- Katılım
- 30 Nis 2010
- Mesajlar
- 28,246
- Tepkime puanı
- 16,015
- Puanları
- 113
- Yaş
- 60
- Konum
- İstanbul
- Adı
- Şeref
Merhabalar
Yine oldukça uzun bir zaman geçti son balığımın üzerinden. Ben bu nasıl yaz sezonu, balık yok diye ağlarken meğer o yaz sezonunu aramak varmış.
Bu nasıl bir balık sezonu Çanakkale'de anlamadım. Geçen sene aldığım haberler beni çıldırtacak durumdayken bu sene tam yerindeyim ama meralarda tık yok..
Yakaladığım rapor açılabilecek son balık 19 Eylül tarihliymiş. Bu avın yapıldığı tarih ise başlıkta da yazdığı üzere 10 Kasım ve 11 Kasım. Son avımın üzerinden neredeyse iki ay geçmiş. Balıkların Eylül ayından itibaren bollaşması beklenir öyle değil mi? Dünyanın baş belası Covid-19 salgınının bana büyük bir faydası oldu. İstanbul gibi her tür sıkıntının ve kısıtlamanın yaşandığı Mart-Haziran 2020 tarihlerini hatırlayarak, eğitimin de uzaktan olmasını fırsat bilerek Çanakkale'de kalmaya karar verdik. Geçmiş yılların hayali bu sene gerçek oldu ama ne fayda. Buralarda kalmak için en kısır yılı seçmişim.. Sadece şansıma mı küseyim bilemedim.
Neyse, uzattım girizgah kısmını.
9 Kasım sabahı balığa da gitmeyi planlamadığım halde sabahın karanlık saatlerinde uyandım. Tekrar uyumayı denesem de uykum kaçmıştı. Bari balığa gideyim diyerek ayaklanıp hazırlandım ve yola koyuldum.
Aklımda uzaklara gitmeden yakındaki bir merayı denemek vardı. Daha önce oradan bir ispendek yakalayıp salmıştım. Bu bile umut vaadeder bir yer olduğunu gösteriyordu. Kısa bir yolculuktan sonra meraya ulaşıp suya girdim ama deniz dümdüz ve çekilmiş vaziyette. Zaten sığ olan yer iyice sığlaşmış. Neredeyse su üstü sahte bile dibe sürtecek. Bir de üstüne ot olunca uzatmadan bıraktım merayı ve farklı bir yere doğru yola koyuldum.
Bu sefer 30 dk civarı süren yolun sonunda meraya ulaşarak hemen çalışmaya başladım. Bir kaç kişi daha vardı ama kimsede balık yoktu. Zaten çok uzatmadan da merayı bana bırakarak gittiler.
Otomatiğe bağlamış atarken bir taraftan da saydırıyorum. Derken oltam bir anda gerildi, saydırmalar bitti ve balıkla baş başa kaldım. Balık yüzledi, sırtını ve endamını gördüm. Çok güzel bir levrek.. Ağzım kulaklarımda mücadele ederken balık kurtuluverdi iğnelerden. Belli ki meraktan yakalanmış, yemi merak etmiş ama saldırmamış. O gaz ve üzüntüyle bir saat daha atsam da sonuç alamayınca eve döndüm ellerim boş vaziyette.. Hoş, bu benim için pek şaşırtıcı bir durum değil.
Aklımda ertesi günün planı, günlük rutine dönerek, zaman zaman da kaçan levreğimi yad ederek zamanı doldurdum.
10 Kasım sabahı daha bir bilenmiş olarak aynı meraya yollandım. Arabadan yeni inmiştim ki bir arkadaşım elinde koca bir lüferle (40 cm) denizden çıkmış, karaya, arabasına doğru geliyor. Hemen tebrikler vs derken levrek sahtemi çıkarıp lüfere uygun bir sahte taktım ve suya girerek çalışmaya başladım. Aradan bir kaç dakika geçmemişti ki aynı arkadaş bu defa da elinde levrekle sudan çıkıyordu. Haaah dedim. Bugün o gün dedim ama nerdeeee.. Balık o andan itibaren kesti. Bir çok sahte denedim ama nafile.. Yok, yok, yok..
