Hakan Kılıçkeser
Üye
- Katılım
- 11 May 2010
- Mesajlar
- 73
- Tepkime puanı
- 1
- Puanları
- 8
- Yaş
- 56
- Adı
- Hakan Kılıçkeser
Günlerden 12.10.2010 Salı, kalan bir haftalık iznimi değerlendirmek amacı ile sevgili dostum ve iş arkadaşım (site harici) ve kaptanım Necdet ile bir gece önce çabucacık yaptığımız program dahilinde saat 05.00’de Beykoz balıkçı barınağında buluşuyoruz.
Yolumuz uzun, vaktimiz dar, bu nedenle yoldan aldığım börekleri, demlediğimiz çay eşliğinde sabahın karanlığında Boğaz’ın karanlık sularında yol alırken yudumluyoruz. Sağlı sollu Palamut yakamozları eşlik ediyor teknemize, hafif lodos var, hafif de yağmur.
Kilyos açıklarındayız, “hadi” diyor Necdet Kaptan, uyumamış gece Zargana toplamış.( Pazartesi günü ben de Gökhan Ağabey ile Zargana tutmuş, ancak böyle bir program henüz olmadığı için o zarganaları şifa niyetine kısçeme yedirmiştim.)

Çıkarıyoruz bir tane, takıyoruz tek göz fletoları uzun oltalara, haydi bakalım rastgelsin. İlk vuruş bana, ama ilk balık Necdet’e. Bir Sarıkanat, arkasından bir tane de bana, aynından. Dolaşıyoruz ama balık nazlı, derken bakıyoruz, poyrazın açıklarında birkaç tekne dönüp duruyor, hadi bakalım hooop yallah karşıya. 300 gr’lık kurşunlar, zor buluyor dibi, Allah’tan sığ, 13-15 kulaçlarda dolaşıyoruz, monodan örülmüş ve fırdöndü ile beden üzerinde gezer hale getirilmiş uzun köstekli uzun oltam, tarıyor dibi.
“Dur Necdet dibe takıldı” diye bağırıyorum, yok hakikaten dibe takıldı. Necdet bir maverna, tamam kurtuldu. Biraz sonra “Necdet bu yine takıldı, yok yahu geliyor, Necdet çok iri” veee, evet bu bir Kofana 48 cm.’lik endamı ile.



Arkasından Necdet bir lüfer, arkasından ben bir tane daha derken bir Kofana ve dört Lüfer’i livara indiriyoruz.

Hala dönüyoruz ama artık balık vurmuyor, şöyle bir etrafa bakınıyoruz, millet yine Kilyos tarafına kaçmış, hadi bakalım bir daha karşıya. Bu defa açıyoruz çaparileri beyaz tüylü,simli, 35’e 30 köstekli çaparilerimizi. Balık nazlı, bütün gırgırlar etrafımızda dönüyor, belki yirmi kayık oltacı, belki 20 koca gırgır. Görüyorlar balığı. Koyun sürüsünün etrafındaki kurtlar gibi çevremizde dolaşıyorlar, derken kurtların azıcık cesaretli olanı dalıyor aramıza, başlıyor ağları dökmeye, kaçan kaçana neredeyse bizi de çevirecek, onu gören diğerleri de dalıyor orta yere. Balık mı tabiki de aniden kesiliyor, biraz daha açılıyoruz gene tek tük alıyoruz sarı kanatları, bu sefer başka biri geliyor, o da döküyor ağlarını, insanın bağırası küfredesi geliyor, sonra susuyoruz, yapacak bir şey yok.
Sonra bir iki de Tirsi takılıyor çapariye ama ne tirsi Lüfer kadar.

“Artık yorulduk mu Necdet?” ,”evet Ağabey” diyor Necdet, hadi bakalım sar o zaman, gidelim.
Yolumuz uzun, vaktimiz dar, bu nedenle yoldan aldığım börekleri, demlediğimiz çay eşliğinde sabahın karanlığında Boğaz’ın karanlık sularında yol alırken yudumluyoruz. Sağlı sollu Palamut yakamozları eşlik ediyor teknemize, hafif lodos var, hafif de yağmur.
Kilyos açıklarındayız, “hadi” diyor Necdet Kaptan, uyumamış gece Zargana toplamış.( Pazartesi günü ben de Gökhan Ağabey ile Zargana tutmuş, ancak böyle bir program henüz olmadığı için o zarganaları şifa niyetine kısçeme yedirmiştim.)

Çıkarıyoruz bir tane, takıyoruz tek göz fletoları uzun oltalara, haydi bakalım rastgelsin. İlk vuruş bana, ama ilk balık Necdet’e. Bir Sarıkanat, arkasından bir tane de bana, aynından. Dolaşıyoruz ama balık nazlı, derken bakıyoruz, poyrazın açıklarında birkaç tekne dönüp duruyor, hadi bakalım hooop yallah karşıya. 300 gr’lık kurşunlar, zor buluyor dibi, Allah’tan sığ, 13-15 kulaçlarda dolaşıyoruz, monodan örülmüş ve fırdöndü ile beden üzerinde gezer hale getirilmiş uzun köstekli uzun oltam, tarıyor dibi.
“Dur Necdet dibe takıldı” diye bağırıyorum, yok hakikaten dibe takıldı. Necdet bir maverna, tamam kurtuldu. Biraz sonra “Necdet bu yine takıldı, yok yahu geliyor, Necdet çok iri” veee, evet bu bir Kofana 48 cm.’lik endamı ile.



Arkasından Necdet bir lüfer, arkasından ben bir tane daha derken bir Kofana ve dört Lüfer’i livara indiriyoruz.

Hala dönüyoruz ama artık balık vurmuyor, şöyle bir etrafa bakınıyoruz, millet yine Kilyos tarafına kaçmış, hadi bakalım bir daha karşıya. Bu defa açıyoruz çaparileri beyaz tüylü,simli, 35’e 30 köstekli çaparilerimizi. Balık nazlı, bütün gırgırlar etrafımızda dönüyor, belki yirmi kayık oltacı, belki 20 koca gırgır. Görüyorlar balığı. Koyun sürüsünün etrafındaki kurtlar gibi çevremizde dolaşıyorlar, derken kurtların azıcık cesaretli olanı dalıyor aramıza, başlıyor ağları dökmeye, kaçan kaçana neredeyse bizi de çevirecek, onu gören diğerleri de dalıyor orta yere. Balık mı tabiki de aniden kesiliyor, biraz daha açılıyoruz gene tek tük alıyoruz sarı kanatları, bu sefer başka biri geliyor, o da döküyor ağlarını, insanın bağırası küfredesi geliyor, sonra susuyoruz, yapacak bir şey yok.
Sonra bir iki de Tirsi takılıyor çapariye ama ne tirsi Lüfer kadar.

“Artık yorulduk mu Necdet?” ,”evet Ağabey” diyor Necdet, hadi bakalım sar o zaman, gidelim.
Moderatör tarafında düzenlendi:
