıkçılığın yok olmuş türüne ait fazla bilgi yok.


İstanbul'un Son Dalyanı on Vimeo








İSTANBUL DESTANI
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu´da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu´da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul´a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz´da
Kimi Fenerbahçe´de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider


İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane´de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu´dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter´e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul´u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata´dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

İstanbul deyince aklıma
Said´in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said´e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said´in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer´den gelir Pendik´ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm´ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm´lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm´cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun´dan Sürmene´den Sinop´tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
harikaymış abi.
şair ıstanbulu, dalyanı nede güzel anlatmış

LT26i cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
 

Horozbina

Daimi Üye
Katılım
18 Ocak 2012
Mesajlar
2,270
Tepkime puanı
3,797
Puanları
113
Konum
Tekirdağ / İstanbul / Ören
Adı
Bülent
harikaymış abi.
şair ıstanbulu, dalyanı nede güzel anlatmış

LT26i cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
Bu şair bizim komşuydu, seramik yapar şiir yazardı.
Bir şiir de başka birinden. Ölçüyü kaçıran Garip akımından bir garip.



Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musikî ruhun gıdasıdır
Musikîye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikîler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam
 

kaan17

Yeni Üye
Katılım
5 Eyl 2011
Mesajlar
22
Tepkime puanı
4
Puanları
3
Yaş
44
Adı
kaan BOZKURT
bunlar balık çiftliği değil arkadaşlar.Dalyan bunlar kıyıya yakın olurlar, genellikle taşlık kayalık yerlere kurulur . yılan balığı yakalamak için derelere attığımız pinterleri düşünün aynı onun gibi balık içeriye girer fakat bir daha çıkamaz.ondan sonra sabah erkenden dalyan sahibi gelir ve balıkları toplar.bir tiyo bu dalyan kenarları çok güzel balık yapar , özellikle ay ışığında sardelye sarma ile :)