Artık gidiş zamanı yaklaşıyor. Bari biraz da levrek sahtesi deneyeyim diyerek Daiwa SLS 14,5 cm Anchovy ile atışlara başladım. Bir kaç atıştan sonra neredeyse sahteyi sudan kesip yeniden atma mesafesine gelmişken bir anda balık yapışıverdi sahteye. Ben de makineyi bir tur ya sardım, ya sarmadım ama kamışı kaldırıp balığı atıverdim kumsala. İyiki de öyle yapmışım, daha havadayken kurtuldu sahteden sevgili lüferim.
Hemen kendisiyle tek poz selfi çekerek ava devam etsem de o gün için başka balık çıkmadı. Ayrı ayrı geldiğimiz meradan aynı anda ayrıldık arkadaşla..
Madem balık var, bunu değerlendirmek lazım diyerek 11 Kasım sabahı da aynı meraya yollandım. Bir önceki gün hava sertti ama bugünkü hava dünküne göre çok daha sertti. Dalgalar yüksek ve peş peşe geliyorlardı. Kırıldıkça baştan aşağı ıslatıyorlardı.
Son balığı yakalayan sahteyle avlanmaya başlasam da havanın sertliği yüzünden başarılı atış yapılamıyordu. Hemen karaya çıkıp yeleğimin sırtındaki kutuyu açarak uygun bir sahte aramaya koyuldum ve buldum. Rocket Bait 95 limon. Zamanında almışım ama hiç kullanmamışım. Haliyle bir başarıdan söz etmek mümkün değil ama denenmiş sahtelerim de bir yere gitmiyor. Mera kalabalık ama kimsede balık yok. Sanırım sabahın çok erken saatlerinde gelen iki kişi gün ağarmadan bir ispendekle bir de lüfer tutmuş. Balıkları görmedim, beyanatları öyleydi.
Taktım sahteyi ve attım. Aman tanrım, o ne gidiş. Yakınımdaki biri "abi ne attın sen öyle dedi" ve ben de "rocket" dedim. Sonradan gösterdim de zaten.
İlk bir kaç atış boş geçse de sonunda aradığımı buldum. Lüfer sahtenin düştüğü yere yakın bir noktada bindi sahteye. Hiç acele etmeden, sıçramasına imkan vermeden, dipten dipten çektim kıyıya kadar ama lüfer denilen yaratığı zaptetmek kolay mı. Balığı sudan kestim, kıyıya yaslarken çırpınıp kurtuldu iğnelerden ve suya düştü. Suya düştü ama hala sersem olmalı ki ben üzerine atılıp elimle kıyıya doğru savurdum. Bir elimde kamış olduğu için de bu işi tek elimle yapmaya çalıştım. Balık dalganın en son ulaşıp geri çekildiği noktaya düştü ve o anda gelen dalgayla beraber tekrar suya kavuşmak üzereyken son bir hamleyle kumlara savurmayı başardım. Gözünü sevdiğim levreği, kıyıya yaslandı mı bıraksan gitmez. Bu durduğu yerde durmuyor.
Etraftan tebrikleri kabul edip tekrar atışlara başladım ve ilk balıktan 10-15 dk sonra ikinci balığı aldım. Bu sefer iğneler iyi oturmuş çeneye, çıkarırken zorlandım. Onu da attım çantaya ve üç kişiyiz biz, bir tane daha yakalasam yeter dedim yandaki avcıya ve başka şey dileseymişim iyiymiş. Üçüncü lüfer de bir kaç dk içinde geldi.
Merada sadece bende balık var. Kimse ileri atamıyor, herkes dalga ve rüzgara yenik. Lüfer bu, canı isteyince kıyıya kadar da geliyor. Bkz. bir önceki günün balığı.
İşte öyle bir anda solumdaki avcı bir lüfer aldı ve mera kapandı. O son balıktan sonra bir saat kadar daha olta attık ama kimsede balık olmayınca teker teker mera terk edilmeye başlandı.
Bu balıklarla da bir selfi çekerek dönüşe geçtim. Balık üç tane olsa da dikkatsizliğimden olsa gerek iki tane olarak görünüyor. Bu balıkları ölçmedim, sadece karışım ile hesaplamaya çalıştım. Yaklaşık 30 cm civarında olmalılar.
Ertesi sabah tekrar aynı yere gitsem de havanın yatıklığından mı, yoksa devasa teknelerin balığı kurutmasından mı bilinmez herkes eli boş olarak döndü meradan.
