Önce kıyıdan el oltası sinek iğnesi çırçır,kayabalığı,horozbina,lapin,istavrit,
izmarit,ispari,derken bir kış günü sabahleyin kahvaltılık ekmek almak için,
Evden çıktım.Ekmek bekliyorlar benden yakındaki fırından.
11-12 yaşlarındayım babam evde olduğuna göre ya cumartesi,ya pazar.
fırına gitmeyip dereağzı kurbalı deredeki yalovalı reisin,
balıkçı barığına kaçtım,
o gün Niko,barboros,sadık,cenk ağabeyler dalyan önündeki 300 m2 lik adada idi.Su derinliği bir çocuğun göğsü kadar.
Herkesin o soğuk ve sisli havada nefeslerinden duman çıkıyor.
İzledim onları kıyıdan,Üşümüyorlardı ellerinde mantarlı el oltası,
büyük bir heyacan,bağırışmalar içinde oltalarınyla bir olmuştu yürekleri.
Sonradan adlarını öğrendiğim iki balık Moda kadınlar plajı önünde Kofana.
Ama şimdiki kofanalar gibi değil daha kara,daha büyük.
Suda bir hengame balıklar zıplıyor havaya, büyük balıklar.cehennem gibi ortalık.Yem balık eşşek istavriti ve iri kefal kumsala atlıyor.
Kofana ismini ilk kez öğrendiğim ve saygı duyduğum bir balık.
kumsaldan(Eskiden dereağzından kalamış burnuna kadar kumsaldı.)
Plajda topladığım eşek istavritlerini kabanımı çıkarıp içine doldurdum.
Eve gittiğimde babamdan sopa yedim.
Daha sonraki yıllada deniz,bot,optimist,kayık ve sandal merakı sardı beni.
Balık çoktu her balığın mevsimini,suyunu havasını,
takımını öğrenmeye başladık yavaş,yavaş.
Şimdi balık az ,hangi malzeme nasıl çalışır diye eski günleri yad ediyor,
saçma sapan teknolojik takımlarla uğraşıyoruz.