B
BS Okuru
Misafir
Hasan ve İbrahim Beyler; endişelerinizi ve anlatmak istediklerinizi gayet iyi anlıyorum. Asıl anlaşılmayan benim gibi geliyor sanki…
1) Bu forumda son günlerde konuyla ilgili yazıya döktüğüm fikirlerimin hiçbir kısmında bu işin çocuk oyuncağı olduğunu yazmadım. Kimseye “ paşa gönlünüz nasıl istiyorsa, kafanıza göre her hava ve deniz koşulunda açık denize çıkabilirsiniz kayakla” demedim. Daha ilk başta deniz kayağının da bir tekne türü olduğunu ve açık denize çıkacak herhangi bir tekne hangi kurallara tabi ise kayağında aynı kurallara tabi olduğunu belirttim. Balık tutmak hevesiyle bu işe merak salmış bir kişi için bunca yazdığım halde daha balık tutma konusuna gelemedim. Sizce ben insan hayatını hafife alıyor olsam mesai harcayıp, yazmak zahmetine girer miyim? Tekrar tekrar belirtiyorum teknoloji ve iletişim bugünkü seviyesindeyken yararlanmamak enayiliktir. En az iki hava tahmin kaynağından bölgedeki hava şartlarının nasıl gelişeceğini ezber etmeden “açık denize” çıkılmamalıdır. Bu güne kadar içine düştüğüm iki kötü durum da benim kendi hatamdır. İlkinde hava tahminlerine hiç bakmadım, ikincisinde havanın bozacağını bile bile kendime aşırı güvenerek gittim. Hatalı olan benim kayak değil ki. Benim bu konudaki son söyleyebileceğim, herhangi tekne olursa olsun, ne kadar güçlü bir motora sahip olursa olsun, kötü ve dirayetsiz bir kaptanla kötü havadan çıkamaz.
2) Her tekne türü, tasarımı itibarı ile birbirinden farklı kararlılığa, farklı hidrodinamik ve aerodinamik yapıya sahiptir. Ben aynı zamanda ailemle beraber olabilmek için aldığım bir fiber teknenin de sahibiyim. Gerek hidrodinamik gerek aerodinamik yönünden çok farklılar emin olun. Birbirleriyle kıyaslama yapmak doğru değil. Ciddi kayak imalatçıları tasarım konusunda bizim yerli fiber tekne imalatçılarının bir kısmından fersah fersah ilerideler. Siz bindiğiniz tekneye dahi yeterince güvenmezken ben şunu gönül rahatlığıyla söylerim: Yetenekli bir kürekçi, doğru kayak, doğru donanım, doğru fiziksel ve ruhsal hazırlıkla Türkiye’nin etrafını denizden dolaşabilir. 50 yaşında bir kadın, Güney Amerika kıtasının etrafını, kayakla, kürek çekerek dolaşabiliyorsa, neden olmasın ki? Kayağı küçümsemeyin. Kabiliyetli bir teknedir o…
3) En önemli madde bu, lütfen iyi değerlendiriniz. Benim kayak üzerinden yakaladığım ilk balık Seyhan Baraj Gölü’nde yakaladığım, Adana’da yerel olarak “ağzıbüyük” olarak andığımız ve halen şahsi rekorum olan 3 kilo üzeri bir kasna yani Tatlısu kefalidir. Ne yazık ki fotoğrafını çekmeye hazırlanırken bir çırpınışta kucağımdan suya atlamıştı da anı yaşatacak bir fotoğrafını çekemeden gitmişti. Kayak oltacılığımdaki en güzel hatıralarımdan birisidir. Deniz kayağı yüksek adaptasyonu olan komple bir teknedir. Mühim olan sizin amacınıza ve keyfinize hizmet etmesidir. Kayağa her oturan “açık denize” çıkacak, hep büyük balık peşinde koşacak diye bir kaide yok ki! Benim nazarımda malzememi kayağa yükleyip barajın ıssız bir koyunda sazan yakalamaya gitmekle, denizin derinliklerinde balık kovalamak arasında “duyduğum keyif” yönünden hiç fark yok, olmamalı da. Oltacı, olta ve balık üçgeninin kurulabildiği her yer kıymetli görülmeli. Doğru değil mi? Oltanın nerede atılacağı tamamen kişisel bir tercihtir.
