Erkan yalnız değilsin. İlk sezondan beri heyecanla takip ettim. Koskoca bir altı yıla neler sığmadı ki. Dizi başladıktan sonra hayatımdaki en büyük değişiklik oldu, evlendim. Amerika'ya yerleştim. Oğlum dünyaya geldi. Sonra Amerika'dan döndüm. Gazeteciliği bıraktım. Reklamcılık yapmaya başladım. Bir sürü film çektim bir baktım bu arada LOST bitmiş
Hiç seyretmeyen arkadaşları çok net anlayabiliyorum. Benim de başlamam biraz sancılı olmuştu. "Klasik bir ıssız ada filmidir, yüzlercesi çekildi, bana ne verebilir ki?" dedim. Ama kardeşlerimin ısrarına etrafımda beni çok iyi tanıyanlar da eklenince sırf hatır için ilk bölümü seyrettim. O güne kadar seyretmediğim 5 bölümü de hemen seyrettim ve gelecek haftayı iple çekenlerin arasına katıldım
Seyretmeden eleştiri ya da fikir beyanı çok doğru olmaz. Fikir beyan edebilmek için, en az ilk 5 bölüme bakılmalıdır. Aslında bu kadar uzun soluklu bir diziyi beğenip beğenmemeye karar vermek için en azından bir sezon seyredilmelidir. Yoksa bu, bir filmin ilk 15 dakikasını seyredip çıkmaya benzer. Fakat, LOST için ilk sezon ilk bölüm bile yeterlidir. Neticede 40 dakikalık (bir futbol maçının yarısından bile az) bir zaman kaybı olur en fazla.
LOST dizisi, birçok yönden takdire şayan bir dizidir aslında. Öncelikle sinematografik açıdan çok titiz bir çalışmaydı. Masraflardan kaçınılmadığı için gerçeklik duygusunu çok yakından hissettirmeyi başardı. İlk bölüm vurgusu biraz da bundandır, sırf o bölüm için yapılan harcama bile bir efsaneydi. Her ne kadar beklenen finali yakalayamasalar da, senaristler de çok çeşitli noktalarda "pes" dedirtecek şaşırtmacalara imza attılar. Altı sezonluk bir dizinin senaryosunun daha en başından belli olduğunu hissettik çoğu zaman. Mesela üçüncü sezonda ortaya çıkan bir olay için gösterilen flashback parçaların, aslında daha birinci bölüm çekilirken kaydedildiğini görmek bile, ciddi bir çalışma disiplini ve "ne yaptığını bilen bir ekip" görmek açısından mükemmeldi.
Erkan sosyal boyutuna biraz değinmiş, ama ben de girmeden edemiyorum. Diziyi başından sona takip eden ve konuları derinlemesine anlayarak teoriler üretmek, gelecek sezonun, hatta finalin tahminlerini yapmak isteyenler, seyrettikleri 40 dakikalık bölümün arkasından, en az bir o kadar vakti de bilgisayar ya da kitapların başında araştırma yaparak geçirdiler. Araştırmalar, dinler tarihinden, kuantum fiziğine, Mısır efsanelerinden, dünya coğrafyasına kadar uzayıp gitti.
Benim şahsi olarak ilginç bulduğum yönlerinden birisi de konuşulan aksanlardı. LOST adasındaki neredeyse her bir birey, aslında ABD'de yaşayan karmaşık nüfustan bir kişiyi temsil ediyordu bence. İngilizce'nin en az 5-6 aksanına, ifade biçimine, argolarından deyimlerine, ancak günlük konuşmalarda saklı olan kısımlarına çok net olarak şahit olduk.
Netice olarak şunu söyleyebilirim, bu diziyi takip ederken, bir televizyon eğlencesinin bizlere vermesi beklenenden çok daha fazla kazanımım oldu. Fakat, seyretmediğini söyleyen arkadaşlar, eğer aynı süre içinde, aynı düzende farklı bir etkinliğe devam ederek genel kültür anlamında bir gelişim yaşamadılarsa, işte kazanç ya da kayıp farkı burda ortaya çıkar...
Hiç başlamayanlara uzun soluklu bir macera olarak kesinlikle tavsiye ediyorum...