tırtıl
Aktif Üye
Akyakanın en güzel zamanı bahar geçişleridir. Tatilciler gitmiş, her yer, her şey, deniz, orman, börtü böcek yani tüm tabiat bize kalmıştı. Marmariste dersim erken bitti. Öğleden sonra iki gibi evdeydim. Arkadaşım Akbükte işi olduğunu, müsaitsem, onu bırakmamı istedi. Ne demek, böyle fırsat kaçar mı? Akbük, Akyakaya yaklaşık 30 km mesafede, koruma altında olan ve Gökova körfezi içerisinde imara henüz açılmamış tek koydur.

Düzlükleri, çamların kesilip yerine zeytin dikilmesi sonucunda oluşturulan tarlalardan, tepelikler ise yeşil çam ormanlarından oluşmuş şirin bir yerdir. Koyun tam ortasından çok cılız da olsa akan bir ırmak bulunmaktadır. 2011 yılında çıkarılan koruma kanunuyla bu koyun kıyısı her türlü olta avcılığına kapatılmıştır. Ancak, özellikle kış aylarında her türlü usulsüz avcılığın (dinamit, gübre, tüp, tüplü dalış) merkezi durumuna düşen bir yerdir. Mart aylarında 30 kilo üzeri akyaların geçiş yaptığı ve Kocaoğlan tarlası (her çeşit balık olduğundan) denilen bir boğazı vardır ve yasak olmasına rağmen gırgırların uğrak yeridir.
Neyse, arkadaşımla yollara düştük. Aşağı tarafı cennet koyları, yukarı tarafı çam ormanlarının olduğu, orman yollarından geçerek Akbüke doğru ilerledik. Gündüz olmasına rağmen önce bir sansar, sonrasında da yavrusuyla beraber bir domuz önümüzden geçerek ormana daldı. Bu manzaraya yaz aylarında daha çok rastlıyoruz. Çünkü piknikçilerimiz genellikle çöplerini ormanda bırakmaya alışkın olduklarından, hayvanlarda bu çöpleri karıştırmaya geliyorlar.





Artık lafı uzatmadan, işin balık kısmına gelmek istiyorum. Arkadaşımı bırakıp geri dönüş yolunda, çekek yeri olarak adlandırılan, gezi ve balıkçı teknelerinin bakımının yapıldığı yerde avlanmak için durdum. Ben, buralarda kullanılan tek tek ve mamun yemlerinin yerine, çocukluğumun geçtiği İskenderundan kalma alışkanlığım olan karides kullanmayı tercih ediyorum. Hedef balığım, küçük olduğundan eşimin yiyebildiği tek balık olan kupes.

Arabayı yola park edip, on metre kadar pek dik sayılmayacak bir patikadan av yerime iniyorum. Deniz tabir yerindeyse, çarşaf gibi ve içindeki her bir ayrıntıyı görebiliyorsunuz.


Hemen takımı hazırlayıp suya yolluyorum. Önce şamandıralı bir takım deniyorum. Bir tıkırtı, hareket bile yok. Bu hiç alışılmadık bir şey değil benim için. Eğer bu zamanda hiç hareket yoksa, merada dolaşan yırtıcıların varlığına işarettir bu.

Ve hop, az ilerde kıyamet kopmaya başladı. Tahminen palamut dürüsü dalıyordu aterinalara. Birden, önümden rengarenk bir yaratık geçti. Çok güzel bir lambukaydı bu, derken bir ikincisi de teşrif etti. Ben su seviyesinin yaklaşık 1.5 metre yukarısındaki bir kayada olduğumdan (loca sayabilirsiniz) manzaram harika. Bu karga tulumba kargaşadan bende payıma düşeni almalıyım. Ama ne yazık ki yanımda bırakma kamışlarım ve takımlarım yok. Ayrıca canlı bir yemim de yok. Önce canlı yem tutalım, sonrasına da bakarım diyerek, kısa bir uğraştan sonra ilk kupesi yakalamayı başardım. Yem tamam da, şimdi de bırakma için takım yapmalıyım. Hemen çantandaki üçlü çarpma takımını bağladığım 50lik misinanın bağlı olduğu kasnak aklıma geldi. Üçlüyü çıkardım, misinadan top şamandırayı geçirdim, yerine biraz büyükçe bir iğne taktım ve sonradan olma bırakma takımım hazırdı. Hemen bırakma iğnesini kupese takım, takımı suyla buluşturdum. Henüz 1-2 dakika geçmemişti ki güm. Kasnak öyle bir uçtu ki, çam ağacının dalından bir tur sarmasaydım suyu boylaması içten bile değildi. Hemen misinayı elime alıp balığı yokladım. İnanılmaz bir direnç ve ilk zıplama. Lambuka, zıplamıyor uçuyordu adeta. Önce biraz sağa sonra hızla sola daldı ama nafile. ,İğne iyi oturmuştu ve böyle bir durumda en iyi yolun hızla ve boşluk vermeden balığı çekmek olduğunu biliyordum. Öylede yaptım ve balığı kayanın üzerinden aşırdım. Lambuka yakalayanlar bilirler; bu balığı karada zapt etmek suda yakalamaktan daha zordur. Neyse, iyi bir uğraştan sonra balığı durdurmayı başardım.


Buralarda edindiğim bir tecrübe bana şöyle der: Eğer bir lambuka tuttuysan bir ikincisini de çok rahat tutarsın. Çünkü bu balıklar, sürü mantığıyla hareket ederler ve bir arada olurlar. Öyleyse hemen ikinci bırakmayı yapabilmem için bir kupes lazım diyerek işe koyuldum. İkinci kupes ve ikinci lambuka da oltada. Aynı mücadele ve sonuç aynı. İki sıfır öndeyim. Avın devamında başka lambuka alamadım ama epey miktarla kupes, mercan, sokkan (çarpan) ve çıplak tuttum. Artık hava karamaya yakındı, gün batımında toparlandım ve eve döndüm.






Balıkları temizledim, lambukaları fileto çıkardım ve komşularıma yolladım. Diğer balıkların bir kısmı da akşam menümüze dahil oldular.



Sevgiler
Atilla Coşkun

Düzlükleri, çamların kesilip yerine zeytin dikilmesi sonucunda oluşturulan tarlalardan, tepelikler ise yeşil çam ormanlarından oluşmuş şirin bir yerdir. Koyun tam ortasından çok cılız da olsa akan bir ırmak bulunmaktadır. 2011 yılında çıkarılan koruma kanunuyla bu koyun kıyısı her türlü olta avcılığına kapatılmıştır. Ancak, özellikle kış aylarında her türlü usulsüz avcılığın (dinamit, gübre, tüp, tüplü dalış) merkezi durumuna düşen bir yerdir. Mart aylarında 30 kilo üzeri akyaların geçiş yaptığı ve Kocaoğlan tarlası (her çeşit balık olduğundan) denilen bir boğazı vardır ve yasak olmasına rağmen gırgırların uğrak yeridir.
Neyse, arkadaşımla yollara düştük. Aşağı tarafı cennet koyları, yukarı tarafı çam ormanlarının olduğu, orman yollarından geçerek Akbüke doğru ilerledik. Gündüz olmasına rağmen önce bir sansar, sonrasında da yavrusuyla beraber bir domuz önümüzden geçerek ormana daldı. Bu manzaraya yaz aylarında daha çok rastlıyoruz. Çünkü piknikçilerimiz genellikle çöplerini ormanda bırakmaya alışkın olduklarından, hayvanlarda bu çöpleri karıştırmaya geliyorlar.





Artık lafı uzatmadan, işin balık kısmına gelmek istiyorum. Arkadaşımı bırakıp geri dönüş yolunda, çekek yeri olarak adlandırılan, gezi ve balıkçı teknelerinin bakımının yapıldığı yerde avlanmak için durdum. Ben, buralarda kullanılan tek tek ve mamun yemlerinin yerine, çocukluğumun geçtiği İskenderundan kalma alışkanlığım olan karides kullanmayı tercih ediyorum. Hedef balığım, küçük olduğundan eşimin yiyebildiği tek balık olan kupes.

Arabayı yola park edip, on metre kadar pek dik sayılmayacak bir patikadan av yerime iniyorum. Deniz tabir yerindeyse, çarşaf gibi ve içindeki her bir ayrıntıyı görebiliyorsunuz.


Hemen takımı hazırlayıp suya yolluyorum. Önce şamandıralı bir takım deniyorum. Bir tıkırtı, hareket bile yok. Bu hiç alışılmadık bir şey değil benim için. Eğer bu zamanda hiç hareket yoksa, merada dolaşan yırtıcıların varlığına işarettir bu.

Ve hop, az ilerde kıyamet kopmaya başladı. Tahminen palamut dürüsü dalıyordu aterinalara. Birden, önümden rengarenk bir yaratık geçti. Çok güzel bir lambukaydı bu, derken bir ikincisi de teşrif etti. Ben su seviyesinin yaklaşık 1.5 metre yukarısındaki bir kayada olduğumdan (loca sayabilirsiniz) manzaram harika. Bu karga tulumba kargaşadan bende payıma düşeni almalıyım. Ama ne yazık ki yanımda bırakma kamışlarım ve takımlarım yok. Ayrıca canlı bir yemim de yok. Önce canlı yem tutalım, sonrasına da bakarım diyerek, kısa bir uğraştan sonra ilk kupesi yakalamayı başardım. Yem tamam da, şimdi de bırakma için takım yapmalıyım. Hemen çantandaki üçlü çarpma takımını bağladığım 50lik misinanın bağlı olduğu kasnak aklıma geldi. Üçlüyü çıkardım, misinadan top şamandırayı geçirdim, yerine biraz büyükçe bir iğne taktım ve sonradan olma bırakma takımım hazırdı. Hemen bırakma iğnesini kupese takım, takımı suyla buluşturdum. Henüz 1-2 dakika geçmemişti ki güm. Kasnak öyle bir uçtu ki, çam ağacının dalından bir tur sarmasaydım suyu boylaması içten bile değildi. Hemen misinayı elime alıp balığı yokladım. İnanılmaz bir direnç ve ilk zıplama. Lambuka, zıplamıyor uçuyordu adeta. Önce biraz sağa sonra hızla sola daldı ama nafile. ,İğne iyi oturmuştu ve böyle bir durumda en iyi yolun hızla ve boşluk vermeden balığı çekmek olduğunu biliyordum. Öylede yaptım ve balığı kayanın üzerinden aşırdım. Lambuka yakalayanlar bilirler; bu balığı karada zapt etmek suda yakalamaktan daha zordur. Neyse, iyi bir uğraştan sonra balığı durdurmayı başardım.


Buralarda edindiğim bir tecrübe bana şöyle der: Eğer bir lambuka tuttuysan bir ikincisini de çok rahat tutarsın. Çünkü bu balıklar, sürü mantığıyla hareket ederler ve bir arada olurlar. Öyleyse hemen ikinci bırakmayı yapabilmem için bir kupes lazım diyerek işe koyuldum. İkinci kupes ve ikinci lambuka da oltada. Aynı mücadele ve sonuç aynı. İki sıfır öndeyim. Avın devamında başka lambuka alamadım ama epey miktarla kupes, mercan, sokkan (çarpan) ve çıplak tuttum. Artık hava karamaya yakındı, gün batımında toparlandım ve eve döndüm.






Balıkları temizledim, lambukaları fileto çıkardım ve komşularıma yolladım. Diğer balıkların bir kısmı da akşam menümüze dahil oldular.



Sevgiler
Atilla Coşkun
Ekli dosyalar
-
50.5 KB Görüntüleme: 1,332
Moderatör tarafında düzenlendi:
