Anlattığım olayı yaşadıktan sonra bu psikopat köpek türlerine dair epey okuma yapmıştım. Bu tehlikeli ve yasaklı türlerin çoğunun tarihi kökleri çok çok enteresan yerlere bağlıydı.
Ülkelere göre hangi türlerde yasaklama var diye bakmıştım önce. Birkaç tür hemen hemen her uygar ülkede yasak. Bazı ülkelerde yasak listesi çok daha genişliyordu. Yasaklanmış ırkların köklerinin nereden geldiğine bakınca genellikle, örneğin 'A ile B'nin binsekizyüzbilmemkaç yıllarında mix edilmesi, sonra seçilen yavruların C türü ile .. ve sonra da bilmemnerede F ve G ırklarının çapraz damızlamasından sürekli eleme yapılarak bilmemkaç nesil sonra elde edilen yavrular..' gibi bilgilere ulaşıyorsunuz.
Eğer sonrasında kafanızda şöyle bir soru oluşursa:
'ya iyi de, bu psikopat ırkların kökenini oluşturan A,B,C,D,E,F,G psikopat köpek ırklarının kökenleri nedir? Bunlar nereden gelmiş ki??? gibi bir soru kafanızda oluşursa ve üşenmeyip o ırkları da araştırırsanız mevzunun taa İngiliz, İspanyol kolonicilik dönemlerine kadar uzandığını görüyorsunuz. Çok zaman geçti net hatırlayamam ama hatırladığım kadarıyla anlatayım.
Araştırdığınızda o ata ırklardan biri Portekizli sömürgecilerinin 16. yüzyılda Afrikalı köleleri parçalatmasında kullanılırken, bir diğeri 19. yüzyılda Mississippi deltasında plantasyonlardan kaçmaya çalışan zenci kölelerin sürek avlarında kullanılmış olarak karşınıza çıkıyor.
Kimi İngilizler tarafından kuşaklar boyu elene elene seçilen yavruların oluşturduğu üzerinde çalışılmış bir tehlikeli köpek cinsi, kimi ise Hollandalılar İspanyollar Portekizliler tarafınfan çalışılmış ve ortaya çıkartılmış.
Öyle ilginç bir çalışma yapmışlar ki, örneğin Afrikalı, Latin Amerikalı yeni kölelerin avlandığı sürek avları olsun veya halihazırda kırbaçla çalıştırılan köle olan ama kaçmaya çalışanların kovalandığı sürek avları için olsun, insan kokusunu hırsla takip eden köpek cinsleri ayrı yetiştirilmiş, yakalanan kaçakları diri diri parçalayacak köpek türleri de ayrıca yetiştirilmiş.
Afrika'dan Güney Amerika kıtasına ve Yeni Zellanda'dan Asya'ya kadar çok ilginç ve çok vahşi bir tarihi kökeni var bu işin.. Bugün yasaklı olan köpek ırklarının atası olarak bilinen ve telaffuz edilen daha eski ırkların soylarını araştırınca sıklıkla karşınıza bunun gibi şeyler çıkıyor. (Eğer bunlar yoksa bu defa da bahis için dövüş köpekleri veya çiflik sahiplerinin eğlence amaçlı başka hayvanları parçalatmak için yetiştirdiği köpek türleri ve bu defa da o tip bir süreç çıkıyor karşınıza. Aslında tam belgesellik bir konu bu. Birkaç dil bilen bir belgesel ekibi internette kaynakça olarak gösterilen kitapları ve çalışmaları okusa, tüm dipnotları elden geçirip buna 1-2 yılını verse ortaya inanılmaz bir belgesel ve akıl hafsala almayacak bir vahşetin tarihçesi çıkar.
...
Tabi günümüzde akıl hafsala almıyor. O dönemde bunlar normal işlerdi. İnsanlar kafası kesilip ardından ağaca asılıp derisi yüzülen (veya köpekler tarafından parçalatılan) birini izlemek için üste para bile ödeyebiliyorlardı o çağlarda.
Şimdi sorun şurada: BİZLER ARTIK O İLKEL ÇAĞLARDA YAŞAMIYORUZ.
Hırsızın kolunu kesmiyor, erkek hizmetkarları hadım etmiyor ve insanları da köpeklere parçalatmıyoruz. Bu vahşi türlerin soyunun işte tam da bu sebeple kurutulması gerekir, şayet biz hala o ilkel çağlarda yaşamıyorsak. (Ha, biz hala o ilkel vahşi çağları yaşıyorsak bu vahşi köpeklere de gerçekten ihtiyacımız var demektir. Önce buna bir karar vermemiz lazım.)
...
Kısırlaştırma konusunda hiç bir çabası olmadan sokak hayvanlarını besleyenlerin bir tür mastürbasyon yaptığını düşünüyorum ben. İnsan konulara her şeyden evvel rasyonel yaklaşabilmeli; sokak köpeklerini beslemekten öncelikli olmalı kısırlaştırmak. Çünkü çoğalıyorlar ve her gün asfalt üzerinde sıvaşmış kanlı sokak hayvanı deri ve kemik kalıntıları üzerinde araç sürerek evimize işimize gidiyoruz. Beslemek çözüm değil. Kısırlaştırmak çözüm.
...
