TAHİR GÜRHAN
Aktif Üye
- Kayıt
- 4 May 2010
- Mesaj
- 226
- Tepki
- 6
- Ödül
- 28
- Yaş
- 67
Sevgili Dostlarım,
Misafirlerimi yolcu ettikten sonra yağan yağmurun sesini dinleyerek uzun bir soba başı ısınması yaptım.Bilgisayarda hava durumunu inceleyip ertesi günün planlarını yaparken bir iki duble günün yorgunluğunu alıyordu.Köpeklerimin yemeklerini verip yağmura rağmen aşağıya inip teknemi kontrol ettim.Sarosun bu derin sessizliğini sadece etraftan gelen köpek sesleri bozuyordu.Gece yarısı deniz kıyısında Saros körfezi ürkütücü ve gizemli bir güzelliğe bürünmüştü.
4 Ocak Salı
Esen sert poyraz sabahın ayazını arttırıyordu.Saat 6:45 ti ve ortalık zifir karanlıktı hatta bir ara bu havada yatılır diye düşünsemde bir yandanda otomatik olarak kahve suyunu koymuştum bile…Yemlik için çaparileri koyverdiğimde saat 7:30 du.Acele birkaç kolyoz ve sonra dondurucu soğuğa rağmen 3 saat süren sırtı denemeleri…Denizin bulanıklılığı ideale yakındıne çok çamur gibi nede çok cam gibi berrak ….Canlı yemle sığ su sırtısı yapıyorsanız suyun hafif bulanık olması avantajdır.Derin sularda ise bu görsellik sorunu önemini yitirir zira gün ışıkları derin sularda etkisini kaybeder.Ve hatta derin sularda nipeten daha kalın çapta misina kullanılabilir.Suların durumu rahatlıkla 0.40 FL misina kullanmama izin veriyordu.Saat 10:30 gibi ilk vuruş birz zayıfça geldi.Hatta balık yemi kavramakta zorlandı.Gelen 1.3 kg lık bir ispendekti.Bir saat sonra daha kuvvetli bir vuruş oldu fakat buda ancak 3.5 kg gelen bir Efeydi.Maalesef devlerden haber yoktu.Soğuğa daha fazla dayanamadım ve eve dönmeye karar verdim.
(link)
(link)
5 -6-7 Ocak balık tutanmadan geçti.Aslında hava şartlarıda uygundu ama balık yoktu.
Cuma akşamı benim için çok önemliydi zira İstanbuldan oğlum Çetin geliyordu.Aslında dalma meraklısı olan oğlum hafta sonu denizinde güzel olduğunu görüp hem dinlenmek hemde balığa çıkmak için geliyordu.Akşam epeydir birbirimizi özlediğimiz için geç saatlere kadar muhabbet ettik.
8-Ocak Cumartesi
Gece geç saatlere uzayan muhabbetimiz zaten yol yorgunu olan oğlumun ertesi sabah erken kalkmasını engellemişti.Bende sabah erkenden denize açılıp biraz avlanmayı oğlum uyandığında ise kıyıya gelip onu alarak devam etmeyi planlamıştım.
Sular tam istediğim gibiydi hafif hafif esen poyraz işin sağlamasını yapıyordu.Saat 10 da çıkrık deli gibi boşalmaya başladığında 4-5 gündür beklediğim devlerden birinin tefriş ettiğini anlamıştım.Yaklaşık 26 cmlik kolyoza 7 metre derinlikte bukadar sert vurup tek hamlede alan devler liginde oynuyor olmalıydı….İlk çılgın deparları geçiştirdikten sonra ilk denemeyi yaptım yani kafasını çevirme operasyonu .Bu avın en sakat kısmıdır zira ustaca yapılmazsa ya levreğin yanağındaki jilet kadar keskin kısımda yada sinaritin testere dişlerinde 0.40 a veda edersiniz.İlk tepkisi sert oldu bir 20 metre kadar gitti ve durdu.Sonrasında klasik sal çeklerle birazda ben keyfini çıkartarak 15 dakika kadar bir sürede kepçeyle tanıştırdım.Daha sonra terazide 7.9 kg biz ona aile içinde 8 kg diyoruz muhteşem bir levrek livarda yerini almıştı.
Hemen komşum Canı arayıp balık buralarda hemen gel diye sinyal verdim ve ardından eve gidip kahvaltısını yeni yapmış oğlumu aldım.Çeto tekneye bindiğinde livardakini görünce küçük dilini yuttu ve hemen bir çuval para verdiği profi fotoğraf makinesine sarıldı.O balığın ve benim resimlerimi çekerken ben takımı tekrar 25 cmlik bir kolyozla yemleyip suya indirmiştim bile.Yaklaşık yarımsaat sonra Çetinle levreğimiz üzerinde konuşurken lafımız çıkrığın feryatlarıyla bölünmüştü.Kamışın ucundaki pardon lafınızı balla kestim de gibiydi.
Tasmaladığım anda sert kafa darbeleri ben sinaritim arkadaş der gibiydi.Şövalye bol bol misina alıp bizi 16 metrelere kadar getirdikten sonra sakinleşti.Dişlerini çok iyi tanıdığım için yavaş yavaş yukarı gelmeye ikna ettim ve Çetinde kepçeyi ustaca balığın altına soktu…Sarıldık birbirimizi tebrik ettik.Hem trofeler hem oğlum teknemdeydi Allahtan başka ne istenirki.Akşam meyhanede baya bi kutlama yaptık.
(link)
(link)
(link)
(link)
(link)
(link)
9 Ocak Pazar
(link)
Ertesi gün deniz çarşaf gibiydi ve sular bir gecede değişmiş cam gibi berrak olmuştu.Hayatta avcılık olmaz dememe rağmen bir iki saat dolaştık ve ondan sonra bu berraklığın en az 5 gün süreceğini tahmin ederek oğlumla beraber tekneyi romorka alıp evin yanına çektik.5 gün sonra sert kuzey rüzgarlarıyla birlikte geri dönmek üzere Sarosa kısa süreliğine veda ederek İstanbulun yollarına düştük.Zira kızımı çok özlemiştim.Şimdi bu satırları İstanbuldan yazıyorum fakat şimdiden Saros ve teknem burnumda tütmeye başladı…
Sarosdan sevgilerimle…..
Misafirlerimi yolcu ettikten sonra yağan yağmurun sesini dinleyerek uzun bir soba başı ısınması yaptım.Bilgisayarda hava durumunu inceleyip ertesi günün planlarını yaparken bir iki duble günün yorgunluğunu alıyordu.Köpeklerimin yemeklerini verip yağmura rağmen aşağıya inip teknemi kontrol ettim.Sarosun bu derin sessizliğini sadece etraftan gelen köpek sesleri bozuyordu.Gece yarısı deniz kıyısında Saros körfezi ürkütücü ve gizemli bir güzelliğe bürünmüştü.
4 Ocak Salı
Esen sert poyraz sabahın ayazını arttırıyordu.Saat 6:45 ti ve ortalık zifir karanlıktı hatta bir ara bu havada yatılır diye düşünsemde bir yandanda otomatik olarak kahve suyunu koymuştum bile…Yemlik için çaparileri koyverdiğimde saat 7:30 du.Acele birkaç kolyoz ve sonra dondurucu soğuğa rağmen 3 saat süren sırtı denemeleri…Denizin bulanıklılığı ideale yakındıne çok çamur gibi nede çok cam gibi berrak ….Canlı yemle sığ su sırtısı yapıyorsanız suyun hafif bulanık olması avantajdır.Derin sularda ise bu görsellik sorunu önemini yitirir zira gün ışıkları derin sularda etkisini kaybeder.Ve hatta derin sularda nipeten daha kalın çapta misina kullanılabilir.Suların durumu rahatlıkla 0.40 FL misina kullanmama izin veriyordu.Saat 10:30 gibi ilk vuruş birz zayıfça geldi.Hatta balık yemi kavramakta zorlandı.Gelen 1.3 kg lık bir ispendekti.Bir saat sonra daha kuvvetli bir vuruş oldu fakat buda ancak 3.5 kg gelen bir Efeydi.Maalesef devlerden haber yoktu.Soğuğa daha fazla dayanamadım ve eve dönmeye karar verdim.
(link)
(link)
5 -6-7 Ocak balık tutanmadan geçti.Aslında hava şartlarıda uygundu ama balık yoktu.
Cuma akşamı benim için çok önemliydi zira İstanbuldan oğlum Çetin geliyordu.Aslında dalma meraklısı olan oğlum hafta sonu denizinde güzel olduğunu görüp hem dinlenmek hemde balığa çıkmak için geliyordu.Akşam epeydir birbirimizi özlediğimiz için geç saatlere kadar muhabbet ettik.
8-Ocak Cumartesi
Gece geç saatlere uzayan muhabbetimiz zaten yol yorgunu olan oğlumun ertesi sabah erken kalkmasını engellemişti.Bende sabah erkenden denize açılıp biraz avlanmayı oğlum uyandığında ise kıyıya gelip onu alarak devam etmeyi planlamıştım.
Sular tam istediğim gibiydi hafif hafif esen poyraz işin sağlamasını yapıyordu.Saat 10 da çıkrık deli gibi boşalmaya başladığında 4-5 gündür beklediğim devlerden birinin tefriş ettiğini anlamıştım.Yaklaşık 26 cmlik kolyoza 7 metre derinlikte bukadar sert vurup tek hamlede alan devler liginde oynuyor olmalıydı….İlk çılgın deparları geçiştirdikten sonra ilk denemeyi yaptım yani kafasını çevirme operasyonu .Bu avın en sakat kısmıdır zira ustaca yapılmazsa ya levreğin yanağındaki jilet kadar keskin kısımda yada sinaritin testere dişlerinde 0.40 a veda edersiniz.İlk tepkisi sert oldu bir 20 metre kadar gitti ve durdu.Sonrasında klasik sal çeklerle birazda ben keyfini çıkartarak 15 dakika kadar bir sürede kepçeyle tanıştırdım.Daha sonra terazide 7.9 kg biz ona aile içinde 8 kg diyoruz muhteşem bir levrek livarda yerini almıştı.
Hemen komşum Canı arayıp balık buralarda hemen gel diye sinyal verdim ve ardından eve gidip kahvaltısını yeni yapmış oğlumu aldım.Çeto tekneye bindiğinde livardakini görünce küçük dilini yuttu ve hemen bir çuval para verdiği profi fotoğraf makinesine sarıldı.O balığın ve benim resimlerimi çekerken ben takımı tekrar 25 cmlik bir kolyozla yemleyip suya indirmiştim bile.Yaklaşık yarımsaat sonra Çetinle levreğimiz üzerinde konuşurken lafımız çıkrığın feryatlarıyla bölünmüştü.Kamışın ucundaki pardon lafınızı balla kestim de gibiydi.
Tasmaladığım anda sert kafa darbeleri ben sinaritim arkadaş der gibiydi.Şövalye bol bol misina alıp bizi 16 metrelere kadar getirdikten sonra sakinleşti.Dişlerini çok iyi tanıdığım için yavaş yavaş yukarı gelmeye ikna ettim ve Çetinde kepçeyi ustaca balığın altına soktu…Sarıldık birbirimizi tebrik ettik.Hem trofeler hem oğlum teknemdeydi Allahtan başka ne istenirki.Akşam meyhanede baya bi kutlama yaptık.
(link)
(link)
(link)
(link)
(link)
(link)
9 Ocak Pazar
(link)
Ertesi gün deniz çarşaf gibiydi ve sular bir gecede değişmiş cam gibi berrak olmuştu.Hayatta avcılık olmaz dememe rağmen bir iki saat dolaştık ve ondan sonra bu berraklığın en az 5 gün süreceğini tahmin ederek oğlumla beraber tekneyi romorka alıp evin yanına çektik.5 gün sonra sert kuzey rüzgarlarıyla birlikte geri dönmek üzere Sarosa kısa süreliğine veda ederek İstanbulun yollarına düştük.Zira kızımı çok özlemiştim.Şimdi bu satırları İstanbuldan yazıyorum fakat şimdiden Saros ve teknem burnumda tütmeye başladı…
Sarosdan sevgilerimle…..