Üç gün üst üste sabah suyu beni de yormuştu, hava aşırı yatık hale gelmişti ve şu anda da hala öyle. Bu rapor yazılırken bile son balığın üzerinden bir hafta geçmiş vaziyette.
Herkese rast gelsin
Yine oldukça uzun bir zaman geçti son balığımın üzerinden. Ben bu nasıl yaz sezonu, balık yok diye ağlarken meğer o yaz sezonunu aramak varmış.
Bu nasıl bir balık sezonu Çanakkale'de anlamadım. Geçen sene aldığım haberler beni çıldırtacak durumdayken bu sene tam yerindeyim ama meralarda tık yok..
Yakaladığım rapor açılabilecek son balık 19 Eylül tarihliymiş. Bu avın yapıldığı tarih ise başlıkta da yazdığı üzere 10 Kasım ve 11 Kasım. Son avımın üzerinden neredeyse iki ay geçmiş. Balıkların Eylül ayından itibaren bollaşması beklenir öyle değil mi? Dünyanın baş belası Covid-19 salgınının bana büyük bir faydası oldu. İstanbul gibi her tür sıkıntının ve kısıtlamanın yaşandığı Mart-Haziran 2020 tarihlerini hatırlayarak, eğitimin de uzaktan olmasını fırsat bilerek Çanakkale'de kalmaya karar verdik. Geçmiş yılların hayali bu sene gerçek oldu ama ne fayda. Buralarda kalmak için en kısır yılı seçmişim.. Sadece şansıma mı küseyim bilemedim.
Neyse, uzattım girizgah kısmını.
9 Kasım sabahı balığa da gitmeyi planlamadığım halde sabahın karanlık saatlerinde uyandım. Tekrar uyumayı denesem de uykum kaçmıştı. Bari balığa gideyim diyerek ayaklanıp hazırlandım ve yola koyuldum.
Aklımda uzaklara gitmeden yakındaki bir merayı denemek vardı. Daha önce oradan bir ispendek yakalayıp salmıştım. Bu bile umut vaadeder bir yer olduğunu gösteriyordu. Kısa bir yolculuktan sonra meraya ulaşıp suya girdim ama deniz dümdüz ve çekilmiş vaziyette. Zaten sığ olan yer iyice sığlaşmış. Neredeyse su üstü sahte bile dibe sürtecek. Bir de üstüne ot olunca uzatmadan bıraktım merayı ve farklı bir yere doğru yola koyuldum.
Bu sefer 30 dk civarı süren yolun sonunda meraya ulaşarak hemen çalışmaya başladım. Bir kaç kişi daha vardı ama kimsede balık yoktu. Zaten çok uzatmadan da merayı bana bırakarak gittiler.
Otomatiğe bağlamış atarken bir taraftan da saydırıyorum. Derken oltam bir anda gerildi, saydırmalar bitti ve balıkla baş başa kaldım. Balık yüzledi, sırtını ve endamını gördüm. Çok güzel bir levrek.. Ağzım kulaklarımda mücadele ederken balık kurtuluverdi iğnelerden. Belli ki meraktan yakalanmış, yemi merak etmiş ama saldırmamış. O gaz ve üzüntüyle bir saat daha atsam da sonuç alamayınca eve döndüm ellerim boş vaziyette.. Hoş, bu benim için pek şaşırtıcı bir durum değil.
Aklımda ertesi günün planı, günlük rutine dönerek, zaman zaman da kaçan levreğimi yad ederek zamanı doldurdum.
10 Kasım sabahı daha bir bilenmiş olarak aynı meraya yollandım. Arabadan yeni inmiştim ki bir arkadaşım elinde koca bir lüferle (40 cm) denizden çıkmış, karaya, arabasına doğru geliyor. Hemen tebrikler vs derken levrek sahtemi çıkarıp lüfere uygun bir sahte taktım ve suya girerek çalışmaya başladım. Aradan bir kaç dakika geçmemişti ki aynı arkadaş bu defa da elinde levrekle sudan çıkıyordu. Haaah dedim. Bugün o gün dedim ama nerdeeee.. Balık o andan itibaren kesti. Bir çok sahte denedim ama nafile.. Yok, yok, yok..