Kısırlaştırmaya karşı olan ilkel cahil feodal (ve doğal olarak da aptal) tipleri ve o zihniyeti asla umusamamak gerekir. Kısırlaştırma hayvanın daha sağlıklı daha uzun bir ömür yaşamasını sağlıyor, hatta kanser risklerini bile önemli ölçüde azaltıyor. Sadece şu an yaşayan sokak hayvanlarına en büyük iyiliği yapmış olmuyorsunuz, doğması muhtemel yavruların yaşayacağı vahşete de mani olmuş oluyorsunuz. Yukarıda yazılanlar bence de doğrudur; uygar insanların yaşadığı kentlerde bu kadar çok sokak hayvanı olmaz. Rasyonel olmayan ikiyüzlü ucuz duyarlar kasa kasa sonunda Hindistan gibi insan hayvan hep birlikte b.kun ve sefaletin içinde yüzmeye doğru koşuyoruz. Uygarlık bu değil. Uygar toplumlarda kontrol altında tutulabilen makul ölçüler vardır. Bizim halimiz ilkellik ve sefalet başka bir şey değil.
...
Tr'de varolan (ve uygulanmayan) yasaya göre pitbulları (ve listedeki diğer türleri) sadece almak, satmak, üretmek değil, reklamını yapmak, hatta övmek dahi suç.
Yukarıda bahsedildiği gibi "mix" (kırma) kavramının arkasına sığınıyorlar. Yasaklı A ve B ırkını damızlayıp en az onlar kadar tehlikeli bir köpeği alıp sonra da "evet ama benim köpeğim A değil, B değil, benim köpeğim kapsamın dışında" diyorlar ve evet buna oradan kazanan sektör ve veterinerler de çanak tutuyorlar.
Fakat değişmeyen bir şey var, bu hayvan sahipleri hastalıklı insanlar. Bunun açıkça anlatılabilmesi lazım tüm topluma. Serseri olmayabilir. Mühendis olabilir, hatta kadın da olabilir. eyvallah. Ama ne olursa olsun hastalıklı insanlar bunlar. Hastalıklı dürtülerini tatmin için bunları yapma bunlara sebep olma hakkına sahip filan DEĞİLLER. Yok öyle bir özgürlükler dünyası. Mevcut başıbozukluktan istifade ediyorlar. Sonsuza kadar sürmeyecek.
...
Amaç korunma ise örneğin bir Alman kurdu (veya bedenen ondan daha sağlıklı bir Belçika kurdu) sahibini bu yasaklı ırklardan on kat yirmi kat daha iyi korur ve kollar buna da emin olun. Her köpek eğer sahibini seviyorsa korur ve kollar. Bu hasta insanların amacı ihtiyacı korunmak değil.
...
Köpekler kalabalık gruplar halinde sokak çeteleri oluşturduğunda ve çıkarları insan çıkarıyla ters düştüğü anda insanlardan alacakları sistematik ve çok sert tepkiler karşısında en masum köpek türleri bile gayet tehlikeli olabilir. Çoğalmamaları gerekiyor. Sabah akşam beslemek marifet değil. Marifet o hayvanlara da bir iyilik yapıp onları kısırlaştırmak. Belediyeler çim sulayan onlarca personel çalıştıracaklarına bu mevzuya kaynak ayırmalılar. En az para ve insan kaynağı ayırdıkları konu bu.
...
İnsanoğlunun evcilleştirdiği hayvanlarla olan hikayesi aslında insanlık tarihinin temel hikayesidir. Yani, biz ana hikayeyi savaşlar, çağ açıp çağ kapatan şanlı zaferler filan olarak algılarız ama aslında ana hikaye o değil. Nasıl mı?
Örneğin avcı toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçiş kedilerin sayesinde mümkün olabilmiştir
Avcı toplayıcı toplumda kölelik mümkün değildi, çünkü her birey ancak kendi karnını doyurabilecek kadar günlük yiyecek elde edebiliyordu. Ordu kurup savaşmak da mümkün değildi çünkü hem ortada savaşılacak depolarda biririkmiş artı bir değer yoktu, hem de orduyu besleyecek kadar çok yiyecek eldesi mümkün değildi. Savaş ve kölelik yoktu, dolayısıyla erkek egemen bir düzene de ihtiyaç yoktu

Anaerkil bir toplum düzeni vardı. Ne zaman ki tarım yapıp köleleri ve onları kırbaçlayacak aslerleri besleyecek tahılı depolarda biriktirmeye başladık ondan sonra insanlık tarihi birdenbire hızlandı. Bunu mümkün kılan başat faktör ise kedilerdi; tahıl depolarını fare kadar hızlı üreyebilen ve baş edilmesi imkansız bir başka memeliden korudular. Kediler evcilleştirilmese bu asla mümkün değildi. Evet; tarım devrimi mümkün olamazdı.
Ve Mısır medeniyetinde bu yüzden tanrısal bir kutsallığı vardır kedilerin. O medeniyeti evcilleştirdikleri o kedilerle yaptıkları işbirliğine borçlular.
Tahıl bir artı değer olarak depolarda biriktirildi, köleler bununla beslendi ve köle emeğiyle kentler ve uygarlıklar kuruldu, ve anın ihtiyaçlarına cevap verecek bir sürü dinler ve dogmalar uyduruldu, ve bir yandan da edebiyat, bilim ve sanat üretildi, farklı sınıflardan alıcılar için farklı bir sürü şey üretildi... Ve o kentler ve depolardaki artı değer için de sayısız savaşlar yapıldı. Eğer bu açıdan bakarsanız bu hikayede kediler onca savaştan ve şanlı zaferlerden çok daha önemli bir konuma sahiptir
Benzer şeyler köpekler ve diğerleri için de geçerli.
Hepsinin hikayede çok önemli rolleri var.
Onlar yeralmasalardı bu hikaye de asla olmazdı.
Ve sorun asla kedi köpekte değil.
Sorun hep bizde.
Herkese sevgiler, selamlar.