Facebook Paylasım platformda gordum bu resmı ıstanbul bogazında yakalanmıs mersın balıgı yazık cıdden su resmı gorunce ıcım cız ettı ınsallah balıgı salmıslardır
Geçen gün akıntı burnunda kendini bilmez insanlar tarafından katledilen 80 cm Lik Mersin balığına yazdım.
Bir zamanlar mersin balığı altın yumurtlayan tavuk gibiydi. Çünkü havyarı çok iyi para ediyordu. Ancak, bugün nesli tükendi. Eski günleri özleyenler şimdi mersin balığını arıyor.En son görüldüğünde 10 milyon yaşındaydı. Her sene on binlerce yavrusu oluyordu. Karadeniz’in kara suları ile Anadolu’nun serin ırmakları arasında gitti geldi milyonlarca yıl.
Tuzu sevmezdi, o yüzden sıcak denizlere, Ege’ye, Akdeniz’e hiç inmedi. Hep Karadeniz’in müdavimi oldu. Kılıç balığı burunlu ve bıyıklı olanlarına çika denirdi. İri başlı olanlarına ise muruna. Kendi ağırlığının üçte birine yakın tohum üretip yavru yumurtlayabilirdi. Hem o kapkara yumurtaları dünyanın en iyi havyarı demekti. Onu otuz yıldır gören yok. Bazen kaçak avcılık yapanların ağlarına takıldığı oluyormuş. Birkaç üniversitenin ise deneme havuzlarında rastlamış akademisyenler. Ama son yıllarda mersin balığını gören olmamış. Nesli tükenmiş yani.
Deniz birçok insan için hayat biçimidir. Sakarya Nehri’nin Karadeniz’e kavuştuğu Karasu halkı için de öyledir. Yüzün üstünde balıkçı teknesi ve taka şimdi dinleniyor söğüt ağaçlarının yanı başında. Mayıs-ekim arasındaki avlanma yasağı nedeniyle denize çıkan yok şimdilerde. Karasu, Karadeniz’de nesli tükenen deniz canlılarından mersin balığının en son görüldüğü beldelerden biri. Ansiklopediler onu, ‘hem denizde hem tatlı suda yaşayan kıkırdaklı cinsindendir’ diye tarif ediyor. Cinslerine göre 30 kilogramdan 700 kilograma, 30 santimden 3-4 metreye kadar çıkabiliyormuş büyüklüğü. Sürüler değil, üçlü beşli gruplar halinde dolaşıp şubat-mayıs dönemlerinde yumurtalarını nehirlere bırakırlarmış. Büyüme evrelerini denizde, üreme evrelerini tatlı suda geçiren bu balıkların yumurtalarından elde edilen siyah havyar, Karasu’dan İstanbul ve dünya pazarlarına satılırmış. Besin değeri çok yüksek siyah havyar tuzlanarak cam kavanozlarda piyasaya sürülürmüş. 1930’lu yıllarda 30 ton olarak kayıtlara geçen balık üretimi 1970’li yılların sonunda tamamen bitmiş. Bunun 5-6 tondan fazla havyar olduğunu düşündüğünüzde Türkiye çok ciddi ve milyon dolarlık bir pazarı kaybetmiş. Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak gibi büyük nehirler, Bartın Çayı gibi dereler de elbette yuvası olmuş. Ancak o en çok Sakarya’yı, Karasu’yu sevmiş.
Bugün 18 bin nüfuslu ilçenin belediye ambleminde yaşayan mersin balığı, 1970’lere kadar yüzden fazla balıkçı ailesinin geçim kaynağıymış Karasu’da. Denizle ırmağın buluştuğu Yeni Mahalle’nin 78 yaşındaki balıkçısı Mehmet Siyam, gençliğinin büyük kısmını mersin balıklarından havyar üreterek geçirmiş. Şimdi İran’da, Rusya’da havyar üretenlerin balıkları sağarak, karnını kesip sonra dikerek tekrar denize saldığını söylüyor. Bu sözleri acı bir itiraf ekleniyor: “Biz yanlış yaptık, altın yumurtlayan balığı kestik, yedik. O günkü balığın üçte biri olsa Karasu yeniden imar edilirdi.” Mehmet Siyam birkaç yıl önce ölen arkadaşı Mustafa Zafrak ile Karasu’da tam bir havyar üretim üssü kurmuş 1960’larda. Yıllık 600 kilo yani yarım tondan fazla havyarı elleriyle işlermiş. İstanbul’a yakın olduğu için havyarın pazarlamasını da arkadaşı Zafrak yaparmış. Önce oteller talep etmiş, sonra fabrikalar istemiş kara inciyi. Mersin balığının bir seferde milyonlarca yumurtlayabildiğini anlatıyor Siyam. Havyar işledikleri atölye hâlâ ayakta; elekler, kimyasallar, tuz saklama kapları, kavanozlar, tenekeler...
Hazar Denizi ve Karadeniz çevresindeki mersin balıklarının dişilerinden alınan yumurtalar, havyara dönüştürülerek dünya piyasalarında kilosu 5 ila 10 bin dolar arasında satılıyor. Bu havyarın gramının 5-10 dolara satılması demek. İngiltere’nin havyar borsasındaki en gözde ürünler İran’ın Hazar Denizi kıyılarındaki balıklardan elde ediliyor. Siyam Usta bunu bilerek “Altın yumurtlayan balıkmış meğer, kıymetini bilemedik balığın.” diyor. İran, Rusya, Kazakistan, Romanya, Bulgaristan havyar üretiminde öncülük eden ülkelerin başında geliyor. Dünya pazarlarında satılan havyarların yüzde 90’ı İran ve Hazar Denizi kaynaklı. Yıllar önce Karasu da bu merkezlerden biriymiş. Mehmet Siyam, bugün el üstünde tutulan İran havyarının Karasu havyarı yanında kıymeti olmadığını anlatıyor. İran’dan İstanbul’a kaçak getirilen havyarın kilosu 25 liraya satılırken, Siyam ve Zafrak kilosunu 50 liradan satarmış. Üç millik avlanma sahası içinde avlanan mersin balıklarının tamamı Siyam Usta’ya getirilirmiş Karasu’da. İhaleyle mersin balığı hakları satın alınırmış. İki arkadaş balıkçıların getirdiği her balığın yumurtasını sağmış adeta. “O günlerde yılda 600 kilodan fazla havyar işleyip satardık. Şimdi bunun üçte biri olsa Yeni Mahalle beldesi ihya olur.” diyor Mehmet Siyam.
İki yıldır, mersin balığını geri kazanmak ve dikkati bu konuya çekmek için Mersin Balığı Festivali yapıldığını hatırlatan Karasu Dayanışma Güzelleştirme Derneği Başkanı Erdal Bıçakçı, “Mersin balığı simge, amaç Karadeniz’in nesli tükenen bütün balıklarının korunmaya alınması.” diye konuşuyor. Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ali Sezer ise başka bir noktaya dikkat çekiyor: “Sakarya Nehri’nin en kıymetli hazinesini dedelerimize, babalarımıza teslim etti. Ancak onlar emaneti bize ve torunlarına bırakamadı.” Beldenin bütün balıkçılarının yakaladıkları mersin balığını serbest bıraktığı ididasını savunan Sezer, ağ ve kasnaklarla avcılık yapan amatör balıkçıların mayıs-haziran döneminde kalan balıklara büyük zarar verdiğini söylüyor. Sezer, mersin balığı avcılığının Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Su Ürünleri Sirküleri ile 1380 sayılı Su Ürünleri Yasası ve Su Ürünleri Yönetmeliği’ne göre yasak olduğunu hatırlatıyor. Yani balıklar kağıt üstünde koruma altında.
Mersin balıklarına tek bilimsel destek Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) tarafından veriliyor. Bu destekle 1997’den itibaren mersin balığının bütün türleri koruma altına alındı. TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk’ün verdiği bilgiye göre İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi bünyesinde mersin balığı yavru üretim ve büyütme projeleri hayata geçirildi. Karasu’dan Sakarya Nehri ve Karadeniz’e bugüne kadar 5 binden fazla balık atıldı. Öztürk, “Ancak asıl problem halkın ve balıkçıların buna sahip çıkıp, gerçekten koruma altındaki türlerin çoğalmasını sağlamasıydı. Bu yapılamadı. Artık iş balıkçılarla halka kaldı.” diyor.
Mersin balıklarının stokları son 20 yılda azaldı. Öyle ki 1000 tonlara kadar çıkan balık üretimi son 10 yılda 10 tona kadar düştü. Şimdi yok denecek kadar az balık nüfusunu korumak tek amaç. TÜDAV, 1997-2000 yılları arasında balıkçılara seminerler verdi. Sakarya ve Kızılırmak başta olmak üzere birçok alanda etkinlik düzenlendi. 2000-2003 yılları arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) desteği alındı. Eğitim filmleri ve broşürlerle mersin balığı tanıtıldı. Kaçak avcılığın önlenmesi için yapılanlara son olarak, 2004-2005 haziranında gerçekleştirilen festivaller eklendi.
Özel havuzlarda yetiştirilerek Sakarya’ya salınan mersin balıklarının akıbeti çok da hayırlı değil. Balığın neslini geri kazanmak için başlayan girişimin en büyük engelleyicisi amatör balıkçılar olmuş. Kasnak ve ağlarla hâlâ balık tutanlar var. Karasu çevresindeki amatör balıkçıların bir kısmının balığı bile tanımaması sorunun başka bir boyutu. Balıkçılar, yakaladıklarından mersin balığını denize attıklarını söylüyor. Ancak yıllarını buna vermiş Mehmet Siyam, “Geçen sene 100 kiloluk bir balık yakalandı ve el altından İstanbul’a satıldı.” diyor. Altın yumurtlayan balığın suya atılan yavrularının büyümesi için en az 5-7 seneye ihtiyacı var. Sakarya, şimdi kaybettiği altın yumurtlayan balığını arıyor. Bulanlar, yakalayanlar onu derhal suya, denize atsın; duyurulur.
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı
Facebook da paylaşılmış çok güzel bir yazı ,en azından bu balık hakkında hiç bilgisi olmayan oltacıları bilgilendirme açısından faydası olacağını düşünüyorum.