1) Bu forumda son günlerde konuyla ilgili yazıya döktüğüm fikirlerimin hiçbir kısmında bu işin çocuk oyuncağı olduğunu yazmadım. Kimseye “ paşa gönlünüz nasıl istiyorsa, kafanıza göre her hava ve deniz koşulunda açık denize çıkabilirsiniz kayakla” demedim. Daha ilk başta deniz kayağının da bir tekne türü olduğunu ve açık denize çıkacak herhangi bir tekne hangi kurallara tabi ise kayağında aynı kurallara tabi olduğunu belirttim. Balık tutmak hevesiyle bu işe merak salmış bir kişi için bunca yazdığım halde daha balık tutma konusuna gelemedim. Sizce ben insan hayatını hafife alıyor olsam mesai harcayıp, yazmak zahmetine girer miyim? Tekrar tekrar belirtiyorum teknoloji ve iletişim bugünkü seviyesindeyken yararlanmamak enayiliktir. En az iki hava tahmin kaynağından bölgedeki hava şartlarının nasıl gelişeceğini ezber etmeden “açık denize” çıkılmamalıdır. Bu güne kadar içine düştüğüm iki kötü durum da benim kendi hatamdır. İlkinde hava tahminlerine hiç bakmadım, ikincisinde havanın bozacağını bile bile kendime aşırı güvenerek gittim. Hatalı olan benim kayak değil ki. Benim bu konudaki son söyleyebileceğim, herhangi tekne olursa olsun, ne kadar güçlü bir motora sahip olursa olsun, kötü ve dirayetsiz bir kaptanla kötü havadan çıkamaz.
2) Her tekne türü, tasarımı itibarı ile birbirinden farklı kararlılığa, farklı hidrodinamik ve aerodinamik yapıya sahiptir. Ben aynı zamanda ailemle beraber olabilmek için aldığım bir fiber teknenin de sahibiyim. Gerek hidrodinamik gerek aerodinamik yönünden çok farklılar emin olun. Birbirleriyle kıyaslama yapmak doğru değil. Ciddi kayak imalatçıları tasarım konusunda bizim yerli fiber tekne imalatçılarının bir kısmından fersah fersah ilerideler. Siz bindiğiniz tekneye dahi yeterince güvenmezken ben şunu gönül rahatlığıyla söylerim: Yetenekli bir kürekçi, doğru kayak, doğru donanım, doğru fiziksel ve ruhsal hazırlıkla Türkiye’nin etrafını denizden dolaşabilir. 50 yaşında bir kadın, Güney Amerika kıtasının etrafını, kayakla, kürek çekerek dolaşabiliyorsa, neden olmasın ki? Kayağı küçümsemeyin. Kabiliyetli bir teknedir o…
3) En önemli madde bu, lütfen iyi değerlendiriniz. Benim kayak üzerinden yakaladığım ilk balık Seyhan Baraj Gölü’nde yakaladığım, Adana’da yerel olarak “ağzıbüyük” olarak andığımız ve halen şahsi rekorum olan 3 kilo üzeri bir kasna yani Tatlısu kefalidir. Ne yazık ki fotoğrafını çekmeye hazırlanırken bir çırpınışta kucağımdan suya atlamıştı da anı yaşatacak bir fotoğrafını çekemeden gitmişti. Kayak oltacılığımdaki en güzel hatıralarımdan birisidir. Deniz kayağı yüksek adaptasyonu olan komple bir teknedir. Mühim olan sizin amacınıza ve keyfinize hizmet etmesidir. Kayağa her oturan “açık denize” çıkacak, hep büyük balık peşinde koşacak diye bir kaide yok ki! Benim nazarımda malzememi kayağa yükleyip barajın ıssız bir koyunda sazan yakalamaya gitmekle, denizin derinliklerinde balık kovalamak arasında “duyduğum keyif” yönünden hiç fark yok, olmamalı da. Oltacı, olta ve balık üçgeninin kurulabildiği her yer kıymetli görülmeli. Doğru değil mi? Oltanın nerede atılacağı tamamen kişisel bir tercihtir.
Moderatör tarafında düzenlendi:
