bu arada dün bir kez de tek mantara iki balık bindi. biri irice çinekop (fotoğraftaki sağdan ikinci) diğeri de yaprak. yaprağı geri attım. bir arkadaş orada fotoğrafladı bu görüntüyü. "senin yüzünü photoshopla kesip kendi fotoğrafımı koyacağım" dedi.

aslında başarı değil başarısızlık çift balık. demek ki ilkinde anlamamışım. ya da ilk tasmayı vurup da "var mı?" diye bakıyoruz ya o anda belki ikincisi bindi.
ikinci husus, arkadaşlar tuttuğunuz balık fotoğraflarının yanına bir ebadı bilinen obje koyun ki balık boylarını anlayalım. ben swiss çakı koydum. sigara koymayın, kötü örnek olmayalım, ama sigara içelim elbet
üçüncü husus: taktığınız yaprağı şekildeki gibi keserseniz kenarından vurup alma ihtimalini de azaltmış olursunuz. ben ayrıca yine şekilde görüldüğü üzere 4 iğneli (3.ve 4. iğne 2. iğneden eş uzaklıkta) takım yapıyorum, sağlı sollu saplıyorum, bu balığın sıyırıp almasını, kenardan yırtmasını güçleştiriyor. üç iğneli takıma şekildeki kesim (bazı arkadaşlar iki yandan da kesip kalın parallel fitil gibi kullanıyorlar, ki o da mümkün) ya da 4 iğneli takım. hadi yine iyisiniz, uykusuzluktan tüyo verme kanalım açıldı yine
dördüncü husus: yine bilmeyen pek azdır ama yeni başlayan arkadaşlar da vardır aramızda. balık 5-10 dk vurmadığında azar azar yer değiştirip, o anki hareket ile çevreden geçen balığın ilgisini çekebiliriz. eğer zemin kayalık değilse, bunu kamış elde çok çok ama çok yavaş sarım ile bir akışa dönüştürüp ilgiyi iyice artırabiliriz.
beşinci husus: çift köstekli takımım yine iş yaptı ve üsttekiyle aldım balıkları. balık zaten çok açıkta değil. mera boşken çift köstekli takım. dip dibe atıyorsanız başkalarına dolaşmamak için standart takım. bir de askerde izli mermiler vardı. kurşunlar da öyle olsa, bunları kullanmak mecburi olsa fosforlu filan olsa. "sen benim üstüme attın", "oha abiciğim, sen beni ta oradan nasıl aldın" , " biz 20 senedir burada atarız, bir seninle dolaşıyoruz kardeşim" muhabbeti son bulsa. sahillerde cankurtaran gözetleme kuleleri olsa, ispark görevlisi gibi arkadaşlar her atanı hakem gibi uyarsa, ama insanlar birbirine girmese. hayat bayram olsa... bundan bir sonraki fantazim de fırdöndüye gece görüşlü, Bluetooth bağlantılı mini su altı kamerası yerleştirmek, böylelikle kesti mi kesmedi mi cep telefonu ekranından görüp mal gibi beklemeyiz.
altıncı husus: uzun kösteğe inanmıyorum bu dönem, inanmaya başlarsam yine yazarım, yanılmışım derim. kösteği bir kulaç yapmıyorum. yarım kulaçtan az fazla yapıyorum, çift köstek için karışmasın diye mecbur zaten de, tek köstek attığımda da öyle yapıyorum. ne yararı var diyeceksiniz. denize dalıp bakmadım olayı izlemedim ama kısa köstek tasmalama tepki süresini azaltıyor gibi. şimdi bir takımı dipte salınırken hayal edelim. bir kulaç yularıda bir yem akıntıya kıpraşıyor. balık buna sağdan soldan üstten nereden dalarsa dalsın bir süre (belki 1-2 sn) o misinayı sürükleyecek ve bizim ruhumuz bunu duymayacak, zira misinanın bolluğunda hareket etmiş olacak. eğer alttan yuları binerse, anında duyarız , çünkü güç olta ipine anında biner.
kısa köstekte balık yem temasını duyma süremiz yarıya iner, bu da balığın sürükleyip ısırıp, silkinmesini engeller diye düşünüyorum. bir şey biliyor filan değilim, sadece zihnimde canlandırıyorum.
herkes uzun köstek kullanırken kısa köstek ile daha az balık filan almadım, ki bu balığın kısa köstekte olta ipini (makinadan gelen) görmesi endişesini benim nazarımda azalttı. deneyin, paylaşın.
yedinci husus: isim , nick filan asla vermeyeceğim ama sahile inip de iki olta atmadan dünyayı yazan bir kaç kişi var. bu arkadaşlar tüm makinaların teknik özelliklerini drag güçlerini, kamışların aksiyonlarını filan üniversite sınavına girecek gibi çalışmışlar. her geçen gün hepimiz tecrübemizi artırmaya çalışıyoruz ancak bu işin tecrübesi okuyarak-yazarak kazanılmaz. oku, denize ulaş, dene, yanıl, tekrar dene gibi bir iş bu. internette düğüm videoları var, hani şu birinin atmadığı da iplerin simulaston olarak gösterildiği. oradaki şekilde düğüm de öğrenilmez bence, hangi el ile nereden tuttuğun önemli düğümde, bu sebeple daha zor görülmesine rağmen insan evladının düğüm atıp videosunu çektiği işleri izleyin. şunu da unutmayın: kombili evde ekranda , video ile beraber ilk seferde bile yapıp "ne varmış lan bunda" diyebilirsiniz. iki gün sonra sahile indiğinizde kafa lambası ışığında, yağmur yağarken hani nerede o kolay düğüm? tırt! şimdi söyleyeceğimi ise bir çok kimse anlamayacak, zira yaşamamış olacak. değerinin anlaşılması için tecrübe edilmesi gerekn cümlelerden biri geliyor. dikkat! sakın ha bir düğümü yanlış öğrenip elinizi de alıştırmayın. örnek de peşi sıra geliyor. ben çocukken klasik fırdöndü düğümünü ( halka yapıp 3 kes dola çek) yanlış oturttum. halkayı acuç içine doğru yapacaksın ki diğer parmaklar ile tıkır tıkır sarabilesin. düzelttim, doğrusunu öğrendim, 1000 tane attım doğrusunu, yine elim bazen öbürüne gidiyor. kas hafızası nefis bir şey. yanlışta da bir o kadar tehlikeli...
şimdilik bu kadar...