Artık gidiş zamanı yaklaşıyor. Bari biraz da levrek sahtesi deneyeyim diyerek Daiwa SLS 14,5 cm Anchovy ile atışlara başladım. Bir kaç atıştan sonra neredeyse sahteyi sudan kesip yeniden atma mesafesine gelmişken bir anda balık yapışıverdi sahteye. Ben de makineyi bir tur ya sardım, ya sarmadım ama kamışı kaldırıp balığı atıverdim kumsala. İyiki de öyle yapmışım, daha havadayken kurtuldu sahteden sevgili lüferim.
Hemen kendisiyle tek poz selfi çekerek ava devam etsem de o gün için başka balık çıkmadı. Ayrı ayrı geldiğimiz meradan aynı anda ayrıldık arkadaşla..
Madem balık var, bunu değerlendirmek lazım diyerek 11 Kasım sabahı da aynı meraya yollandım. Bir önceki gün hava sertti ama bugünkü hava dünküne göre çok daha sertti. Dalgalar yüksek ve peş peşe geliyorlardı. Kırıldıkça baştan aşağı ıslatıyorlardı.
Son balığı yakalayan sahteyle avlanmaya başlasam da havanın sertliği yüzünden başarılı atış yapılamıyordu. Hemen karaya çıkıp yeleğimin sırtındaki kutuyu açarak uygun bir sahte aramaya koyuldum ve buldum. Rocket Bait 95 limon. Zamanında almışım ama hiç kullanmamışım. Haliyle bir başarıdan söz etmek mümkün değil ama denenmiş sahtelerim de bir yere gitmiyor. Mera kalabalık ama kimsede balık yok. Sanırım sabahın çok erken saatlerinde gelen iki kişi gün ağarmadan bir ispendekle bir de lüfer tutmuş. Balıkları görmedim, beyanatları öyleydi.
Taktım sahteyi ve attım. Aman tanrım, o ne gidiş. Yakınımdaki biri "abi ne attın sen öyle dedi" ve ben de "rocket" dedim. Sonradan gösterdim de zaten.
İlk bir kaç atış boş geçse de sonunda aradığımı buldum. Lüfer sahtenin düştüğü yere yakın bir noktada bindi sahteye. Hiç acele etmeden, sıçramasına imkan vermeden, dipten dipten çektim kıyıya kadar ama lüfer denilen yaratığı zaptetmek kolay mı. Balığı sudan kestim, kıyıya yaslarken çırpınıp kurtuldu iğnelerden ve suya düştü. Suya düştü ama hala sersem olmalı ki ben üzerine atılıp elimle kıyıya doğru savurdum. Bir elimde kamış olduğu için de bu işi tek elimle yapmaya çalıştım. Balık dalganın en son ulaşıp geri çekildiği noktaya düştü ve o anda gelen dalgayla beraber tekrar suya kavuşmak üzereyken son bir hamleyle kumlara savurmayı başardım. Gözünü sevdiğim levreği, kıyıya yaslandı mı bıraksan gitmez. Bu durduğu yerde durmuyor.
Etraftan tebrikleri kabul edip tekrar atışlara başladım ve ilk balıktan 10-15 dk sonra ikinci balığı aldım. Bu sefer iğneler iyi oturmuş çeneye, çıkarırken zorlandım. Onu da attım çantaya ve üç kişiyiz biz, bir tane daha yakalasam yeter dedim yandaki avcıya ve başka şey dileseymişim iyiymiş. Üçüncü lüfer de bir kaç dk içinde geldi.
Merada sadece bende balık var. Kimse ileri atamıyor, herkes dalga ve rüzgara yenik. Lüfer bu, canı isteyince kıyıya kadar da geliyor. Bkz. bir önceki günün balığı.
Bu balıklarla da bir selfi çekerek dönüşe geçtim. Balık üç tane olsa da dikkatsizliğimden olsa gerek iki tane olarak görünüyor. Bu balıkları ölçmedim, sadece karışım ile hesaplamaya çalıştım. Yaklaşık 30 cm civarında olmalılar.
Ertesi sabah tekrar aynı yere gitsem de havanın yatıklığından mı, yoksa devasa teknelerin balığı kurutmasından mı bilinmez herkes eli boş olarak döndü meradan.
Üç gün üst üste sabah suyu beni de yormuştu, hava aşırı yatık hale gelmişti ve şu anda da hala öyle. Bu rapor yazılırken bile son balığın üzerinden bir hafta geçmiş vaziyette.
Herkese rast gelsin
Son düzenleme:
